şükela:  tümü | bugün
  • kadıköy yeldeğirmeni mahallesi'nde yer alan 119 yıllık tarihi kilise sanat merkezine dönüştürülmüş. ali ismail korkmaz parkı'nın hemen karşısındaki sanat merkezi mimarisiyle dikkat çekiyor. taksim dayanışması burada yapılan mason locaları genel kurultayı ile kurulmuştu.

    "kiliseden sanat merkezine…
    kadıköy belediyesi’nin açılışını yapacağı özel mekanlardan bir diğeri de yeldeğirmeni’ndeki fransız kilisesi. rasimpaşa mahallesi’nde 1895 yılında manastır okul ve kilise olarak inşa edilen tarihi notre dame du rosaire kilisesi, ‘’yeldeğirmeni’’ sanat adıyla 14 mart cuma günü hizmete açılacak. uzun süre atıl durumda olan 119 yıllık tarihi bina, kadıköy belediyesi’nce restore edilip, titizlikle yeni sanat mekanı olarak hazırlandı. 19. yüzyıl tanzimat dönemi tarihsel mimarlık anıtı olan eski fransız kilise binasında (yel değirmeni sanat) çeşitli sanat etkinlikleri ve aktiviteler düzenlenecek. tarihi fransız kilise binası, 2011 yılında tarihi kentler birliği yarışmasında ödüle layık bulunmuştu."
  • (bkz: #20009775) ohalar olsun diyorum ve delicesine seviniyorum. yıllar önce mezun olduğum lisenin spor salonu olmasından dolayı içinde basketbol, voleybol oynadığım günler aklıma geliyor. bir kilise senelerce bu kadar hunharca kullanılabilirdi. şimdi resimlerine bakıyorum da, bina olması gerektiği gibi olmuş. en kısa sürede ziyarete gideceğim. bekle beni ysm! :)
  • çok değerli etkinlikleri, başarısız yönetim marifetiyle heba olan sanat merkezidir.

    haftalardır fark edip de katlandığım, hoşgörmeye çalıştığım, yazılı olarak da ilettiğim ama tabii ki geri dönüş alamadığım meselelerin başında konserlerin gittikçe manipule edilmesi geliyor... görgüsüz ve bir o kadar da şımarık bir kısım kadıköy ahalisi, konser boyunca fotoğraf çekme çılgınlığını pervasızca yürüttüğü için klasik müzik dinleme estetiğiyle rastlaşmak artık imkansızlaşmış vaziyette. ücretli ya da ücretsiz olsun, hiçbir konserin başında uyarıda bulunmaya tenezzül etmeyen yönetim bu pespayelikten belli ki şikayetçi değil, hatta göz de yumuyor... bütün bunların üstüne her defasında, nereden geldiği belli olmayan düşme/çarpma sesinin, belirli aralıklarla konser sırasında efekt yaparken yine kimsenin umurunda olmaması ayrı bir ironi...

    3 şubat 2016 akşamı piyanoda olga hasanoğlu, flütte seyhan bulut ve kemanda canan cihangir'in yer aldığı 'kış öyküleri' temalı oda müziği konseri için yeldeğirmeni sanat merkezinde'ydim. ön sıralarda yer kapma cinneti yaşayanlara bulaşmadan arkalardaki yerimi aldım. yine fotoğraf çekip, akıllı telefonlarıyla rezil rüsva kadrajlara aldırmadan kayıt almaya çalışanların krizine odaklanmayıp müzisyenlerin performanslarını takip etmeye çalıştım. ancak bu kez beceremedim. çünkü 3 şubat akşamı yeni bir barikatla karşı karşıyaydım: koridorun tam ortasında iri cüssesiyle salınıp duran kameraman, bütün sahneyi kapatıyor ve sıkıldığını belli eden bakışlarıyla etrafı süzüyordu. burada kameramanı şikayet etmiyorum, bütün kameramanlar bu triplere doğalında girerler zaten.. mesele, kameramanı ve kamerayı o koordinatta çalıştıran yöneticilerin kayıtsızlığı... elbette ki sahneyi görmeden de müzisyenlerin yüz ifadelerindeki armoniden feragat ederek de canlı müziğin keyfine varabilirdim, kaldı ki bu yüzden ön sıralara zıplamak için itiş/kakış depara kalkanlardan olmuyorum. ancak ne kadar bakışlarımı kaçırsam da sürekli devinen bir sırt, bir süre sonra görüş alanımla birlikte dinleme zevkimi de rencide ettiği için sabırla arayı bekleyip salondan çıkma kararı aldım...

