şükela:  tümü | bugün
  • - benimle evlenir misin?
    - farketmez.

    seklinde enfes bir diyalogu ve daha nicelerini barindiran zeki demirkubuz filmi.
  • --- spoiler ---
    ilk sorgu;

    savci = s1
    musa = m

    s1: avukat tuttun mu?
    m: hayir
    s1: neden?
    m: tutmadım işte
    s1: bu da bi fikir. ... ama yasa geregi bir avukatin olmak zorunda.sen
    tutmazsan devlet sana bir avukat tayin eder.
    m: etsin o zaman
    s1: seni bu zahmetten kurtardigimiza sevindim..senin icin sessiz ve icine kapanik
    biri diyorlar.. ne dersin?
    m: konuscak fazla seyim yoktur,o yuzden susarim
    s1: bundan iyi neden mi olur..
    ..
    s1: sinem demircan..kizlik soyadiyla sinem arca..eşin oluyo diğ mi?
    m: evet..
    s1: yeni evliymişsiniz.
    m: öyle sayılır
    s1: ne zamandır tanışıyorsunuz?
    m: uzun zamandır..
    s1: ne kadar uzun?
    m: bilmiyorum bikaç yıl olmuştur
    s1: iş arkadaşı olarak mı,sevgili olarak mı?
    m: sevgilim değildi kendisini pek tanımam
    s1: tanımaz mısın,tanımaz mıydın?
    m: ikisi de
    s1: insan tanımadığı biriyle evlenir mi?
    m: evlenir
    s1: belki de haklısın.. o zaman nasıl evlendiniz diye sorayım.
    m: o istedi
    s1: kimdir nedir hiç merak etmedin mi?
    m: etmedim
    s1: bu nası iş anlamadım,insan biraz olsun merak etmez mi?
    m: eder belki ama ben etmedim
    s1: eşine pek düşkün değilsin galiba..yani duygusal olarak.. diğğ misin?
    m: öyle sayılır
    s1: neden?
    m: nedeni yok,öyle işte.
    s1: kendisinden şüphe ediyo muydun?
    m: hangi konuda?
    s1: başkasıyla ilişkisi konusunda.
    m: naim beyle olduğunu sanıyorum
    s1: sanıyosun??!
    m: evet
    s1: peki noldu da böyle sanıyodun?
    m: o kadarını hatırlamıyorum
    s1: hiç konuştun mu kendisiyle?
    m: kiminle?
    s1: eşinle tabi ki.
    m: hayır.
    s1: neden?
    m: aklıma gelmedi
    s1: aklına gelmedi.
    m: gelmedi
    s1: şu konuşmalar sana inandırıcı geliyo mu hiç
    m: anlamadım?
    s1: ya nerde büyüdün sen? paris'te filan?
    m: anlamadım?!
    s1: gençliğimde bir fransız romanı okumuştum.onun kahramanı gibisin...
    şu komşun necati..necati pınarcık..iyi arkadaşın mıdır?
    m: benim arkadaşım yoktur,ama kendisini severim.
    s1: neden seversin?
    m: nedeni yok,severim işte.
    s1: pezevenk olduğunu biliyosun heralde?
    m: ambarcı olduğunu biliyorum.
    s1: ne ambarcısı?
    m: bunu bilemem.
    s1: sormadın mı hiç?
    m: sormadım
    s1: annenin öldüğü sabah...hep yaptığı gibi seni uyandırmamış,kahvaltı da hazırlamamış..yaa nooldu
    bu kadına diye merak etmedin mi?
    m: uyuduğunu düşündüm
    s1: biri şimdi karın olan işarkadaşlarınla yemekte konuşmuşsunuz ama.
    m: konuştuk
    s1: gidip bi bak demişler?
    m: dediler
    s1: ee?
    m: gidip bakmadım
    s1: neden?
    m: bilmiyorum üşendim heralde
    s1: gece de eve geç gitmişsin
    m: çalıştım
    s1: belki bişey olmuştur diye hiç aklına gelmedi mi?
    m: gelmedi
    s1: peki öldüğünü anlayınca naptın?
    m: bişey yapmadım
    s1: hiç bişi mi?
    m: böyle bir durumda napılır bilmem,patrona söylemek için sabahı bekledim
    s1: patronun naim tuğlacı'ya
