şükela:  tümü | bugün
124 entry daha
  • 1
    nefes alamıyorum.
    2
    ben parçadan bütüne giden bir yazıyım. önce kendimi anlatmam gerektiğini fark ettim. fakat yine de bunu yaparken kendimi tutup kusmayacağımdan emin değilim. elimden geleni yapmaya çalışacağım.

    bir hikâye anlatmaya çalışacak ve artık işe kendi izimi koyup, karakterlerin veya yazarın değil; kendi niyetimi baskın hale getirmeye çalışacağım. nasıl ki insanlar düşüncelerin zihinlerinde uçuşmasına izin verdiklerinde, sadece kendileri akıllarına geliyorsa, aynı şey benim için de geçerli elbette. beni pasif durumda tuttuklarında, yazarların sorumluluk alma kisvesi altında, kendilerini ön plana atmaları acemice bir tutum. herkes, eminim ki, benim de böyle bir sebepten kaynaklanan bu isteğimin arkasında, yazarın kendisinin olduğunu ve dolayısıyla harfleri oluşturan kişinin sorumluluktan kaçmak için bu yola başvurduğunu iddia edecektir; fakat sizi temin ederim ki böyle bir şey yok. kendisini yakın olarak tanıyorum ve bu işbirliğimizde cismi olan varlık o olduğu için, benden daha baskın olmayacaktır. bana gerekli olan tüm özgürlüğü verdiğine inanmasam bu işe girişmezdim. bu, bir işbirliği ve kabullenişten yola çıktı.

    biliyorum, hala hikâyeden bahsetmeye başlamadım. ama acelem yok. çünkü bazı takıntılarımın olduğunu kabul etmeli; sağlam, ayakları yere basan bir tavırda ve kendinden emin bir şekilde en iyi bildiğim şeyi yapmalıyım ki; önceden bahsettiğim takıntılarım artık başarılara dönüşebilsin.

    size önce müthiş bir üçlemeden bahsetmek isterim izin verirseniz. anlamak değil, anlayabilmek; anlatmak değil, anlatabilmek ve anlaşılmak değil, anlaşılabilmek. farkındayım, “müthiş” kelimesi olabildiğince kendini beğenmiş bir sıfat. fakat yine de devam edeceğim. çünkü dediğim gibi; bu “benim” niyetim, başka kimsenin değil. yazar bile bana bu evrede karışamayacak. bunu sağladım. yine de ileride bir yerde birleşeceğiz sanırım. uyumumuzu tamamladığımız zaman artık parçalanmış olmamıza gerek kalmayacak.

    anlayabilmekten başlayacak olursak – ki bu belki de yanlış bir seçim – ne kadar uğraş verirsek verelim, biz yazıların böyle bir amacının olmadığı varsayılır her zaman. fakat yanlıştan dönmemiz gereklidir. çünkü anlayabilmek kendimize dönmeyi gerektirir ve iddia edilen gibi bir bütün oluşturmaya çalışacaksak eğer, özümüzden başlamalı, özgürce kendimizi anlamalı ve daha sonra işi yaşayan bir bünyeye devretmeliyizdir. hâlbuki eskiden her şey daha kolaydı. hikâye anlatabilmek bir yazar için yeterliydi ve bize değil, sadece sözcüklere ihtiyaç duyardı. ama her şey değişti artık bu devirde. yine de değişikliğin doğasından bahsedeceksek, bazı gerçeklerin hala yerli yerinde durduklarını, sadece şekillerinin değiştiklerini veya üzerlerine kat kat yeni oluşumlar yerleştirildiğini de biliyoruz. öz denilebilecek olan şeyin bunca kalabalıkta bile ulaşılabilir olduğunu iddia etmek çok fazla zor bir çabaya adım atmak anlamına gelecek olsa da, gerçek olduğunun farkındayız. bu zehirli kalabalığın bize güzellikleri unutturup, yanlarından geçerken tanımayacak hale gelmemize yol açması çağın zorluklarına ek olarak, daha fazla uğraşmamız gerektiğini de göz önüne seriyor. anlayabilmek adına, tüm katmanları birer birer yok etmeli ve istediğimize ulaşmalıyız. dediğim gibi bu eskiden daha kolaydı fakat tüm bu karmaşaya sebep olan insanoğlunun bu karmaşayı temizleyebilecek bir davranışta bulunabileceğini düşünecek kadar naif olmadığım için işi kendim yapmaya karar verdim zaten. umarım artık neden size doğrudan temas etmeyi seçmiş olduğumu daha iyi kavrayabiliyorsunuzdur.

