şükela:  tümü | bugün
  • zordur. yazmak içinizi dökebilmeniz için tek çarenizse, daha da zordur.

    ***

    yaz mevsimi beni büyük bir boşluğa düşürdü. anlatılmaz bir duygu seli vs. işte, sıcağın da etkisiyle, boşluktan kaynaklı bir depresyona doğru yelken açtım. sebebinin büyük ihtimalle "boşluk" olduğunu düşünüyorum. hiç anlaşamadığım dünyada kış aylarında hiç değilse bir şeylerle ilgilenebiliyordum. ama yaz geldi ve ben evden dışarı çıkmayan, sabahları mutsuz uyanan eski halime geri döndüm.

    ***

    küfürler ediyorum. sebep bulmak pek zor olmuyor. bu çevredeki inşaatların gürültüsü, her gün bir iki saat kesilen sular, sıcak ve işsiz güçsüz olmak yeterince etkili. lan izmir'de sular kaç gündür bir iki saat kesiliyor. hem de bu mevsimde. bu yazın modası bu: su kesintileri.

    ***

    istemediğim şeyler yaşadım bu zamana kadar. ya da, haksızlık olmasın, pek istemediğim şeyler diyelim. ama suç benden başka hiç kimsede değil. "sen bu zamana kadar hiçbir şey istemedin ki?" diyebilirler. tabii, kime söylediğime bağlı.

    ama bu cevabı aldığımda göt olmaktan başka elimden hiçbir şey gelmez. evet, istemedim. istemediğim halde, yaptım. her gün bir yere gidip geldim, her gün hiç sevmediğim insanlarla vakit geçirdim. suçlu ben miyim? sanırım evet.

    ***

    gitmek tek çare. kafayı dağıtmanın tek yolu galiba bu. bana yol göründü dostlarım. en kısa zamanın en yakın otobüs terminalinde, bir yalnız haftanın sonunda, gecenin ilk otobüslerinden birine binip, gideceğim bu şehirden. izmir'den ankara'ya.
  • üşengeçlik.
  • bahane bulmaktır.
  • kafadakileri dışa dökememe durumu. frontal lobta sorun olabilir.
  • bir yazar hastalığıdır.(bkz: hank moody)
  • yaşamdan soğutucu özelliği olan bir tür zihinsel verem. öyle iç bunaltıcı bir şey dir ki bu martaval efendim, zihninizdekileri, söyleyemediklerinizi bir çırpıda anlatmak varken, sırf yazmayasınız diye dünya üzerindeki bütün kahpe bahaneleri sıralamanıza yol açar. "ne derler şimdi?" , "bir halta benzemez zaten." , "kimin umurunda ki?" gibi paranoyaya kaçan argümanlar ile o "naif" kendimize özgü yorumları çekip çıkarıp, yazıya aktaramayız. bir aşamasıda "marjinal" yazı yazmanın kötülenmesi, herkes gibi yazarsak eğer açılabileceğimizin öğütlenmesidir. oysa ki herkes kendi işinde marjinaldir ve de hayat, bir bakıma da yazdıklarımız her bireye özgüdür.
  • verebileceğim bir örnek:
    eskiden icq var idi ya tey tey tey. karşı taraf bir satır yazdığında yazıyor olduğu görülürdü böyle (whatsapp'ta da msn'de de görünüyor da anlatacağımız hikaye icq zamanlarından)
    siz bir cümle yazardınız ve böyle beklerdiniz, bazen karşı tarafın cevabı uzun sürerdi. yazmak isteyip yazamaması belki önce yazıp sonra silmesi, belki böyle açıp pencereyi öylece beklemesi olurdu. sonra dururdu. sonra kısa bir cevap gelirdi.
    benim için yazmak isteyip de yazamamak denince canlanan işte o icq penceresidir. msn falan yoktu o dönemler ya, ilk icq ile girmişti bu "typing" yazısı. 10 dk "typing" çıkıp da "peki", "ben çıkıyorum" ya da "bilmiyorum" gelince, yazmak istediklerini yazamadığını anlardınız karşınızdakinin.
    onlar da sizin tabi. enter yerine backspace e tek tek basarak sildiğiniz ya da öylece açık ekranda yazamadığınız yazmak istedikleriniz olurdu.
    bir kekeleme kadar masum yanı işte, sanal zamanların.
  • o sırada ilham perisinin işi vardır, belki...
  • kızın sağ yüzük parmağında alyansa benzemeyen yüzükle karşılaşmak da sebep olabilir. ikilem yaşatır insana.
  • yazmak bazen hayatın en zor işi, bazen de hiç sanmadığın kadar kolay, ruh hali gibi bişey işte, dengesiz..
    güzel kelimelerle güzel cümleler kurmak isterdim ama bu aralar zor gibi görünüyor..