    m: evet
    s1: peki sabaha kadar naptın,uyudun mu?
    m: geceyarısına kadar oturdum.sonra koltukta sızmışım
    s1: yani uyudun
    m: evet uyudum
    s1: ağladın mı?
    m: ben ağlamam
    s1: neden?
    m: bilmiyorum,ağlamam işte
    s1: ne düşündün,naptın,yani uyumadan önce?
    m: bişi düşünmedim..televizyon seyrettim,sonra 2 defa da sütlü kahve yapıp içtim
    s1: sütlü kave içtin?
    m: evet
    s1: anneni sever miydin?
    m: evet,herkes gibi
    s1: ölümüne üzüldün mü?
    m: üzüldüm
    s1: ama eşine sevindiğini söylemişsin
    m: evet,buna benzer birşey söyledim ama bu başka bişey
    s1: nasıl?
    m: anlatması zor,yani nasıl anlatacağımı bilmiyorum
    s1: anlıyorum,ama sen yine de anlatmayi bir dene
    m: dediğim gibi,anlatması zor
    s1: bi dene bakalım.. biz de anlarız belki
    m: insan sevmesine sever annesini ama sıkılır bazen,ya da yalnız olmayı ister,yani ölmesini
    istemez ama,böyle,böyle de olsun ister,yani,bunun gibi bişi
    s1: ölünce de sevindin
    m: bunun gibi bişi,ya da rahatlama
    s1: anladım..yani gerçekten anladım..
    hukuk fakültesini son sınıftan terk etmişsin
    m: evet
    s1: niye bitirmedin?
    m: hatırlamıyorum sıkıldım heralde
    s1: doğru,sıkıcıdır gerçekten.. tanrı'ya inanır mısın?
    m: hayır
    s1: başka şeylere?
    m: ne gibi?
    s1: ne bileyim başka inançların olabilir,satanislik filan gibi..
    m: ben hiçbişeye inanmam
    s1: niye sorulara hep soruyla cevap veriyosun?
    m: bilerek yapmıyorum,anlamadığım icin heralde
    s1: bu olayda anlayamadığım bazı taraflar var.bunları anlamam için bana yardım edersin
    heralde.
    m: elimden geleni yaparım
    s1: patronuna öfke duyuyo muydun?
    m: hayır,neden duyiim?
    s1: ne bileyim,karınla ilişkisi olması yüzünden mesela
    m: bunu kesinkez bilmiyorum,sandığımı daha önceden söylemiştim
    s1: öyle diyelim,karınla ilişkisi olduğunu sanman yüzünden öfke duyuyo muydun?
    m: bunu o zaman kendi kendime de sordum ama bişey hissetmedim
    s1: yani duymuyodun?
    m: hayır
    s1: kıskanıyo muydun?
    m: karımı mı,patronumu mu?
    s1: her ikisini de
    m: hayır
    s1: peki ilişki konusundaki şüpheni patronuna hissettirdin mi hiç
    m: nasıl?
    s1: suçlayıcı davranarak ya da başka ne,ne bileyim
    m: hayır
    s1: peki patronun sana hissetiriyor muydu?
    m: bunu düşündürücek bişey olmadı,ya da olduysa da ben farketmedim
    s1: şüphe ediyodun ama bunu hissettirmeden güzel güzel çalışıyodunuz,öyle mi?
    m: güzel miydi bilmiyorum ama problemsiz diyorsanız doğrudur..şüphe etmeye gelince
    ben şüphe ediyordum demedim,sadece sanıyordum dedim
    s1: doğru,öyle dedin
    maktülleri,yani patronun ailesini tanır mıydın?
    m: tanırdım
    s1: yakından mı?
    m: sayılmaz
    s1: sever miydin?
    m: ortada sevip sevmememi gerektircek bi durum yoktu,sadece tanırdım
    s1: doğru söze ne denir! .. bu arada patronun uzun süredir karınla ilişkileri
    olduğunu itiraf etti.karın da kabul etti. ne diyosun?
    m: ne diyim,olabilir
    s1: o günü nası geçirdin bi anlatsana
    m: bunu daha önce defalarca anlattım,zaten anlatacak bişey de yok
    s1: olsun,sen bi daha anlat.

