şükela:  tümü | bugün
  • kitap yazmak, daha doğrusu kitap yazmaya yeltenmek orta yaş paketiyle gelen bir özellik sanırım. kendinden biliyordum da ara ara muhabbetini açınca çevrede nerdeyse bütün orta yaş kuşağına girmiş herkesin böyle bir ideali olduğunu öğrendikçe ürktüm doğrusu.

    herkes hevesleniyor, herkesin anlatacak bir hikayesi duruyor yedeğinde...

    kitap okumak bu kadar zorluyorken, internetin, sosyal medyanın, yoğun gündemin esiri olmuş birinin yazmak bir yana kitap okuması ciddi bir meşakkat olmuşken hele...

    yazılması bi yana yayınlanması ile ilgili zorluklar hesap edildiğinde zamanında,

    "türk edebiyatında yeni bir soluk (wallstreet junior) ***

    hikayelerini yaşanmışlıkların sahiciliği ile harmanlayıp yüzümüze ağzımıza çarpan yazar, arada çıkarıp masaya vuruyor (new yorker)***

    doğudan bir yıldız doğuyor... o adının ilki, ilk insanların kalem tutan eli, orhan pamuk'un, daha yakışıklı olanı, metin hara'nın daha şişmanı
    (herald tribunes) " beklentisiyle sağa sola çiziktirilen notları ziyan etmek de zor geliyor.

    ne yapayım bu kadar notu derken aklıma kadim dostum ekşi sözlük geldi. bundan böyle akşam bu saatlerde çöpümü çıkarıp buraya bırakacağım. belli bir düzen içerisinde sizler de bırakırsınız. hiç olmadı notlarımız burada saklanmış olur.
  • "a- düşün ki bulut seçiyoruz sırayla... sıradaki bulut şarkıya benziyormuş bilmediğimiz bir dilde... hüzünlüymüş bir de, akşamüstü hem... bulut işte, düşün lütfen...

    k- bu saçmalıkları düşünmek istemiyorum!! buna alışmak istemiyorum!!!

    a-bunun neye benzediği hakkında en ufak bir fikrin yok. o yüzden herşeye benzetebilir herşeyle kıyaslayabilirsin. ta ki gerçekten ne olduğunun farkına varıp benzeri olmayanlarıyla kıyaslayıp kaçtığın gerçekliğin kaya gibi yoluna dikilmesine dek... anlaştık mı?

    k-hayır!

    a- güzel o halde.

    k-allah belanı versin! (ağlayarak)
    neden bunu bana yapıyorsun?

    a-herhangi bir nedeni yok sadece kafamdan geçenleri söylüyorum.

    k- anlamadın. bunu neden yaptığını merak etmiyorum. niye bana yaptığını soruyorum.

    a- sürekli yoluma çıkan sensin!

    k- ama... yardım etmeye çalışıyordum sadece...

    a- kime? sakın bana yardım etmeye çalıştığını söyleme!

    k- tabii ki sana. en çok üzen de bu... nelerden vazgeçtim, oysa... (hıçkırarak) neyse, bu son konuşmamızsa dediğin gibi... her şey olması gerektiği gibi olmalı.

    a- öyle olmadığını ikimiz de biliyoruz... benzetmelerime kızıyorsun hep, ama başka nasıl anlatacağımı bilemiyorum. hani filmlerde olur ya ormanın dışına hızla koşan bir ceylan görürüz, arkasından hızla koşan bir aslan... sonra garip birşey olur. aslan ceylana yetişir ama hamle yapmaz. beraber koşarlar... beraber koşarlar... bir müddet bunun şaşkınlığını yaşamamıza izin verir yönetmen... sonra?

    k- offf! bunu yapmak zorunda mısın? bilmiyorum, düşünemiyorum artık.

    a- farkındayım.
    niye sürekli karşıma çıktığını izah edemedin bile... ben açıklamaya çalışırken ikimiz de silahlarımızı indirsek mi?

    k- aslan sen, ceylan ben miyim yoksa... yönetmen misin... seyirci miyiz? allah'ın cezası!!! (silahı havaya doğrultur bir el ateş eder)

    a- aslan da ceylan da her ikimiz olabiliriz. ne aslanın niyeti ceylanı yemek... ne de ceylanınki aslana yardım etmek. beraber koşarlar öyle ki bir müddet sonra aslan ceylanı da geçince anlarız ormanda bir yangın olduğunu...

    k- yoruldum artık... çoook...

    a- anla işte... yangın yeri bu dünya! arkamızda bırakmaya çalışırken bu yangın yerini, her kavşakta birbirimizin yoluna çıktık.

    k- ben... yardım etmeye ça..lı... şşş... ( ilaç etkisini göstermeye başlamıştır)

    a- bana katılmak ister misin?"