şükela:  tümü | bugün
  • ecnebilerin durêe dediklerine bizim verdiğimiz ad.
    sürekli, kesintisiz ve akış halindeki zaman.
    zamanı belirleyenin, mekan içindeki insan olması.
    bazen de saatlerin hep insanı göstermesi.

    zaman, koca bir yalan.
  • ahmet hamdi tanpınar'ın benimsemiş olduğu bergson zaman algısı desem yanlış olmaz herhalde.

    tanpınar'ın neredeyse tüm eserlerinde gözle görülebilir bir şekilde hissedilir.

    bu soyut zaman kavramını; daha çok eserlerinde kullandığı, çoğu kez de gerçek zamanın kısıtlayıcı ve sıkıcılığından kaçmak için sığındığı düşsel bir zaman olarak da düşünebiliriz.

    bu soyut ifade, zamanın takvim yoluyla parçalanmamasını ifade eder. yani, zaman tek ve bölünmezdir.

    takvimlerle bölünmüş, saatlerle ifade edilen gerçek zamanda yitirilen her sene, alınan her yaş seni ölüme daha da yaklaştırır. yani farkındalık yaratır. yani şimdiyi yaşamaktansa, geçmiş ve gelecek arasında sıkışıp kalmaktır. bunu huzur adlı kitabında şöyle dile getirmiştir: "...insanoğlu, zamanın bu mahpusu, onun dışına fırlamağa çalışan bir biçare idi. onun içinde kaybolacağı geniş ve biteviye akan nehirde her şeyle beraber akacağı yerde, onu dışarıdan seyre çalışıyordu. onun için bir ıstırap makinesi olmuştu."

    tanpınar'ın soyut zaman kavramında geçmiş ve gelecek, şu anın(şimdi) kollarından tutan ayrılamaz bir bütünü halindedir. bu şekilde kaybedilen ve beklenti içinde olunan hiçbir şey yoktur.

    kavram olarak idrak etmek kolay gözükse de yaşam içinde bunu hayat biçimi haline getirmek hiç de kolay bir şey olmasa gerek.

    benim bildiğim ve şu an aklıma gelen günümüz yazarlarından orhan pamuk ve hasan ali toptaş da yekpare zaman mevhumundan yararlanan yazarlar arasındadır.
  • ne içindeyim zamanın,
    ne de büsbütün dışında;
    yekpare, geniş bir anın
    parçalanmaz akışında.

    bir garip rüya rengiyle
    uyuşmuş gibi her şekil,
    rüzgarda uçan tüy bile
    benim kadar hafif değil.

    başım sükutu öğüten
    uçsuz bucaksız değirmen;
    içim muradına ermiş
    abasız, postsuz bir derviş.

    kökü bende bir sarmaşık
    olmuş dünya sezmekteyim,
    mavi, masmavi bir ışık
    ortasında yüzmekteyim.

    (bkz: ne içindeyim zamanın)
  • hayranlık derecesinde ilgi duyduğum ahmet hamdi tanpınar'ın fevkalade bir estetik ile işlediği kavram. bergson'dan etkilenimi bir yana kendisinin doğrudan bu mefhuma olduğu gibi kapıldığını düşünmüyorum. ayrıca ekleyip çıkardıkları da var -ki bunu özellikle "huzur" romanında ve şiirlerinde görmek mümkün.

    heidegger'in şiire olan ilgisi ve ilgisinin nedeni düşünüldüğünde ahmet hamdi tanpınar'ı tanımasını çok isterdim. çünkü tanpınar'ın eserleri ve şiirleri tam olarak heidegger'in düşünce-şiir birlikteliğine uygun düşüyor.

    ayrıca tanpınar'ın bu zaman kavramını bana göre en güzel işlediği o muhteşem şiiri zaman kırıntıları'dır.