    -sahne degisir-
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    cezaevi cikisi oncesi,
    savci ile konusma;

    savci = s2
    musa = m

    [musa odaya girer]

    s2: buyrun oturun..

    ..

    s2: kusura bakmayin sizin dosyalarinizi okuyordum.
    nasilsiniz?

    m: iyiyim.

    s2: olayi ogrendiniz heralde..

    m: evet.

    s2: butun ulke gunlerdir yine sizden bahsediyor.
    patronunuz gecen hafta istanbul cumhuriyet savciligi'na
    gidip gonullu olarak ifade vermis.sonra tuvalete gitmek icin
    izin isteyip orda tabancayla vurmus kendini.

    [savci masanin uzerinden kagidi alir]

    bu yazi dun geldi.istanbul 5.agir ceza hakimligi'nden
    gonderilmis.

    [kagittakileri okur]

    amasya cezaevi tutukevi infaz savciligina,
    istanbul 5.agir ceza hakimligi'nin 11.09.1997 tarih
    13863 sayili karari uyarinca ceza ve tutukevinizde
    idam hükümlüsü olarak kalmakta olan mehmet oğlu
    musa demircan hakkindaki ölüm cezasi karari,
    20.05.2001 tarihinde olayin magdurlarindan haci oğlu
    naim tuğlaci'nin istanbul cumhuriyet savciligi'na kendi
    rizasi ile basvurusu, burada gonullu olarak yaptigi
    samimi itiraflari neticesinde yeniden incelenmis
    a) davanin yeniden gorulmesine
    b) sanik musa demircan'in yeniden ve tutuksuz olarak
    yargilanmasina karar verilmistir.
    bilgilerinize arzedilir.

    ..

    s2: sevinmediniz galiba?
    cikmak istemiyomuş gibi bi haliniz var.

    ..

    s2: itiraf mektubunu okudunuz heralde..

    m: hayir

    s2: neden??

    m: okumadim iste.

    s2: sizinle ilgili ama.

    m: benimle bi'ilgisi yok.

    s2: nasi yok? bu itiraflar yuzunden idamdan döndünüz
    ve artik özgür bi insansiniz (..) duymak ister misiniz?

    m: benim icin farketmez.

    s2: önce o günün nasi gectigini,senden sora eve kendisinin
    gittigini filan anlatmis.
    [gazeteden itiraf mektubunu okur]:
    esim cocuklari hazirlamis evi terketmek uzereydi
    engellemeye calistim.bunun uzerine sinir krizi gecirmeye
    herseyi kirip dokmeye basladi.ben de sinirlenip bikac kere
    vurdum.sora yere savurdum.kafasi kirise carpip,yigildi kaldi.
    yanina gidip yardim etmek istedim,ancak öldüğünü farkettim.
    bu sirada oglum cenk gelip "annem öldü,annemi sen öldürdün"
    diye bagirmaya basladi.hemen sakinlestirmeye calistim ama
    bagirmaya devam etti.komsularin duymasindan korkup agzini
    kapattim,direndi. agladim yalvardim ama susmadi.bu sirada
    gozlerim ter ve gozyasindan aciyip gormez oldu.ellerimle agzini
    kapattigim icin silemiyodum da. önce panik gibi bişi başladı içimde
    sora buyuk bir ofke. az sonra direnmekten vazgecip sakinlestigini
    hissettim.ve ellerimi gevsetip biraktim.bu anda kucagima yigildi.
    o vaziyette ne kadar kaldigimi,kizima n'aptigimi,ne o anda ne sonraki
    bes yil boyunca hatirlayabildim ne de simdi bu mektubu yazarken.

    [odanin kapisini tamir etmek üzere gardiyan ve kapi tamircisi girer
    musa'nin ilgisi kapiya yonelir]

    s2: dinliyo musunuz?
    m: evet dinliyorum.