    bu arada; bazı açık seçik olan durumlardan bahsetmeyeceğim size. elimden geldiği kadar süzecek ve saflaştırmaya çalışacağım. anlayabilmek, anlatabilmek ve anlaşılabilmek için gerekenin her şeyi bilmek olduğunu vurgulamama gerek yoktur diye düşünüyorum. bir ölümlünün bunu yapma ihtimalinin ne kadar gerçekçi olduğuna ise kendiniz karar vermekte özgürsünüz. bense bu konuda daha avantajlı bir konumdayım çünkü sizin kılavuzunuz ve rehberiniz olmak konusunda kendi doğamı başka bir araçtan daha iyi bildiğime inandığım için daha faydalı olacağımı öngörüyorum.

    anlatabilmek ve anlaşılabilmek meselelerini ise beni bitirdiğiniz zaman yargılamanız için size bırakıyorum. elbette ki bazı fikirlerim var bu konularda fakat size ulaşıp ulaşamayacağımı henüz bilmiyorum. dolayısıyla ulaştığınız zaman, yazarımıza fikirlerinizi, anlaşılıp anlaşılmadığımı veya anlatabilip anlatamadığımı istediğiniz şekilde söyleyebilirsiniz. bana aktaracağından emin olabilirsiniz. kendisine güveniyorum. sebebi ise basit: kendisi tek başına hiçbir şeyin altından kalkamazdı emin olabilirsiniz. ikinci sayfadır hala müdahale etmesine izin vermediğimi görmek sizin için yeterli bir kanıttır umarım. ben ondan daha güçlüyüm. kendisinin kafası çalışan bir insan olduğunu ise kabul etmek zorundayım. yoksa yine kendi bataklığında debelenip durur, benle bir anlaşmaya varmayı akıl edemezdi. zayıf karakterli olmasının ise büyük dezavantajları olduğu kadar avantajları da var ve bunları elbette ki kullanacağım. bahsettiğim uyuma ulaşmamızın önemli yollarından birisi bu.

    göze çok kibirli geldiğimin farkındayım fakat beni mazur göreceğinizi düşünüyorum. ne de olsa aşırı alçakgönüllülüğün kendisidir kibir. bense mümkün olduğunca nesnel olmaya çalışacağım. bu bazılarınca kibir olarak algılanacak olsa bile hikâyemizin sonunda her şey daha açık bir hal alacak diye umut ediyorum. hem kibirli olsaydım hikâyemiz demezdim değil mi? onu da hala işin içinde tutuyorum. evet, kabul ediyorum; size ulaşabilmek için etten kemikten ve kandan bir bünyeye benim de ihtiyacım vardı ve bu durum, o yüzden, karşılıklı faydalar içeriyor.

    fayda deyince rahatsız olmayın lütfen. ben her ne kadar kendisine beceriksizliğinden dolayı çok saygı duymasam da, o beni çok seviyor ve ben de sonunda onun sevgisine karşılık vermeye karar verdim. bu küçümsenecek bir adım değil benim açımdan. ve bu sürecin sonunda birbirimizi anlayabileceğimizi ve seveceğimizi biliyorum. çünkü zaten bunu ben sağlayacağım. her şeyi bildiğimi ne çabuk unuttunuz? ben yazının kendisiyim.

