şükela:  tümü | bugün
  • eğer soldier of fortune'un giriş melodisini duyup da ah çekmiyorsam artık, seni unutmuşum demektir.

    edit: imla
  • günlerdir düşünüp duruyorum üstelik bir iki bir şey değil düşündüklerim. öfkelendiğim zamanlar beni öfkelendiren şeyin tam olarak ne olduğunu düşünüyorum olasılıklar silsilesi ile beraber bir neticeye ulaşamıyorum. biri var mesela o sevdiği kadını anlatıyor bunları duymak tadımı kaçırıyor. tadımı kaçıran kendi yoksunluğum mu yoksa onu kıskanıyor oluşum mu onu da bilmiyorum. annemi düşünüyorum dün epey canını sıktım bir yanım haklıydın diyor öteki yapmasaydın keşke. haklı olan yanım beni yalnız bıraktıkları, anlamadıkları yönünde. haksızlığım ise burada olmamı istiyor belki benden utanıyor çoğu zaman ama yok sayamıyor klişe de olsa evlat işte. arkadaşlarımı düşünüyorum iyi ki varlar diyorum fakat bilinçaltımda onlara kırgın olduğumu hissediyorum çünkü ne zaman içip sarhoş olsam beni anlamadınız diyorum, siz beni çok yalnız bıraktınız. velhasıl hayatımı sikip attınız hepiniz en çok da kendim.
  • daha gelişmem gereken çok şey var ama benim adım atmam gerek. lakin bazıları uyum sağlayarak kendiliğinden gelişecek.
  • portmantom ol, asılayım sana...
  • uzun süren çaylaklık dönemim yeni bitti. allahını seven benimle şurdan sosyalleşip iki kelam etsin.
  • anlamadığım bir şey var. bir süredir dikkatimi çekiyor. yazar ya da çaylak kişisi beni takibe almış belli. her yazdığımı okuyor ve akabinde ama eleştirel ama küfür yollu mesaj atıyor. yok ketumsun yok birine sinirlenmişsin hepimize karşı "alayınızın a.ına koyucam" modundasın yok sen şusun sen busun. abi yapacağınız şey basit engelleyin beni, takipten çıkartın olsun bitsin. yazdıklarımı size zorla okutmuyorum. illa beni okuyun diye bir derdim de yok. görüşlerim hoşunuza gitmiyor mu çıkarın beni takipten basın engeli olsun bitsin. bir de kendince doğru olan fikri kabul ettirme derdinde olanlar var. kabul ettiremeyince pisleşiyorlar. adam fikrini anlatıyor anlatıyor. sana göre doğru olan bu bana göre de ilgili entry'de yazdıklarım diyorum hop küfür. ve anladığım kadarıyla bu yazdıklarımdan tek rahatsız kişi de ben değilim. yapmayın arkadaşlar bunu.
  • kimi zaman insanların yüzüne söyleyemediğimiz için buradan söylemek zorunda kaldıklarımızdır.
    bu uzun entryi buraya, inandığım çoğunluğun hislerine tercüman olmak için bırakıyorum. alınız, kullanınız efendim.

    sen, sayın amına koyduğum; araba sürerken dinlendiğin müzik hiçbirimizi alakadar etmiyor. belki müzik güzel, gece karanlık, yol da güzel, araba akıyor; ortamı çok beğendin... bu bizim zerre sikimizde değil. sadece yolu çekip art arda paylaştığın hikayeleri biz sana söverek geçiyoruz. açtığın o beş para etmez şarkılara laf etmiyorum bile, onları da dinlemiyoruz genelde.

    bazen flood yapmak yerine, arabayı otoparktan falan çıkartırken tek bir hikaye atıyorsun ya hani; o çaktırmadan göstermeye çalıştığın arabanın modeli de zerre sikimizde değil. istersen lamborghini'ye bin! o amına koyduğumun logosunu sanki farkında değilmiş gibi instagram hikayenden paylaştıktan sonra o arabaya ha köydeki eşek binmiş, ha sen binmişsin. bir farkı yok, görgüsüzlüğün lüzumu da yok. siktir git.

    ve sen, hüzünle beslenen, yazdığı her cümlenin sonuna üç nokta koyup hüzünün dibine vuran plazalı dostum, handeciğim, handancığım, tuğbacığım... öncelikle belirtmek istiyorum ki çok iticisin. sürekli ağlamaklı dolaşman, koyu renk saçlarını mavi-mor-gri gibi bunalım renklere boyatman; haftada üç kere kadeh, rakı, müzeyyen temalı paylaşımlar yapman ve her perşembe geçmiş güzel günlerini yad etmen eskiden hiç birimizin sikinde değilken artık sinirimizi bozmaya başladı. arkadaşlarınla haftasonu dağ taş gezmeye gidiyorsun, ne güzel. lütfen kameraya götünü, manzaraya da yüzünü dönüp, kollarını havaya kaldırıp ellerinle victory işareti yapma, "herşeye rağmen güçlüyüm" fotoğrafları paylaşma! yarattığın melankolik hava ve bu fotoğrafların altına yazdığın, her cümlesinin sonuna üç nokta koyduğun için buğulu gözlerle okuduğumuzu sandığın o cümleleri biz şiirsel bulmuyoruz. aksine, zorladığın duyguları gözümüze noktalarla sokmaya çalışmandan dolayı rahatsız oluyoruz. acıların olabilir, saygımız sonsuz. ancak bunu bu şekilde yaşamak zorunda değilsin. bu şekilde aksettirmek zorunda hiç değilsin. siktir git lütfen.