    s2: [mektubu okumaya devam eder] sonra polisi aradim.onlara
    bi tek eve geldigimde bu durumla karsilastigimi soyledim.karakolda
    ve sonrasinda hersey akil almaz bir sekilde olup bitti.ailesi katledilmis
    bi baba olmak, bicok hatamin ustunu kapatiyodu. mahvolmuş,artik
    hicbiseyin onemi kalmamis insan rolünü başarıyla oynadım.bu acı olay
    yüzünden kendimi sucladigima inandirmak icin musa'nin esiyle olan ilişkimi
    hemen itiraf ettim. yavuz'u doldurup musa'nin aleyhinde ifade vermesini
    sagladim.annesinin ölümüne sevinme meselesi cok iyi bi ortam sagladi.
    ve olay birden bu yöne dogru cekilmeye başlandı.musa'nin şüpheli ve
    tuhaf kişiliği ve yakalandığında anlıyamadığım bir şekilde cinayeti
    üstlenmesi sayesinde kolayca kurtuldum. ancak asıl şaşırtan şey,
    işlediğim bu büyük ve ağır günahın beni arzu ettiğim, hayalini
    kurduğum herşeye kavuşturmuş olmasıydı.bunu o zaman bile
    adaletli bulmadığımı,beni bu durumlara sürükleyen rahatsızlıklarımın
    belki bu yüzden başladığını ayrıca itiraf etmem lazım.olay unutulduktan
    sonra sinem'le beraber yaşamaya başladık.ancak içine düştüğüm acı ve
    vicdan azapları giderek bütün hayatımı sarmaya,hiçbişeyin önemi
    kalmamaya başladı.önce işlerim bozuldu.arkasından evimi,arabamı
    herşeyimi kaybettim.sinem terketti.içimden ne düzelmek ne de bu kötü
    gidişata karşı gelmek geliyordu.hiç uyumuyor,yemek yemiyordum.
    tuhaf olan şuydu ki bu olaylardan rahatsızlık da duymuyodum.
    ne hastaneye gittim ne de bi doktora başvurdum.şimdi bu mektubu
    yazarken herşeyi biraz anlar gibi oluyorum.ama bu artık bişeyi
    değiştirmeyecek.söyleyebileceğim en son ve en acı şey şudur.
    bu mektubu kime yazdığımı bile bilmiyorum.çünkü karım ve çocuklarımı
    kendi ellerimle öldürdüm.bu dünyada başka kimsem de yok.bu yüzden
    gitmeye karar verdim.tek istediğim yüce allah'in huzuruna cikarken,
    musa'nin ve sinem'in beni affetmeleridir.

    ..
    [savci kapı tamircisi(kt)'ne döner]
    s2: ikide bi niye bozuluyo bu kapı?
    kt: dil yatağı yalama olmuş efendim..
    ..

    s2: [musa'ya döner] neden yaptınız bunu?

    m: bi nedeni yok.

    s2: ne soruşturma sırasında ne mahkemede
    kendinizi hiç savunmamışsınız.savunmadığınız gibi
    suçlamalara da itiraz etmemişsiniz.bugüne kadar
    bikez olsun "ben suçsuzum" dememişsiniz.ve 4 yil
    boşu boşuna hapis yatip,akil hastanelerinde surundukten
    sonra şimdi gerçek ortaya çıkıyor.ya cezanız infaz edilseydi,
    ya da bu yanlışlık hiç ortaya çıkmasaydı?

    m: ne farkederdi?

    s2: ne demek ne farkederdi? kendinize yaptığınız kötülük
    bi tarafa adalete cinayet işletmek gibi bişi bu.

    m: bu beni ilgilendirmez ama olan zaten bu.

    s2: en azından engel olabilirdiniz.

    m: ben sadece suçlanmış olmaktan dolayı şikayetçi
    olmadım. bu da benim hakkım.

    s2: tuhaf değil mi bu.

    m: benim için diğil.

    s2: kendinizi suçlu mu hissediyosunuz?

    m: hayır. (..) ama sucsuz da hissetmiyorum.

    s2: neden?

    m: öyle işte,insan ben suçluyum diyebilir ama suçsuzum diyemez.

    s2: neden diyemesin? ortalıktaki bütün katiller
    "ben suçsuzum" diye bağrıyo.

    m: bu da onların hakkıdır.

    s2: haksız yere suçlanmış olmayı da suçluluğun
    inkar edilmesini de birer hak olarak görüyorsunuz.
    sizi anlamıyorum. [...]

    bu arada sizi boşu boşuna tutmuyorum.bi taraftan
    tahliye işlemleriniz yapılıyo.bitince haber vericekler.

    m: farketmez.

    s2: sormayı unuttum,bişey içer misiniz?

    m: hayır.

    s2: yemek yediniz mi?

    m: aç değilim.

    s2: şimdi n'apmayı düşünüyosunuz?

    m: bilmiyorum.

    s2: heralde istanbul'a dönüceksiniz.

    m: evet.

    s2: eşinizden haber alıyo muydunuz?

    m: hayır.

    s2: hiç ziyaretinize gelmedi mi?

    m: en başta bi defa geldi sora bi daha görmedim.

    s2: peki boşandınız mı?

    m: hayır.

    s2: dönünce aramayı düşünüyo musunuz?

    m: hayır.

