şükela:  tümü | bugün
  • "yazı acele kaldırmıyor" diyor murathan mungan ve ekliyor. "yazının kendi zamanı var" peki ahmed arif ne diyor? birşey demiyor ustam ahmed arif ne desin? ama yazıyor "terk etmesi sevdan beni" 17 yıl beklemiş demlenmesini. ha bir de sanırım en güzel mapusta demleniyor
  • çok güzel bir deyimdir bu. kim söylemişse ruhuna sağlık*

    yazıp bir kenara attığınız yazıya bir gün baktığınızda, bir sürü gereksiz ayrıntılar, dolaylı anlatımlar, ana konudan kopuk detaylar hatta demode kalmış ifâdeler kullandığınızı görürsünüz. oturup yazıyı sadeleştirir, ifâdeleri güçlendirir, dili daha çok yalınlaştırırsınız. aslında onlarca cümle kullanarak anlattığınız bir konunun, birkaç cümle ile de rahatlıkla anlatılabilindiğini fark edersiniz.

    öyle bir şeydir ki bu demlenme, daha önce değiştirmiş olduğunuz yazıda bile birçok şeyi değiştirerek "o anki" en son şeklini verirsiniz. bunun tehlikeli sınırı ise yazılanların sürekli değiştirilmesi nedeniyle ana konudan uzaklaşmaktır. çünkü bazen ne yazmış olursanız olun o yazdıklarınız, asla yazmak istedikleriniz olmaz. kendinizi, yazılmak istenen o ana düşünceyi yazmaya zorlamanız, sizi çok başka yerlere götürür. yola ilk çıktığınız o ana konuda değilsinizdir artık. türkçe öğretmenlerinin "kompozisyona başlık atmayın, başlığı en son koyun" demeleri tam da bundandır işte.

    demlenme sevdası yüzünden, bin hevesle açtığım bloguma yılda bir yazıyı ancak koyabiliyorum. yine de çok güzel bir şeydir bir yazının demlenmesini beklemek. öfkeyle söylenen ağız dolusu sözlerin zaman geçtikçe etkilerini yitirip yerlerini sadece bir "affettim" sözüne bırakması gibidir.

    keşke konuşmalarımızda da yapabilseydik bunu. kalp kırmak diye bir şeyi hiç bilmezdik o zaman...