    sen, gurme dostum, life koçum, moda ikonum, traveller kankim, sevgili onlarca blogger arkadaşımdan biri... kabul et seninki tutmadı, tutmayacak. tutmaz da zaten. o uuup uzun açıklamalarını hiçbirimiz okumuyoruz. araya onlarca smiley* koyduğun halde yazdıkların hiçbirimizin ilgisini çekmiyor. ayıp olmasın, yüz yüze bakıyoruz diye beğeniyoruz biz o fotoğrafları! ne kadar spor yaptığın, kaç kalori yaktığın, ne yediğin, ne giydiğin, nerede tatil yaptığın sikimizde değil. ha, sen demişken; geçenlerde bir de eşinle birlikte ayrı bir instagram hesabı açmış ve ceydacoşkungeziyor gibi saçma sapan bir isim vermişsin*. sana da uyuz oluyoruz. kalkmış, bunu hikayende paylaşıp zorla takip ettirmeye çalışıyorsun. ulan ben senin kişisel hesabını zor takip ediyorum, hatta sessize aldım ama laf ettiğin için sadece takipte bırakıyorum; sırf okuma yazma biliyorsun ve özentinin tekisin diye kocişinle açtığın o beş para etmez gezgin hesabını neden takip edeyim? siktir git.

    kociş deyince sen de aklıma geldin. sen, yeni evlenen sevdacığım, ferdacığım ve yeldacığım. o lüks mekanda, onca para domalıp yaptığın kına geliyor aklıma. hani o organizatör kızlar etrafında dans ediyor, sen de ingiltere kraliçesinde olmayan bir hava ile yürüyor ve elindeki o tüylü yelpaze ile yüzünü yelliyorsun ya; çok iticisin. hakkaten, kendini ne sanıyorsun o yelpaze ile mal mal yürürken? küçükken hayal ettiğin, prensesler gibi olduğun düğünün başlangıcı böyle miydi? yoksa sonradan mı böyle oldun? küçüklüğünde "en lüks mekanı kapatırım, yelpazeyi kaptığım gibi havalı havalı yürürüm" diye mi hayal kuruyordun? yoksa sonradan görmeliğin veya görmemişliğin mi seni bunu yapmaya, yaparken de kendinle gurur duymaya itti? valla, cevabı bilimiyorum ama, sen de çok iticisin. biz sana da ayar oluyoruz ve sen de siktir git lütfen!

    sana sövecek kadar uyuz olmasam da sana da bir şey söyleyeceğim. hikayelerden çok bahsettik. hani arada bir konsere gidiyorsun ya, üst üste konserdeki adamı çekip atma amına koyim. zaten bir tanesini izleyip anlıyoruz orada olduğunu. ondan sonra attıklarının hepsi çöp, farklı bir şey yok. mastürbasyon yapmak yerine ortamla ilgilensen, oranın tadını çıkarsan ve biraz müzik dinlesen olmaz mı?

    imitasyon rolex'inin tacını, elinde bir şeyler tutarak çektiği fotolarda kenardan kenardan göz kırptıran arkadaşım. o rolex orijinal olsa bile gözümüze o kadar çok sokuyorsun ki, hepimiz imitasyon olduğunu düşünüyoruz.

    herkeste olduğu gibi bende de sorunlar olduğunu biliyorum. kafama çok takıyorum mesela. haddime olmayarak ota boka laf ediyorum, belki birazdan yeşiller gelecek, alttaki entry sahipleri bana sövecek. ama ben dayanamıyorum, çünkü sizin paçalarınızdan görgüsüzlük akıyor, ellerinizden de görmemişlik damlıyor. havalı olacağım derken "bende aşağılık kompleksi var!" diye bağırıyorsunuz ve ben buna dayanamıyorum.

    keşke bu entry, bu yazdıklarımı söyleyemediğim herkese ulaşsa. ulaşsa da hepsi tek tek sindire sindire okusalar, okusalar da artık biraz değişseler.

    değişmiyorlarsa da, siktir olup gitsinler.
    tşk.
  • dün vaadedenler, yarın başkalarının vaatlerinde yok olacaklar.
  • bir yangının ortasında üşüyorum. tam olarak. eksiksiz fazlasız. mecaz değil hiç bir harfi.
  • tüm insanlık en kısa zamanda helak olur umarım.

    ne bileyim yarın mesela dünya'ya bir göktaşı çarpsa tüm insanlık bir anda yok olsa.

    ay hadi lütfen olsun bu.