    s2: beni yanlış anlamayın,bu bi sorgulama filan değil.
    zaten bırakılma emrinizi az önce bildirdim.artık özgür
    bi insansınız ve sizi hiçbir şeye zorlayamam.ancak
    dosyanızda okuduklarım ve yaşadıklarınız gerçekten
    ilgimi çekti.ayrıca o günlerde davanızı basından sürekli
    izlemiş,günlerce takip etmiştim.tanrı'ya inanmadığınızı,
    annenizin ölümünden sevinç duymanızı biz de epey
    tartışmıştık.bu yüzden sizinle tanışmak,biraz sohbet
    etmek istedim.
    çok merak ettiğim bişey var.gerçekten tanrı'ya inanmıyo
    musunuz?

    m: hayır.

    s2: nerden biliyosunuz,oturup üstüne düşündünüz mü hiç?

    m: benim için düşünmeye değer bişey değil bu.

    s2: neden?

    m: nedeni yok.

    s2: insan genellikle böyle olduğunu sanır.ama gerçekte
    böyle olmayabilir.

    m: bunu ispatlayabilecek durumda değilim.

    s2: peki idam edilecek olsaydınız,son anda yine böyle mi
    düşünürdünüz?

    m: [tebessüm ederek] evet.

    s2: neye inanırsınız peki?

    m: hiçbişeye.

    s2: bu kadar mı umutsuzsunuz?

    m: umutsuz değilim.bazı konularda hep umutlu olmuşumdur.

    s2: hangi konularda mesela?

    m: beni doğrudan ilgilendiren şeyler konusunda.

    s2: arzularınız ve istekleriniz gibi mi?

    m: öyle de denilebilir.

    s2: bu başkaları için de geçerli ama..

    m: ben kendiminkileri bilirim,başkaları beni ilgilendirmez.

    ..
    [kapının tamirati bitmiştir,kapı tamircisi kapıyı kontrol ettikten sonra]

    kt: kapı tamam efendim.başka bi emriniz var mı?
    s2: sağol,çıkarken çekiver.
    ..

    s2: kusura bakmayın ama daha açık olabilir miyim?

    m: siz bilirsiniz.

    s2: böyle söylüyorsunuz.tamam kabul ediyorum.
    ama yaşadığınız bunca kötü şeye, 3 hatta 4 insanin ölümüne
    bunların sebep olduğunun farkında değil misiniz?

    m: bunlar neden sebep olsun ki?

    s2: neden? patronunuz bu yüzden gencecik bi kızı kandırıp
    günahına girmedi mi? karısını,çocuklarını bu uğurda katletmedi mi?
    şikayetçi olmadığınız için size yapılanları saymıyorum.

    m: insanın istediği gibi davranmasında anlaşılmayacak bişey yok
    benim için.

    s2: arzularına göre davrandı diye bütün bunları kabul edip,
    yaptığı kötülükleri anlamamız mı gerekiyor şimdi?

    m: bu sizin biliceğiniz iş.

    s2: siz anlıyo musunuz?

    m: kendim için anladığımı başkası için de anlıyabilirim.

    s2: keşke bunlar olmasaydı bu kötülükler hiç yaşanmasaydı
    demiyosunuz yani?

    m: benim için farkeden bişey yok,şikayetçi olmadığımı
    daha önce söylemiştim.

    s2: çocuk öldürmenin iyi bişey olduğunu mu söylüyosunuz?

    m: çocuklar için iyi değildir tabi. ama öldüren için iyidir.

    s2: o zaman siz de yapabilirsiniz.

    m: bikaç gün öncesine kadar bu suçtan idam edilmeyi
    beklediğimi unutuyosunuz..

    s2: bunun bi önemi yok.çocukların öldürüldüğü
    gerçeğini de gözardı etmeye çalışmıyorum.açlıktan,savaşlardan
    ya da başka nedenlerle hergün yüzlercesi zaten öldürülüyor.
    ama bi insanın,bunun iyi olduğunu nasıl savunabildiğini
    anlıyamadım.

    m: o zaman siz söyleyin. dediğiniz gibi hergün yüzlerce
    çocuk öldürülüyor.

    s2: sahiden inanarak mı söylüyosunuz bunları?

    m: inanmasam neden böyle söyliyim.
    ayrıca size bi itirafta bulunayım.belki inanmanıza yardımcı olur.

    s2: buyrun?..

    m: o gün eve gittiğimde o kadını ve çocukları öldürmek istedim.

    s2: neden? n'aptılar size?

    m: hiçbişiy. şu diyebileceğim bi nedenim yok. ama öyle
    istedim.

    s2: belki vardır. mesela patronunuzun karınızla olan ilişkisinin
    intikamını bu şekilde alabileceğinizi düşünmüş olabilirsiniz.
    mahkeme de böyle düşünmüştü zaten.

