şükela:  tümü | bugün
  • 6-7 yaşlarında var mıydım hatırlamıyorum, ana yolun geçtiği köprünün birinde ben kardeşim ve bir arkadaşımız köprüye çıkmış, aşağıdan geçen ırmağı, balık tutanları izliyorduk. bizim gibi çocukların o köprüye çıkması yasaktı aslında, biri görse hemen ordan uzaklaştırırdı, tehlikeliydi çünkü, yaya geçidi bile yoktu, emniyet şeridi bile yoktu, dardı köprü...

    aşağıda küçük bir botla balık tutan bir adam vardı, bir gün önceden ağ sermiş, o gün ağını toplayıp bir yandan ağına takılan balıkları alıyordu... biz aşağı bakarken köprünün altından diğer tarafa geçti, biz de sağa sola bakıp araba geçmeyince peşinden karşıya geçtik, yine aşağıda balık tutan amcayı izliyorduk. aşağıdaki amca ağı zikzak şeklinde serdiğinden bir o tarafa bir bu tarafa geçiyordu, biz de aynısını yapıyorduk.

    bu kez abim karşıda, çocukluk arkadaşım onun yanındaydı. ağ toplayan amca bu kez benim tarafa geçince çocukluk arkadaşım yolu kontrol etmeden direk yola atladı bu tarafa geçmek için. koşuyordu, belki bir adım daha atabilse kurtulacakken atamadı o son adımı. hızlıca geçen bir taksi çarptı arkadaşıma gözlerimin önünde, ilk çarpmanın etkisi öyle şiddetliydi ki arkadaşımı havaya fırlattı, çarpmanın etkisi ile havada bir kaç kez dönen çocukluk arkadaşım, durmaya çalışan arabanın camına çarptı, araba köprü çıkışında ancak durunca da yuvarlanarak yere düştü... yan yatmıştı, sağ kolu öne doğru uzanmış ve yüzü sağ kolunun üzerindeydi, bedeninde morluklar vardı...

    köprünün bariyerlerine tutunarak donup kaldığımı hatırlıyorum. öylece bakakalmıştım, o kadar korktuğumu hiç hatırlamıyorum. sağ kolunun üstüne düştüğünde akan kan da yavaş yavaş kaplamıştı yeri, yavaş yavaş yayılıyordu etrafına... bacağında şort, üzerinde beyaz bir penye, ayağında çorap ve terlik vardı. başında da yarım bir şapka... yazın çorap mı giyilir diye alay edip gülüyorduk onunla, ayakları üşüyormuş hep, annesi giydiriyormuş... o günden sonra bir daha üşüdü mü ayakları bilmiyorum.

    çarpmanın etkisi o kadar büyüktü ki, sesi duyanlar köprünün etrafındaki bahçelerden çıkıp yola bakıyorlardı. ağustos ayıydı, fındık zamanıydı, köprünün az ötesindeki bahçe de o çocukluk arkadaşımın, ailesininmiş, kaza olur olmaz herkes bahçeden yola fırlayınca, aralarında anne ve babası olduğunu anladığım insanları gördüm. annesinin çocuğu o şekilde görünce nasıl çığlık attığını, nasıl kriz geçirdiğini hatırlarım, babasının koşup cansız bedenini kucağına aldığını, tüm vücudunun çocuğundan akan kana bulandığını hatırlarım, etraftakilerden bazılarının annesini, bazılarının da babasını sakinleştirmeye çalıştığını hatırlarım...

    adı emrullah'tı çocukluk arkadaşımın, kızları çok olan evin bir oğluydu, el üstünde tutuluyordu, köprüde balık tutan adamı izlerken, cansız bedeni sağ kolunun üzerine düştü çocukluk arkadaşımın. o gün hiç ağladığımı hatırlamıyorum ama sonra aklıma geldikçe çok ağladım... hep sordum kendime, hala da sorarım, benim, abimin, bizim yüzümüzden mi öldü çocukluk arkadaşım?

    bazen bayramlarda mezarlığa giderim ailemle, bazen yanından geçerim çocukluk arkadaşımın mezarının, üzerinden nerdeyse 25 yıl geçti, ben kocaman adam oldum, arkadaşım küçük mezarında hep çocuk kaldı, ben büyüdükçe mezarı küçüldü sanki... anladım ki, çocukların mezarları olmamalı...

    birgün geleceğim yanına çocukluk arkadaşım, bu kez arabaların geçmediği köprüden izleyeceğiz aşağıda balık tutan adamları, bu kez annen ve baban cansız bedenini görmeyecek, bu kez sağ salim döneceksin yanlarına, annen acıkmışsındır diye hazırladığı sandviçleri verecek, üzüm de olacak yanında, hele bir de o yazın sıcağında taze yayık ayranı da varsa, karnını doyurup tekrar geleceksin yanımıza ve biz hep balık tutan adamları seyredeceğiz çocukluk arkadaşım, sonra ırmağa inip sığ yerinde anadan üryan soyunup yüzeceğiz, tekrar acıkana, sıkılıp balık tutan adamları tekrar izlemeye gidene kadar, sen yeter ki uyu, ışıklar içinde uyu, bekle beni çocukluk arkadaşım...

    söz canım çocukluk arkadaşım, söz bir daha üşüyen ayakların için giydiğin çorapla alay etmeyeceğim...
  • yer:iskenderun sahil.

    muhtemelen anasınıfı ya da birinci sınıftayım, haftasonunun gelmesini iple çekerdim. bilirdim ki haftasonu babam beni sahildeki büyük ve güzel olan parklara götürecek sonra da yusuf amcanın o güzelim damla sakızlı dondurmalarından yiyebilecektim en güzeli ise sahilin sonundan yükselen o bulutları görebilecektim,eğer sahilin sonuna kadar yürüyebilirsem onlara dokunabileceğime dahi inanıyordum. evet demir-çelik fabrikasının bacasından çıkan o dumanları bulut zannediyordumm ve uzunca bir süre oranın bulut fabrikası olmadığına kendimi ikna etmem gerekti
  • ilkokul öğretmenimden vileda sopasıyla yediğim dayak. ulan el kadar çocuğum ne yapmış olabilirim vicdansız karı..
  • abouuu (bkz: #80965901)