şükela:  tümü | bugün
  • yaşandığı taktirde uzunca bir süre etkisinden kurtulamayan travmalardır.anlatıp biraz olsun rahatlamak gerek.
  • ilk travmamı erkek kuzenimle yaşamışımdır, senelerden 2002 ya da 2003 anaokuluna başlamama az kalan neredeyse başlayacağım zamana denk geliyor. muazzam güzel uzun kaküllü saçlarım vardı bilirsiniz bir efsanedir saçı kazıtırsan daha gür gelir (!) yalan külliyen yalan

    hadi anam buna inandı baba sen neden ortak oldun anama?

    bunu niçin anlatıyorum erkek kuzenim o yıllarda berberde çıraklık yapıyor ustalığını da benim saçlarımda görmek istediler herhal bir akşam ansızın abim çağırıldı saçlarımda örgülüydü. abim ben ne olduğunu anlamadan dizizizt benim kafamı ayna gibi yaptı. başta anlamadım durum vahametini belki, bir aynaya baktım kepiskelim bi tane bile yok sac 0.

    7 yaşıma kadar da beşikte yatmış biriyim beşiğimin önünde oturuyordum kafa dazlak beşiğin örtüsü yapışıyor kafama tuhaf bi histi. tabi kazınmış saç zırt diye uzamıyor ki uzar mi hiç bizim kız geldi anaokuluna saç bir parça uzamış ama ona da saç denirse. rezalet bi anaokulu fotom vardır üzücü. kısa bir süre annem benim saçlarımı poşette saklamıştı aglayarak seviyordum o saçları annem kafama tutuyor aynada beş dakika bakıyordum kendime sonra poşete koyuyorduk ama sonra annem saçtan nedense huylanıp çöpe atti.

    sürekli saçlarımı sormaya başladım dayanamıyordum saçsızlığa. bizimkiler de üzülmeyeyim kendimi kötü hissetmeyeyim diye bana peruk alıyorlar ama ne peruk ne peruk. ben sarışın bir kızım aldıkları peruğun önü bez aslında tam peruk değil bir tac altı da simsiyah bukleli bir şey nasıl da yakıştı bana bilseniz şuncacık yaşımda neler yaşadım o bez kısmı görünmesin diye de çok yaratıcı bir fikirle anacım beni ebedi şapka bereye mahkum etti, hocalarla konuştuk ben okula saçım makul bi yere gelene kadar şapkalı gittim bana böyle acılar yaşattılar tabi abimin de suçu yok napsın dayısı böyle bir deney yapmak istemiş benim üzerimde o da el mecbur kıramamış peki sonuç olarak benim saçım gürlemiş mi hayır tabi ki hatta erkek tipi saç dökülmeleri yaşıyorum.

    siz siz olun gür gelirmiş saç diyip saçınızı dizizizt sıfıra vurmayın.
  • küçüklük hayatımdan hatırladığım ilk anılardan biridir.

    4-5 yaşlarındayken zayıf bir çocuk olarak büyüyordum ve duvarlara, koltuklara tırmanıyordum.* o günlerde yemeği yer sofrasında yiyorduk, neyse ben de oturdum. üzerimde pijama benzeri bir ev kıyafeti vardı, hep birlikte kahvaltı etmeye başladık. ben kendi başıma yemeyi sevmeyen birisi olduğumdan anneannem veya annem yedirirdi. ama o gün onlar verse de yemedim, babam bir anda çok sinirlendi ve beni pijamamın yakalarından tutup avizeye asıp bağırarak kızdı. olayı ya kafamda büyüttüm ya da gerçekten pijamamın yakasındaki düğmeler birbir kopuyordu. korkudan ödüm patladığından direkt olarak ağlamaya başladım ve o günden itibaren olaylar basit bile olsa duygulanıp ağlayabiliyorum.

    basit bir olay gibi görünse de hayatımda unutamadığım kötü anılardandır.
  • sabah uyandığımda kahvaltıyı hazırladım kardeşim daha uyanmadı o gelene kadar bir bardak çay içeyim diyip çayı bardağa koyduğumda anlamsızca zihinimi esir aldı bu anı. birden hüzünlendim ağlamanın eşiğine geldim. küçükken yatmadan önce mutlaka annem gelir baş ucumda bana minik hikayeler okur beni öyle yatırırdı hiç bir zaman kitap bitmeden yatmazdım. kadın mutlaka hikayeleri bitirmek durumunda kalır sonra benim sorularımı cevaplardı ben de tatmin olduktan sonra uyumaya karar verirdim. bir gün annemle kitap almaya gittik her zaman sarı saça düşkünlüğüm vardı rafta deniz kızı masalını tutturdum bunu alalım öyle hoşuma gitmişti ki. habire sayfalarını karıştırıyorum yol boyunca kitabı aldım mızıldamaya başladım ben yatmak istiyorum eve gidelim akşam olsun diye. sanki istesem annem gündüz vakti bana kitabı okuyamayacakmış gibi. akşamı zor ettim arkadaşlar günlerce aç kalan insan yemek görünce nasıl salya tepkisi veriyorsa ben de kitaba karşı öyle bir koşullanmıştım. hiçbir kelimesini kaçırmadan dinliyorum. hikayenin sonunda prens ve deniz kızı birlikte oluyordu mutlu mesut yaşıyorlardı annem hikayenin sonunda onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine diye sonlandırmıştı. hikaye ve içindeki çizimler o kadar çok hoşuma gitmişti ki. uzun bir süre her gece annem aynı hikayeyi okumak durumunda kalmıştı. baya bir süre bıkmadan dinlemiştim artık kitabı ezberlemiş eve gelen her misafirin kucağına atlayıp size bir şey okuyacağım diye insanları darlar olmuştum. bu güzel zamanlar ta ki ben okumayı sökene kadar devam etti. evet arkadaşlar artık okullu olmuş sınıfları doldurmuştum neşeli değildim zira. eve geldim seri okuyorum falan şakkır şakkır. hangi kitabı okumak istedim evet evet hasretiyle yanıp tutuştuğum deniz kızına gitti elim. geçtim odama açtım kitabımı okuyorum. ama bir tuhaflık var kitabın sonuna geldim son bir sayfa kalmış ama deniz kızı neredeyse denizde bir köpük olacak prens başkasıyla birlikte bizim deniz kızından bir haber. hikayenin son cümlesine geldim hıçkırarak ağlıyorum. şu an yazarken bile içlendim. nasıl sinirliyim prense, neden sevmedi deniz kızını, deniz kızına da sinirliyim neden o bıçakla öldürmemişti prensi kendisi yok oluyordu. hıçkırıklarımı duymuştu annem geldi odaya. 'neyin var kızım?' dedi. daha neyim olsun anne bana yalan söyledin dedim. kadın bir süre anlamadı beni sonra kitabı gösterdim susmak bilmiyordum. bir süre ne annemle ne babamla konuşmadım herkes beni kandırmıştı o kitabı neredeyse herkese okumuştum kimse gelip orada başka bir şey yazıyor dememişti bana. inatla yemeklere katılmıyordum ta ki acıkana kadar sonra paşa paşa yiyordum trip de bir yere kadar. annem o ara kitabı kaldırmıştı ben unutayım diye. bir yığın başka kitap aldı unutayım diye nitekim bir süre sonra unuttum. ama annem kitabı atmamıştı (bkz: deniz kizi masali) benim için hem yaralayıcı bir masal hem de daha sonraki hayatımın bir yansıması olmuştu.