    m: intikam almayı düşündüğümü hatırlamıyorum.
    böyle olsaydı hatırlardım ama öldürmeyi düşündüğümü
    iyi hatırlıyorum.

    s2: peki sağlıklı ve normal bi insanın böyle bi istek duymasına
    ne sebep olabilir?

    m: hapisaneler akılalmaz suçlar işlemiş sağlıklı insanlarla dolu.

    s2: durup dururken çocukları öldürme isteği duyuluyorsa
    bunun sebebini merak etmeyelim mi?

    m: edebilirsiniz tabi ama bu şekilde bişiy bulmanız çok zor.

    s2: doğru ama siz yardımcı olabilirsiniz belki. madem bunu
    istediniz..

    m: kadın ağlayıp zırlıyodu,çocukların da hiçbişiy umrunda değildi.
    bi an öldürmekle onlara iyilik yapıcakmışım gibi geldi.

    s2: neden öldürmediniz peki?

    m: nasısa farkeden bişey olmucak diye düşündüm.

    s2: farkeden bişiy olmucak diye düşündünüz?

    m: yani, kendi açımdan demek istiyorum.

    s2: sırf bunu düşündüğünüz için öldürmediniz?

    m: tam böyle değil ama böyle de diyebiliriz.

    s2: size doğru yolu göstermek ya da canınızı sıkmak için
    çalışmıyorum. gördüğüm kadarıyla n'aptığını bilen bi insansınız.
    ancak kim olursak olalım insanız sonuçta.ve hepimizin
    önünde eğilip büküldüğü bişey vardır. ben sadece sizinkini
    merak ettim.

    m: o zaman şöyle söyliyim. siz ne derseniz deyin,bütün
    bu olanlar,idamdan dönmüş olmam filan hepsi vız gelir.
    hiçbişiy umrumda değil.

    s2: doğrudur belki. ama az da olsa insanın kayıtsız kalamadığı
    bişeyler olmalı.

    m: elbette var. ama bunların zengin olmak,iyi bilgisayar
    kullanmak,ya da hiçbi kadının hayır diyemeyeceği kadar
    yakışıklı olmayı istemek kadar önemi yok.

    s2: insan olmak gerçekten bu kadar basit mi?

    m: başka ne olma ihtimali var ki?

    s2: kusura bakmayın ama sanki size bunları büyük bir
    öfkenin söylettiği hissine kapılıyorum.

    m: olabilir ama bu gereksiz konuşmayı kendinizin
    başlattığını unutmayın.

    s2: özür dilerim.ben sadece insanın söylediğiniz
    kadar basit olabileceğini kabul edemiyorum.
    her n'olursa olsun,insan yaptığının anlamını savunmak
    ister.bunu yapamazsa kendini yokeder.patronunuzun
    düştüğü durum da bu değil mi? intihar etmesine
    kendine yediremediği davranışları sebep olmadı mı?

    m: belki öyledir ama bunu ispat edebilecek durumda
    değiliz.

    s2: itirafları var.

    m: mahkemeyi de karımla birlikte olduğunu itiraf ederek
    ikna etti.

    s2: ama arkasından intihar etmedi.

    m: bu neyi ifade eder?

    s2: birini kötülük diğerini vicdan uğruna yaptığını.
    bu fark önemli değil mi?

    m: bana soruyorsanız elbette önemli. ama vicdan
    adına olanı değil kötülük adına olanı.

    s2: vicdanla kötülüğü aynı kefeye mi koyuyosunuz?

    m: vicdan dediğiniz şey bu kötülükten doğmuyor mu?

    s2: hayır. bu haksızlık olur. tanrımızın bize bağışladığı
    gerçek adalet demek lazım ona. sizin ve patronunuzun
    muhakemesinde olduğu gibi.

    m: kendi adıma sizin adaletinizi tercih ederim.

    s2: bu kadar zorlamayın. yok yere kendinizi ipe
    göndermeye kalkmanın nedeni bu olamaz mı?
    annenizin ölümüne sevinecek kadar sevgisiz,karınızın
    sizi aldatmasına ilgisiz kalacak kadar inançsız olmanın
    altından kalkamadığınız için yapmış olamaz mısınız?

    m: sahiden bu kadar karışık mı olduğunu düşünüyorsunuz?

    s2: en azından söylediğiniz kadar basit olmadığını
    biliyorum.

