şükela:  tümü | bugün
  • aziz nesinin bir kitabında türk insanını anlatırken kullandığı örnek.hırs ve kıskançlıkla birbirini çekemeyen insanların birbirine davranış biçimi.ayak kaydırma yolunun en güzel tarifi.en yakın örnek hiç uzağınızda değildir.herkes bir defada olsa bu yengeç gibi tam sepetten çıkacakken tutulup bacağından aşağıya çekilivermiştir.kişinin kendinden örnek vermesi gerekirse; bir iş görüşmesinin son aşaması için arkadaşla beraber uzak bir şehire gidilecektir.yola çıkacağınız zamana saatler kala yola çıkılacak arkadaş arar ve size gelemeyeceğini sizi götüremeyeceğini ,çocuğunun okulundaki müsamere için kıyafet alması gerektiğini arabayı size de veremeyeceğini söyler.
  • aşırı insansı olgu. kendini sosyal çılgınlıklara kolayca kaptiran insanlarin kendini kolayca içine atabilecegi durum.

    her kapali ortam bir ölçüde yengeç sepetine dönüşme potansiyeline sahiptir.
  • çok saçma. belki dalgınlığına geldi diğer yengeçlerin de, o sırada çıktı biri, olamaz mı? hem gördüm ben iplerle falan hep efiks o. hadi bunu geçtim, kır iki tanesinin kafasını, çık sonra. salak yengeç sendromu direk bu. tabi daha salağı insanoğlunun dar görüşlülüğünü içgüdüleriyle hareket eden hayvanlar seviyesine indirmesi. lakin burda daha önemli bir şey var ki evrim tespitlerinden vazgeçip ondan bahsedeceğim (ihtiyacınız varmış gibi, kaybederken kendimi)... insanoğlu bozuk süt de emmiş (durup düşünme esi), nerde kötü bir karakter, içgüdü var onu alsın. atom karınca enerjikliği, süper fare şaşırtmacası, denizyıldızlarını denize atan tapir güzellemesi duydunuz mu hiç siz? ben de bu tür sendromlar bulmaya bal porsuğu sendromu diyorum. hatta tam bu noktada "sendrom onlar tabi kötü olur!!" diyene de hasbel kaderciliği verip ellerimi şakağa götürüyorum (pseudo-palindrom sendromu).
  • bence bir adı da plaza sendromu, büyük şehir sendromu falan olabilirmiş. (bkz: #44175174)
  • türkiye'nin tam olarak yaşadığı şey. biri yükseldi mi öbürleri ayaklarından çekiyor.
    aziz sancar'ın ödülü geri alınsın diye kampanya başlatmak nedir allasen?

    (bkz: nobel kimya ödülünün aziz sancar'dan geri alınması)
  • (bkz: yazarlara whatsapp'tan gelen son mesaj)

    "kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. balıkçıya sorduğunda “evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamayacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır. tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkansızlaşır. çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. sonunda kimse kazanamaz. bu durum, yengeç sepeti sendromu’nun çıkış noktasıdır.

    filipinliler arasında popüler olan kavram, ilk olarak aktivist yazar ninotchka rosca tarafından kullanılıyor. “ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışını ifade eder. bazı insanlar, bencilce davranarak hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak olduğunu düşünürler. kendileri ulaşamıyorsa, sizin de hayalleriniz, hedefleriniz uzak olmalıdır. istekleri budur. rekabetçi duygularla, hasetlik ve kıskançlıkla çabalarınızı sabote etmeye çalışırlar.