    öyle de oldu... ara verildiğinde apar topar çıkışa yönelmiş kime söylesem rahatsızlığımı diye bakınırken, kapıdaki bayan görevli elindeki formu göstererek "doldurmak ister misiniz?" diye sordu.. "iyi olur, ben de şikayetimi aktaracak birini arıyordum, yazayım forma..." dedim..

    vestiyerin tezgahında satırları doldururken başka bir genç görevli "neyi şikayet edecektiniz?" diye nezaketle yaklaştı.. ona da ortadaki kameramanın mevcudiyetinden, salondaki kaynağı belirsiz çatırtıdan ve tabii ki izleyicilerin saçma sapan nümayişlerinden bahsettim... bütün bunları ilk kez duyuyormuşçasına ama büyük bir sabırla dinleyen genç görevli, "haklısınız... ben ileteceğim bu sorunları, siz yine de forma yazın.." deyince ben de "kim için alınıyor kamera kaydı, biliyor musunuz?" diye soruverdim.. "öğrenir öğrenmez size dönerim, ben de bilmiyorum.." cevabı beni şaşırtmadı....

    ara bitmek üzereydi ve seyirciler içeriye çağrılıyordu artık.. ben de formu doldurma işini bitirmek üzereydim.. son bir uyarıyla bayan görevliyle gözgöze gelince "ben kalmayacağım, gideceğim zaten..." diye üstüne basa basa vurguladım ki paniklemesin rahatlasın.... telefon numaram ve diğer iletişim bilgilerimi de eklediğim şikayet/öneri formunu beni dinleyen genç elemana uzattım... "girmeyeceksiniz sanırım...." dediğinde "size kolay gelsin.. bu haliyle hayır..." diyerek veda ettim...

    çıkış merdivenlerine yönelmeden önce de "yeldeğirmeni sanat şubat 2016 programı" kataloğunu tezgaha bırakıverdim.. bir daha gelmeyeceğimi bu şekilde kendime de talim etmiş oldum..

    salondaki kameranın kimin kontrolünde olduğunun bilgisini vereceğini söyleyen genç eleman ya da başka bir yetkili tabii ki bana dönmedi... ben de eleştirilerimi yazdığım formun idareye verilmeden imha edilmiş olabileceğine kanaat getirerek üşenmedim ertesi gün (bugün) belediyeyi aradım... buraya yazdıklarımı özetledim..

    vurgum şuydu: "hizmet adı altında iyi niyetli girişimlerde bulunuyor olsanız da pratikte ehil ellerin kontrolünden yararlanmazsanız verimli sonuçlara ya da güzel sanatlara özendirici etkilere ulaşamazsınız. aksine başıbozukluk ve sorumsuzluk yüzünden geri dönülmez biçimde yozlaşmanın önünü açmış olursunuz."

    zira bu lakaytlık sürdürüldüğü takdirde, salonun ortasında bir kameraman sıkıntıdan da sallanır, konsantrasyon bozulur ayıp olur diye düşünmeyen hanımlar face'te paylaşmak üzere fotoğraf çekme müsabakasına da girer, yine akıllı telefonlarını karıştıran bir kaç kendini bilmezin histerisi de meşru hale gelir... 3 şubat 2016 akşamı çakkada çukkada sakız çiğneyerek tchaikovsky dinleyen bir adam bile gördüm ki gözüm açık gitmeyecek bu dünyadan..

    yeldeğirmeni sanat merkezi'nin müdiresi hanımefendi nezahat kurşun özellikle konser akşamlarında en ön sırada oturmak yerine bir kaç kez de en arka sıradan olanı biteni izlerse, ne demek istediğimi daha iyi idrak edebilir. bunu yapamıyorsa yardımcılarının gözlemine başvurmalı.. böylelikle, benim gibi şikayetini aktaran mutsuz birini dinleyen genç görevliler nezaketen değil de içtenlikle empati kurmayı başarmış olurlar.. dahası hiçbir sanatsever, istek/şikayet formunun imha edilip edilmediğine dair bir kuşkuya da kapılmaz..

    buraya kadar sabırla okuyan okuyucuya komik bulma ihtimaline rağmen bana göre son bir hüzünlü tespitimi iletmek isterim: 3 şubat 2016 akşamı yeldeğirmeni yokuşundan kadıköy rıhtım'a inerken çok sinirliydim... içime öyle doğdu ki, konserler sırasında işitip de kaynağını bilemediğim ses gerçekte tarihi binanın bizzat isyan sesi olmalı... 121 yıllık kilise binası; bütün bu vandalizme, kadir kıymet bilmezliğe, sanata yönelik hoyratlığa, sonradan görmelerin kibirine, zerafeti içselleştirmemişlerin sahtekarlığına, tarihi mekanlara avm zihniyetiyle bakış atanlara ve her şeyden önce bellek yitimini hızlandıran varoş esnaf tavrına itiraz edip nihayetinde de sessiz sessiz hıçkırıyor aslında.. işte bu sesi çoğu kişi duymuyor, duyan aldırmıyor, işin hakikatini ise kimse bilmiyor...
  • piyanosu kotu durumda. sesi lezzetli bir alet degil. bir de ancak ve ancak kapiya gelenlere, kapiya geldiklerinde, yalnizca iki adet davetiye verme politikalari var; o biraz git gele/belirsizlige sebep oluyor. daha yardimci olabilirler.
  • kadıköy belediyesi'nin geçen yıl başlattığı caz seminerlerine bu yıl da ev sahipliği yapacak olan kadıköy'deki sanat merkezi. merkez, 119 yıllık tarihi notre dame du rosaire kilisesi binasına kurulmuştur.

    web sitesi - http://yelsanat.kadikoy.bel.tr/