    m: söylediğimden daha da basit.ama siz
    karıştırmayı seviyorsunuz.boynunu koparacağınız
    insana "borcunu ödüyceksin" demek işinize geliyor.
    bana da yaptığınız gibi.

    s2: n'aptık size?

    m: 3 insanı öldürmekle suçladınız ama annemin
    ölümüne üzülmediğim,karımın aldatmasına kayıtsız
    kaldığım için cezalandırdınız. bu da yetmezmiş gibi
    şimdi de tanrının mahkemesine havale etmeye
    çalışıyorsunuz.

    s2: bu kötülerin bile bişeye inanmak istediğini
    bi anlama ihtiyaç duyduğunu göstermiyor mu?

    m: benim için ikiyüzlülüktür bu.böyle olmasaydı başkalarından
    önce kendinizi cezalandırırdınız.

    s2: peki bütün insanlık ikiyüzlülük mü yapıyor?

    m: daha da beterini. insan olmanın bütün yükünü
    benim gibilerin omuzlarına yıkıp kaçıyorlar.

    s2: ya onların çektikleri? bi bakın çevrenize..
    dünya inananların çektiği çilelerle dolu.

    m: siz çileyi değil,kötülüğü gösteriyorsunuz.

    s2: ağır konuşuyorsunuz. eğer gerçek bu bile olsa
    karımızın bizi aldatmasına seyirci kalıp,annemizin
    ölümünden sevinç duymayı kabul edersek,geriye
    pek bişey kalmaz.insan ruhu bu kadar da boş olamaz.

    m: ya bu kadar boşsa?

    s2: o zaman o ruh için dua etmekten başka çare
    kalmamış demektir.

    -sahne değişir-
    --- spoiler ---

    ps: imla yanlislari kasitlidir.

    edit : http://www.youtube.com/watch?v=1xjaif-jtqs
  • filmle ilgili en beğendiğim sahne necati ve musa belalı kardeşlerin peşlerinde olduğunu anlarlar ve kaldırıma çöküp adamlara bakarlar, olaylar gelişir:
    necati: vurayım mı şunları
    musa: bişe yapmadılar ki daha
    necati: ozaman ana avrat söviim laf ederlerse vurayım
    musa:olur
    necati: sizin ananızı bacınızı sikiim orospu çocukları!

    buna benzer daha birçok dialog içeren ilginç bir film. musanın kayıtsızlığına kayıtsız kalmak çok zor. bir süre sonra tutup silkmek istiyorsunuz "oğlum kendinme gel la" diyerek.
  • zeki demirkubuzun 4. filmi. camus'un yabancısından uyarlama nefis bir film. filmde musa hayata karşı kayıtsız kalarak müthiş bir kişisel tepki mekanizmasını sunuyor önümüze. bir demirkubuz filmi daha ne diyelim..
  • içli, hüzünlü, komik, hepsinden ötesi düşündüren, sorgulatan bir film.

    --- spoiler ---
    karakteri (musa) filmin sonunda cezaevi savcısıyla uzun uzun konuştuğu bölüme kadar tam olarak anlayamıyoruz. (ki filmin hem en güzel hem en kasıntı sahnesidir. savcıyı oynayan kişi farklı olsaydı, vurgusu, tonlaması farklı olsaydı daha sürükleyici olabilirdi zannımca bu bölüm. cezaevi savcısı gerçek hayattan baktığımızda gerçekçi bir tipleme olsa da o konuşmaya yakışmamış. özellikle vurguları.) ha filmin sonuna kadar musa karakterini tam olarak anlamıyor oluşumuz filmi olumsuz etkiliyor mu? hiç değil. sadece ara ara "ahahah sosyapat lan bu" deyip duruyosunuz. gayet ilgi çekici, komik ve şaşırtıcı bir karakter olarak takipte tutuyor sizi film sonuna kadar.

    filmin en önemli tartışması bence davranış biçimlerimiz içimizden mi geliyor yoksa öğrenilmiş tavırlarımızı yaşıyor ve herkesten de aynı şeyi mi bekliyoruz. ölüm, ihanet, aşk tüm bunlar ve bunlara karşılık verdiğimiz tepkiler hep ezber mi?
    --- spoiler ---