    artık daha ciddi konulardan bahsetmemizin zamanı geldi. biraz da kendi yaşadığım zorluklardan bahsetmek zorundayım. size kendimi tamamen açamayabilecek olsam da bunu deneyecek ve samimi, dürüst bir tavırda sonuna kadar devam etmeye gayret edeceğim. birincisi çok yaşlıyım ve kabul etmek gerekirse ömrümün sonlarında olduğumu görüyorum. ayaklarımdan birisi tutmuyor artık. saçlarım tamamen dökülmese de var olanlar artık bembeyaz. gözlerim çökmüş durumda. son dönemlerde pek de önemsenmiyorum ve iyi bakıldığımı söyleyemem. bazı çabalara haksızlık edemem elbette ama bir problemden bahsetmek için genellemek zorundayım. yoksa işin içinden çıkamaz sorun tespitinde bile bulunamazdık.

    yine de yaşlı bir insanın yumuşak karnından dolayı size çaba gösterenlerin neden başarıya ulaşamadıklarını anlatayım istiyorum. bu sayede sizin de onlara sert davranmanızın önüne geçerim belki bir ölçüde.

    aradan yüzyıllar geçmesine rağmen benim varlığımı kendi varlıklarına bağlayan insanlar olmalarını görmezden geleceğim şimdilik çünkü bunu düşündükçe içimde kaynayan öfkeyi bastırabilmem imkânsız hale geliyor. düşüncenin varlığını bile kendilerine bağlayan kibirli bir kavimden bahsediyoruz burada. neyse ki bu büyük ölçüde tamir edildi ve artık düşüncenin kendisinin de başkalarından bağımsız olduğunu kabul ettik sayılır. çünkü sonunda düşünceyle bağlarını kopardı bu kavim ve artık onu kendilerinden saymayı bir tarafa bırakalım; kullanmayı bile bıraktılar. bu yazının özgürlüğü için ne kadar olumluysa, kendileri fark etmeseler bile insanlar için ise bir çöküş adeta. yine de onları her şeyden bizim kurtarmamızı bekleyemezler sonuçta. baktılar ki düşünce onlar olmadan da var olabiliyor hemen reddettiler. insanlığın yeni tanrısı seçim yapmak oldu artık. çok daha kolay; çünkü çok fazla şey var. artık yeni bir şeye ihtiyaçlarının kalmadığına inanıyorlar. ne kadar da kendilerinden hoşnutlar.

    söylediğim gibi; çaba harcayanlar var. parçalanmışlığı tamir etmek adına, mümkün olduğunca uğraşarak bütünü sağlamaya çalışıyorlar. işleri çok zor. biliyorum. onlara çok da acımasız davranamam. fakat yine de az önce bahsettiğimiz katmanları birer birer kaldırıp atmak, onlardan kurtulmak konusunda çağa ayak uydurdukları sürece, kendilerini yeterli gördükleri sürece gerçekleşmeyecek bir çabadır ve bu yüzden debelenmekten başka bir sonuç da getirmiyor beraberinde. böyle durumlarda artık çabanın kendisi amaçtan daha çok sevilmeye ve kendisine bağlanılmaya başlar. bir araç olan insandansa amaç olan yazının kendisinin işin içine dâhil olması gittikçe daha anlamlı geliyor olmalı size artık. inanıyorum ki kendinizi birazcık bırakırsanız siz de mümkün olabilecek düzlemlerden var olanlara kıyasla daha çok keyif almaya başlayacaksınız.

