şükela:  tümü | bugün
  • şiir.

    yeter sanırım.
    doymuştuk şiire ve şiir gibi bir insan olmuştum o sıralar.

    şiir.

    ne güzel şey,

    şiir.
  • en çok aklımda kalan "duru". yani (bkz: özgü namal)

    dahasını yazmaya gerek yok, o yetiyodu zaten..
  • (bkz: duru)
  • ali ulvi hünkar. dizinin senaristi. insanın içine işleyen, çoğunu not aldığım cümleler*

    ferhan* ile nilgün* ortalarına yatırdıkları "çalıntı" bebeklerine bakarken ferhan şöyle der: "bu sessizliğin kıymetini bilelim. hayatın tenha köşeleri korur bizi."

    en etkilendiğim sahne ise havva** ile ali'nin* kavga ettiği sahnedir. bilen bilir.
  • kuşkusuz ömer ve duru aşkıdır. şöyle sözler dökülür ömer'in ağzından bir gün:

    "-işi ilerletmişsin. ne dedi duru?
    -ömer dedi. hayatta hiç kimse adımı bu kadar güzel söyleyemez."

    bu kadar güzel ömer denebilir mi?
  • 'öyle bir geçerdik ki kaldırımları, sanki bu düşenler biz değiliz.'
  • *yusuf'un aylaklığının bile sempatik olup, olcay'a o aşkının güzelliği, hatta tek işinin onu sevmek oluşu, yazarlığı, ve turgut uyar'ın kırlardan geliyorlar'ını olcaya okuyuşu, ve "hayat, sahip olduklarımızın dışında kalanlarmış meğer" ve "ne kadar kolay yıkılıyor inançlarım" cümleleri ile hem kendi hikayesini, hem de hepimizin hikayesini bir çırpıda özetleyivermesi,

    *olcay'ın telaşları, asaleti, hatta bir bölümdeki o balık tutan kadının deyimiyle: "kış görmemiş zerafeti", ve yusuf'a önce "gidersem benimle gelir misin" diye sorup, sonra "hayatımın sürprizisin" diyerek veda etmesi,

    *ali'nin acısının, sancısının derinliği, ama ondan daha derin ve içten olan insanlığı, olcay'la kabuğunu kıracak gibi olduysa da sonra daha da kendi karanlığına ve gizemine bürünmesi, herkes eğlenirken, dışardan, kendi kabuğunun içinden olanları izlerken yine de hayat seni seviyorum diyebilmesi ve hayatın zorluğu karşısında ezilen önem'e hayatın o kadar da zor olmadığını, bizim öyle sandığımızı söylemesi, ve sadece ali'nin yaralarının değil, bir devrin kapanışının özeti olan o cümle; "öyle bir geçerdik ki kaldırımları, sanki bu düşenler biz değiliz.",

    *havva ana'nın tüm mahallenin annesi olmayı başarmışken, kendi kızını elinde tutamayıp hep buna yanması, birayı şişesini dikerek içmesi, içtikçe dertlenmesi, ve ali'nin ortadan kaybolduğunda "neden gittin" diye kendinden geçip, kitapları yerlere saçıp ali'ye saldıracakken, sonradan "gitme" ağlamaya başlayıp ağlatması,

    *duru'nun asiliği ve ismi gibi duru güzelliği, babası, annesi, ali ve ömer müzik olsaydı diye piyanoda harikalar yaratması ve ömer'e o efsanevi ilan-ı aşkı,

    *ömer'in sersemliği, mahallenin yaramaz çocuğu oluşu ve duru'ya olan o muhteşem aşkı, ağacın tepesine çıktığında "ne yapıyorsun" diye soran duru'ya olgunlaşıyorum, ama madem sen ordan bakıyorsun, çiçek açayım daha iyi" deyişi, dahası yine duru'ya "nereye gidersen git duru, annemin gittiği yerlere gitme, çünkü orlardan dönüş olmuyor." deyişi,

    *önem'in bahtsızlığı, dünyanın en neşeli ve güzel insanı olabilecekken deliliğin sınırının iki tarafına gidip gelmesi, ama sonra doğan'la mutluluğa kavuşması,

    *ferhan'ın bal damlayan kelimelerinden süzdüğü o muhteşem öyküleri, ama en çok da merhamete ihtiyacımız var öyküsü,

    *nilgün'ün ferhan'a olan aşkı,

    *gülşen'in yoksulluktan, bahtsızlıktan bitmek tükenmek bilmeyen çilesi,

    *sabri usta'nın ömrünü inşaatlarda geçirmesine rağmen hala hayata tutunamayıp, komşularda misafirlikte kalmak zorunda kalması,

    kenar bir mahallenin hayatına kenarına tutunma çabası, yoksulluk, ve onca sıkıntıya rağmen mutlu ve birbirine sımsıkı sarılmış insanları, yusuf'un deyimiyle "hayatın nitelikli insanları ödüllendirmesi" ve daha neler neler... yetmez yetemez bu yazdıklarım, daha önce de yetmemişti zaten;

    (bkz: #21624522)
    (bkz: #21624538)
    (bkz: #21624553)
    (bkz: #21624568)
    (bkz: #21624578)
    (bkz: #21624593)

    ve son akılda kalan detay olarak da, fırat tanış'ın * o muhteşem unutma beni performansı gelsin.
  • duru' nun piyanosunun satılması, evden çıkarılışı...
  • "sırf başlayıp bitirebildiğim bir hikayem olsun diye...
    bıktım ardımda yarım kalmış hikayeler taşımaktan. çünkü bizzat ben, yarım kalmış bir niyetim. anlamlarını bilmeden sevdiğimiz şarkılar var ya. işte biz böyleyiz.
    sesin kıvrılıp büküldüğü yerde ıslanıyor gözlerimiz.
    hayat, sahip olduklarımızın dışında kalanlarmış meğer..."
  • "heyecanları ne yapacağımızı bilmiyoruz da ondan.
    kendimizi cümlelerin içine hapsettik.
    anlamları arkamızdan ağlıyor..."