    son söz; zeki demirkubuz'u seviyorum ben.
  • uyarlaması gayet başarılı olmuş zeki demirkubuz şaheseri..sorgu esnasında polis musa'ya "gençliğimde okuduğum fransız bir yazarın romanındaki karaktere benziyorsun' demektedir. filmin çözüldüğü son kısımdaki savcı ile musanın uzun diyaloğu da gayet enfestir. orjinali "yabancı" olan romanın filmde adı "yazgı" diye değiştirilmesi bence yanlış bir karar olmuştur. filmdeki ve romandaki karakter dünyaya "yabancı"dır.olan biteni "kaderim bu benim" diye kabul eden bir karakter değildir musa.albert camus kaderci değildir, ve insan yazgısını da anlatmaz haliyle..insanın salt kendi doğal yönelişleriyle haraket ettiğinde "oyun"a sürüklenmediği dinleri,toplumu ciddiye almadığı kendini savunmaya bile gerek duymadığı anlatılır. ve bu ussal yabancılıktır, insanın yazgısı değildir.
  • zeki demirkubuz' un artik pi$ip oldugunun kaniti, yonetmenin 2001 yapimi 4.filmi.
    hicbir $eye inanmayan, kendisi icin hicbir $ey farketmeyen, bilme geregi duymayan, ruhu alinmi$, vurdumduymaz, gamsiz, tepkisiz bir adamin oykusu.
    filmin sonunda ceza evi muduru ile musa arasinda ahlaki ve toplumsal deger yargilarinin, inanclarin ve inancsizliklarin munazarasi musa hakkinda bize biraz daha bilgi veriyor.
    film aslinda bir sure sonra kara mizaha daha sonra da mizaha donuyor.
    filmde cinayet, aldatma ve bunlara kar$i kayitsizlik var.
    film boyunca musa kendisine sorulan onlarca soru arasindan sadece hapishane mudurunun, istanbul' a mi doneceksiniz, sorusuna kesin bir yanit verebilmi$tir, diger tum cevaplari muglaktir ya da cevaplamak gereksizdir, farketmezdir.
    savcinin, cinayet uzerine degil de, annesinin olumune uzulup uzulmemesi uzerine sordugu sorularda, musa' nin ilk defa tepesi atmi$tir, siz, der, beni, cinayet yuzunden mi yoksa annemin olumune uzulup uzulmedigim icin mi yargilayacaksiniz. vurucu bir isyandir.
    bir yerde bu cevaplara sinem' de sinir olmu$tur, eee, der, o farketmez, bu farketmez, ne farkeder senin icin. musa, bilmem, diye cevaplar.
    masumiyet' teki bekir' in kir tiradi performansinin benzerini bu filmde daha kucuk capli olarak necati denemi$tir ama bekir kadar ba$arili degildir.
    bu filmde de masumiyet' teki bozuk kapilar kar$imizdadir hatta yine cezaevi mudurunun kapanmayan kapisiyla. ama artik cezaevi muduru de buna isyan eder ki, tamir edin $u kapiyi, der.
    zeki abi film yapar da bir karede gorunmez olur mu? musa' nin sinem' le gittigi sinemada bu ikilinin arkasina yine konu$lanmi$tir zeki abi.
    filmde gozden kacmayan bir ba$ka detay da turkiye' de her tip ailenin evinde bulunan e$siz ansiklopedi ar$ivinin pezevenk necati' nin bile evindeki televizyonlugun alt rafinda yerini almasidir.
    zeki demirkubuz' un oyuncular uzerindeki etkisi de yadsinamaz. zeynep toku$ bile filmde siritmamaktadir. film, zeki demirkubuz' a antalya film festivalinde en iyi yonetmen odulu getirmi$tir.
  • --- spoiler ---

    başrol oyunculuklarının tamamının iyi olduğu film. özellikle zeynep tokuş'tan beklemediğim kadar iyi bir performans izledim. oyunculuklarla ilgili beni rahatsız eden tek şey, musa'yı serbest bırakmak üzere odasına çağıran savcının, repliklerini ruh katmadan, ezberden okuması ve yapay bir oyun çıkarmasıydı. filmin şahlanması gereken o sahne, bana kalırsa savcının yapaylığı yüzünden ortalama kaldı. oysa savcı için yazılan replikler de muhteşemdi. musa'yla savcının tartışmasını dinlerken, savcıyı oynayan erkan can olmalıydı diye düşündüm. o zaman savcı karakteri inanılmaz güçlü bir tavır kazanır, yazılan sahnenin hakkı verilir ve filmin finaline doğru bütün hikâye şahlanabilirdi.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---
    musanın söylediği en pervasız, en süper ve benim en çok tuttuğum laf şuydu:

    -bunu ispatlayabilecek durumda değilim.

    müthiş bence
    --- spoiler ---