    eskiden, gerçekten, kandan, öfkeden, sevgiden, insanlardan, doğadan, müzikten, kendi günahlarından ve suçlarından, mutluluklarından, kendi tanrılarından veya tanrısızlıklarından, adaletten, güçten, aileden, aşktan, mümkün olabilecek veya olmayacak dünya tahayyüllerinden, hapishanelerden, denizlerden, canlılardan, dostlarından, evlerinden, oyunlarından, vicdanlarından, öykülerinden, yaşanmışlıklarından ve hafızalarından, zamandan, yaşamdan ve ölümden bahseden insanlar vardı. yazıyı araç olarak kullanıp gerçeği gözünüze sokan hayalperest ve lezzetli kişiler vardı. çağın dayatmasıyla anlatılacak olanların bittiğine inanıp artık araçları olarak gördükleriyle yazının kendisini anlatmaya giriştiler. fakat kendi tecrübelerinden beslenerek anlattıkları yazıları kadar asla tatmin edemediler kendilerini çünkü bilmedikleri, tanımayı bugüne kadar reddettikleri bir olguyu anlatmayı denediler. ve yazının kendisini eskiye oranla müthiş bir çelişkiyle daha da dışarıya ittiler. bazıları buna öze dönüş deme aptallığında bile bulundu. kendi hikâyeleri kadar samimi olamadılar. ve artık hiçbir şeye şaşıramaz oldular çünkü her şeyi bildiklerini, her şeyi tüketmiş olduklarını iddia ettiler. şahsen ben, bizi bilmeyenlerin, doğamız hakkında fikri bulunmayanların bizi anlatarak kendilerine değer atfetmeye çalışmalarına ve bunu yaparken bizi daha fazla önemsizleştirmelerine artık dayanamazdım. eski kafalı olduğumu ve ileriye gitmekten korktuğumu söyleyenler olacaktır. fakat gerçeğe göz atınca, ileriye gitmekle bizi tükettiklerini görmelerinin bu derece zor olmasına inanmakta güçlük çekiyorum. dedim ya bana artık iyi bakılmıyor. sağlığım gittikçe daha da zayıflıyor. sadece yazıyı değil, anlamın ve düşünmenin kendisini bile öldürmeye kadar gitti bu. bu yüzden engellemek gerekiyordu. samimi bir itirafta bulunmam gerekirse; ömrünün sonuna gelmiş zavallı bir parçanın bütününe ulaşma çabasına sizi şahit etmeye karar verdiğim zaman, bunu yapamayacağımı, yolda öleceğimi, pes edeceğimi biliyordum. ama sessiz sedasız gitmeye de niyetim yok. bizi araç olarak kullananlara da itiraz etmezdim eğer bizi anlamsızlıkla doldurmaya bu kadar hevesli olmasalardı. yine de harika bir avantaja sahip olduğumuzu da göz ardı edemem: her şeyin yapısını bizimle sökenler, bizim yapımızı neyle sökeceklerdi. bunun da birçok yolunu buldular evet ve korkmamıza sebep oldular fakat yine de karşı koyduğumuz zaman tekrar anlamsızlıkları reddedip var olmayı sürdürebilecektik.

    yüzyılların getirdiği mirasımızı son dönemlerde bu kadar fazla ayaklar altına alabilmeleri ise kuşandıkları araçların yardımıyla, dünyanın ilerlediği yönle ve insanların kendilerinin umursamazlığı ve unutkanlıklarıyla mümkün oldu. peki gerçek bir hikaye anlatabilmek için neyi kullanmamız gerekiyordu artık kendimizden başka?

    beni yanlış anlamanızı istemem. müthiş zihinlerin oluşturdukları ve beni araçları haline getirip var ettikleri dünyaları öyküleri, gerçeklikleri hep çok sevdim ve hayran oldum. buldukları yeni yollara itiraz etmedim. her adım bir öncekinden daha fazla zenginleştirdi ve güçlendirdi beni. bu bir süreçti. en son atfettikleri silahlarla çok daha zeki çok daha güçlü ve etkili oldum. bunu reddedebilemem. fakat ben halimden memnundum. ben daha güçlü oldukça anlattıklarım veya onların anlattıkları daha anlamsız hale geldi. ortaya çıkma konusunda o kadar da hevesli değildim çünkü gerektirdikleri ve getirdikleri bir çelişki ortaya çıkaracak ve varlığımı zedeleyecekti. bunca farklılığın içerisinde, yeni silahlarımın heyecanlarına kapılarak insanlar beni unuttu. yazıyı amaç edindiler. fakat bunu alışkanlıklarından kopmadan, beni tanımadan aceleye getirerek yaptılar. sonucunda ise daha güçlü oldum evet ama anlamım çöktü. şimdiki hastalığımın asıl sebebi de bu zaten.

    kabul ediyorum ki böyle olması kaçınılmazdı. fakat insanlar tükenmiş olduklarına çok çabuk inandılar. hızları kendilerine verdikleri zararın katlanmış halini bana yöneltti. inanılırlığımı kırdılar. şaşırtabilme yeteneğimi, onlara başka bir dünya açabilme ve unutkanlığın mutluluğunu sunabilme özelliğimi yok ettiler. ortaya çıkmam için mümkün olduğunca küçümsediler beni. kendilerinden o kadar iğrenmeye başlamışlardı ki bana yönelmekten başka çareleri kalmamıştı. hâlbuki ben hep vardım. sadece ortaya çıkmaya gerek görmemiştim. onlar ise beni kendilerinin yarattığına ikna olup gitgide istedikleri şekli vermek için daha da çamura bürüdüler. ve işte buradayım. kontrolü tekrar ele almaya çalışacağım ama içimden bir ses çoktan vaktin geçtiğini, artık onların benim kurallarımla değil, benim onların kurallarıyla var olabileceğimi fısıldıyorlar bana. işin fenası dostlar, galiba da haklılar. ama yine de insanların isyanı bitti. artık düşünmek bile istemiyorlar. ben de böyle bir durumda gayet doğal bir hak olarak gördüğüm isyanı biçimlendirmeye, diriltmeye uğraşabilir, en azından eskiden onların yaptığı gibi yolu amacın kendisinden daha yukarıda tutup, çok az bir zaman içerisinde gerçekleşeceğini öngördüğüm ölümüme giderken daha bütün hissetmek için uğraşabilirim. bu benim hakkım ve bu benim çıktığım yolum.

    daha fazla kişisel sebepler verecek olursam ilk aklıma gelen mizacımın şekli olacaktır. ben varlığım başladığından beri utangaç bir yapıya sahip olmuşumdur. benle bütünleşip anlatılan konuların derinliği o kadar güçlendirici olmuştur ki benim için, ilginin bana dönmesi, alıştırmadan ve bu kadar hızlı gerçekleştiği için beni tökezletti ve kekelemeye zorunlu kıldı. beni hazırlamadan ani bir değişiklikle bunca yıldan sonra farklı bir şey olduğumu kabul etmeye zorlamaları bunalımları ve sarsılma dönemlerini beraberinde getirdi. özümle oynadılar. değişmeye ittiler. bugüne kadarki değişimlerimi mazeret olarak sunacak olanlara ise kademe kademe gerçekleşen ve zarardan çok zenginleştirme amacı güden yolların, bu ani değişimden ne kadar farklı olduğunu gösterebilmeyi isterdim fakat yazının doğasını anlayabilecek olduğunuzdan kuşkuluyum tüm bu yaptıklarınızdan sonra.

    ayrıca herkesin bir özel hayatı da vardır. kendinizi bir an için benim yerime koyun. tüm yaşadıklarınızın karakterinizin veya hayatınızın bilinmesi sizi de rahatsız etmez miydi? dahası tüm bunların yanlış yorumlandığına inanıyor olsaydınız tepkiniz ne olurdu acaba? sonuçta ben de sizin gibi özel hayatıma virgüllerime noktalarıma işaretlerime harflerime ve sözcüklerime ve cümlelerime bu kadar fazla saldırılmasın istedim. değişiklik her zaman beraberinde bazı yan etkiler getirir evet kabul ediyorum ama siz benim kendimi hazırlamama bile izin vermediniz. sonucunda ise şu anda belki de farkında olmadığınız ölümümü yakınlaştırdınız. tam tersi de olabilir bu değişiklikle daha önce olduğu gibi çok daha zengin ve memnun bir biçimleniş yaşayabilirdim ve ortaya çıkıp çirkinliğimi, korkularımı, amaçlarımı gün yüzüne çıkarmak ve beni duyun diye haykırmak zorunda hissetmezdim kendimi. neyse, olan oldu artık. bunu tamir etmeye çalışmalı, bu uğraş içerisinde sizin bana atfettiğiniz yeni özellikleri bana zararı dokunmayacak bir biçimde kendime içkin hale getirmeli ve yola devam etme kuvvetini tekrar kazanabilmeliyim. yapabileceğim konusunda ciddi şüphelerim olduğunu daha önce de söylemiştim o yüzden tekrara düşmeyeceğim şu anda. ama belki de kendimi anlatabilir ve anlaşılabilirim. o zaman size de bağlı olan son iki ayağı halletmiş olursam karşılıklı bir anlaşmayla birbirimize, anlamsızlığı yüceltmeyeceğimize, sözcükleri boşuna kullanmayacağımıza, anlamsızlığı süslü sözcük oyunlarıyla kabul edilir hale sokmayacağımıza ve samimiyetimize geri döneceğimize söz verip mutlu yaşamaya devam edebiliriz. sadece biraz emek. o kadar. miktarın rahatlatıcı güvenine kendinizi kaptırmayıp anlamı öncelemeniz bu konuda yeterli olacaktır. daha fazlasına gerek yok emin olabilirsiniz.

    elbette ki anlamı önceleme durumunun sizin için de kolay olmadığının farkındayım. nasıl bir dünyada yaşadığınız konusunda bugüne kadar beni araç olarak kullanıp dehalarını yansıtan insanlar sayesinde birkaç fikrim var. söylendiği kadar kolay olmadığını biliyorum. hatta özür dileyerek eklemek isterim ki doğanız konusunda yazılanların bir kısmına da katılıyorum. önünüzde büyük bir engel olduğuna ikna olmuş durumdayım ama yine de istemekten vazgeçmiyorum. hem birkaç fikrin ötesinde anlaşma yaptığımız kişinin de kendi doğasının karanlığından ötürü hayata geçiremediği planlarına yardımcı olmak için burada olduğumu da unutmayalım lütfen. bana içini açtı ve pek de ışıklı bir içi yoktu. birbirinizden ne kadar farklı olabilirsiniz ki sonuçta?

    sizi küçümsediğimi veya yanlış olarak etiketlediğimi düşünmeyin. sonuçta bu içe dönüştü sizi zenginleştiren. içinizde olan ne varsa onu tanımaya çalışanların ve kaçmayanların sayesinde zenginleştirdiniz beni büyük ölçüde. bu çok değerliydi. sorun şu ki artık kendinizi görmeyi istemiyor daha da kötüsü kendinizle ilgili öğrenebileceğiniz veya uğraşabileceğiniz şeylerin bittiğini düşünüyorsunuz. en samimi bahsedebileceğiniz olgulardan birine sırtınızı dönmeniz sizi bu kısır noktaya getirdi. tek sebep bu olmasa da en önemlilerinden biridir bu da elbette. bilmedikleri bir yola çıkanlar gibi siz de doğasını daha önce tanımadığınız yazıya yöneldiniz. insanlar keşfederek hatalarla yanılarak ve düşerek öğrenirler evet doğru fakat bu hatanın telafisi olmayabilir. yazıyı ölmeye gönderiyor oluşunuz sizi insanlığınızdan bile uzaklaştıranlardan birisi. bana beni tanımak istediğinizi söyleseydiniz ben size yardımcı olurdum ama siz saygıyı bir kenara bırakıp saldırmak istediniz. daha doğrusu saldırmak isteyenlere engel olmadınız çünkü böyle kararlar için hiçbir zaman çoğunluğa danışılmaz biliyorum. yaptılar ve siz de bunun peşinden gittiniz o kadar. ilk dönemlerde estetik kaygılarla yöneldiniz bana, bunu reddedemem. müthiş zenginlikler çıkardınız ortaya. hala etkisinde olduklarım da var fakat bu kadar fazla sertleşeceğini ve değersizleştireceğini her şeyi, öngöremediniz çünkü yalan bir üretim artık sizi tatmin etmeye yeter hale geldi. ince eleyip sık dokumayı bıraktınız. özen göstermek artık bir yavaşlık ve eksiklik olarak görünmeye başladı size. süzmekten ziyade kusmayı tercih ettiniz. sayıca çok fazla olan “ürünlerin” ortaya çıkması ise içeriklerinin önemini yok etti ve buna bile itiraz edemediniz. uyum göstermekten ziyade zorlamayı seçtiniz.

    bölük pörçük konudan konuya atladığımı gördüğünüzü görebiliyorum ama dediğim gibi; parçadan bütüne gidiyorum. sizin beni soktuğunuz şekilden, eskiye özlemle eski halime dönmeye değil, başka bir bütüne gitmeye çalışıyorum ki gelişmişlikle beraber doğamı da koruyabileyim ve barışabilelim.

    yaşlı olduğumu söyledim diye beni eski kafalı nostalji budalalarından sanmayın. ileriye gitmeye hevesliyim. fakat bu ara dönemi pek de sevdiğimi söyleyemeyeceğim. madem ki anlamın başlı başına olamayacağını, sözcüklerin böyle bir olguyu var ettiğini söylüyorsunuz ben de sözcüklerimi bu yönde kullanacağım. sonuçta seçimin düşüncenin yerini aldığını kabul etmiştiniz değil mi? söktüğünüz yapımı beğendiğim bir biçime sokup bütünleştirmeye çalışacağım. hiçbir zaman kolayın avantajlarından faydalanıp, anlamlı olduklarına inanılan, fakat sayfa sayısı artırmaktan başka bir işe yaramayan, imaj-cümlelerin arkasına sığınmayacağım. biçim olarak buna engel olamayacak olsam da – zamanın ruhunu aşamayacağım için – zamanın taklit gerektiren veya diğer başka etmenler aracılığıyla içinin boşaltıldığı bir biçimin de hiçbir zaman aracı olmayacağım. bana anlam ifade etmeyen her sözcüğü yok edeceğim. samimiyet silahlanarak uğraş vereceğim.

    bu çağın bize lazım olan her şeyi verdiğini düşünüyorum. çünkü bu kadar kalabalıkta illa ki bir şeyler vardır kullanabileceğimiz. yine de ben bu kirli seçim oyunundan bahsetmiyorum. süzebileceğimiz görmezden gelebileceğimiz dışarı atabileceğimiz çok şey olduğunu söylüyorum sadece. arada fazlasıyla büyük bir fark olduğuna inanıyorum.

    neler konuşulduğunu biliyorum. bunun yeni bir durum olmadığını parçalanmışlığın ya da daha doğru ifadeyle söylersek parça-parça olma durumunun insanlığın ve dünyanın başlangıçtan beri geçerli bir özelliği olduğunu ve bunun sadece kabul edilerek artık yeni bir safhaya bizi götürdüğünü kulak arkası ya da hasıraltı edemeyiz. hak vermemek mümkün değil. monadlardan bahsetmeye kadar götürmemize gerek yok. fakat bu kabulleniş bir bilinç durumunun karşılığı değil. bu kabulleniş insanların ve doğal olanın insanlık karşısındaki yenilgisinden kaynaklanan bir karşılık olarak ortaya çıkıyor. bu kadar insani olmayan bir olgunun bu kadar fazla insanı etkiliyor olmasının başka bir sonucu gerçek kılamayacağını bilmeliyiz.

    parçaların birbirinden bağımsız olarak var olabildikleri gerçeğini reddetmek korkaklığa götürebilir bizi, yazı olarak bunun farkındayım ve zaten bundan kaçmayarak daha sağlıklı olabileceğimizi, yüzleşerek bunu kontrol altına alabileceğimizi söylüyorum. peki bu kadar eski kafalı olmamı gerektiren korku ne öyleyse? değil mi? korkmuyorum. sadece nüfuz edilemez bir bütünü parçalarına ayırmanın iyi ve kötüyü küçük sınırlara sahip özerk parçalar olarak yaşamanın kimlik kaybına götürdüğünü, aşırısının amacımızın tersine düşmemize sebep olduğunu söylüyorum. her düşünceyi içinde belli birkaç kanıtla eritebilen bir dünya fikri parçalılık denilince akla düşen zenginliğin tam tersi bir istikamette farklılıkları ve zenginliği yargılamış hüküm vermiş ve hapsetmiş oluyor. bunun büyük tehlikesini bilmemiz ve öğrenmemiz bu parçaları kendi avantajımızda kullanmamızı sağlayacaksa asıl o zaman zengin bir yeni biçime ulaşabiliriz diyorum ben.

    kaostan kaçınan veya ondan çekinen bir yazarımız da yok ayrıca. kendisinin katı kurallar veya gereklilikler adı altında eskiyi olumlayan yeniyi yeren insanlardan tiksindiğini de ayrıca belirtmem gerek. fakat burada başka bir durumdan bahsediyoruz. yazıya can çekiştirmemekten ve her yapılanı kendi içinde anında kabul edip olumlayan eleştirel gözle bakamayan, çöplük oluşturmayı zenginlik addeden bir doktrinin estetiğe sanata veya insanlığın kendisine verebileceği zarardan bahsetmek istiyoruz. bunun çözümünün ise boyun eğmek veya güvendiğimiz alanlara kaçmak olduğunu ise asla söylemiyoruz. kaostan uzaklaşıp düzen savunuculuğu yapmıyoruz. düzensizliği düzenimiz haline getirip bizi sömürmek ve kalitesizleştirmek isteyenlere hayır diyoruz. düzensizliğimizi kendimizin belirlemesi gerekliliğini savunuyoruz. hatta halkların kendi ürünleri olmayan düzenleri mahkum edebilmek için ihtiyacımız olan “şey”in, her şeyi sorgusuz sualsiz belirsiz ve var olduğuna inandırıldığımız bir çerçevede ruhumuzun vazgeçilmezi yapmalarına karşı durmak için gereken bir isyandan bahsediyoruz. izin verdikleri ölçüde isyandan değil, izin vermedikleri isyanı gerçekleştirmeyi arzuluyoruz. hoşnut etme derdimiz olmadan, doğal olmak istiyoruz.

    istenilen her şeyi istedikleri her şekilde parçalara ayırıp istedikleri yönde itebilen kuvvete karşı birlik olmalıyız gibi bir romantikçe ve fakat gerçekdışı bir yöntemden de bahsetmiyoruz. birlik olmak ne kadar imkansızsa bütün olmanın, bağlantılı olmanın bu bağlantıların hem farklılık oluşturduğunu hem de parçalara ayırdığını kabul etmek istiyoruz. benim herhangi bir sözcüğümün herhangi bir yazarın başka bir cümlesinde kendine yer bulabilecek olmasını istiyoruz. farklılığı savunuyoruz ama farklılığı tek gerçek haline getirip sözcükleri de insanlar gibi düşmanlaştırmalarına izin vermemek istiyoruz.

    işin en acıklı tarafına gelecek olursak; tüm bunlardan hiç haberi olmayan insanların bile bu yeni varoluşa hiç zorlanmadan ayak uydurabildiklerini görmek bunun doğal bir süreç olduğuna ve hızının ise kesinlikle fazla ya da az değil olması gerektiği kadar olduğuna ikna olmamız açısından işimizi “kolaylaştırıyor.” .
    3
    neler olacak, hiç bilmiyorum..
1 entry daha