    yengeç sepeti sendromu, her alanda yaşanabilir. örneğin, kurumsal hayattaki tam zamanlı işinizden ayrılıp yolunuza girişimci olarak devam etmek istiyorsunuz. iş çıkışlarında kendinizi geliştirecek kurslara katılmayı planlıyorsunuz. kilo vermeyi düşünüyorsunuz. daha farklı, daha iyi şartlara yöneldiğinizde, değişim yapmaya henüz hazır olmayan, korkan kişilerin eleştirilerine maruz kalabilirsiniz. kendi başarısızlık korkularıyla, sizin başarılarınıza, gelişim olanaklarınıza ket vurmaya çalışanlar; yeni bir şey denemek istediğinizde baltalamaya, caydırmaya niyetlenenler olabilir. “ne gerek var?”, ”boşver.”,”zaten beceremezsin, hiç uğraşma.”, “bu saatten sonra meslek değiştirilir mi?”.''kilo verip ne yapacaksın sen zaten böyle de güzelsin''.''aman sen de zaten bildiğin iş var boş ver yeni işi'' sözlerini duyabilirsiniz. ofis tavsiyesi kisvesi altında size kendinizden şüphelendirecek önerilerde bulunabilirler, iş stresini artırabilirler.burada size kendinize özgüveninizi aşağı çekip başarma konusunda korkular yaratmak ve kendi başarısızlık duygularını sizin başarısızlıklarınızla ve mutsuzluklarınızla beslenen canavarlar olabilecektir...

    yengeç zihniyetine sahip kişiler, gruplarında diğerlerini aşarak başarılı üyelerin önemini azaltmayı hedeflerler. onlar başarısızken başkalarının başarısını izlemek yerine, çökmelerini beklerler. mutlu anlarda bile eleştirecek noktalar bulabilirler, ama eleştiri duymak istemezler. empati ve merhametten yoksundurlar. başkasına yardımcı olmak, kendimize yardımcı olmaktır aslında. “love your neighbour as theyself.” yani ''komşularınız olduğu gibi sevin ''sözü aklınızda bulunsun.bilgi de sevgi gibi paylaşıldıkça çoğalır insan.

    eğer kurbana dönüşmemek istiyorsanız mutlaka zamanınızın çoğunu birlikte geçirdiğiniz insanlara dikkat edin.unutmayalım arkadaşlarımızı seçmek bizim elimizde istemediğiniz kişi yaşam alanınıza siz istemedikçe giremez. jim rohn; “insan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır.” aile üyeleriniz, çalışma arkadaşlarınız, yakınlarınız size yengeç sepeti sendromu yaşatan kişiler olabilirler. zorunlu nedenlerle ilişkimizi tamamıyla koparmamızın mümkün olmayacağı durumlar varsa da hayatınıza yön verecek olan kişi sizsiniz. kiminle, ne kadar vakit geçireceğinizi iyi belirleyin. benzer hedeflerinizin olduğu kişilerle bir aradaysanız, başarınız katlanır.

    durumun farkına varmak gerekiyor. olumsuz düşüncelerle dolu ortamda kalmak yerine, enerjinizi yardımlaşabileceğiniz, birbirinize ilham verebileceğiniz kişilere yönlendirin.

    yengeçlerin sizi hedeflerinizden ve hayallerinizden uzaklaştırmalarına, üretkenliğinizi azaltmalarına izin vermeyin. bizim hayatımız, bizim seçimlerimiz. kovadaysak da çıkmayı başarmak bizim elimizde.

    düzenleme belgin çınar"

    yazı sevdiğim bir arkadaşımdan geldi. en azından sonradan da olsa doğruluğunu sorgulayan olursa diye bir de link buludum.
  • yengeç sepeti sendromu:
    kısaca "yükselen kişiyi aşağıya çekme sendromu"dur.. çıkış noktası: sepete konulan bir yengeç sepetten rahatlıkla çıkabilirken, yengeç sayısı artınca sepetten çıkmak isteyen yengeçler diğer yengeçler tarafından aşağıya çekilir böylece sepetten hiçbir yengeç çıkamaz. iki ve daha fazla yengeci sepete atan kişi onların dışarı çıkamayacağını bilir. bu yüzden yengeç sepetlerinin kapağı yoktur.

    edit:alıntı
  • sanılanın aksine, belgin çınar’ın değil, sevgili arkadaşım pınar şahin’e ait çok güzel bir yazıdır. birçok sayfa, bu yazıyı kopyala yapıştır mantığıyla ve farklı birilerinin isimlerini kullanarak paylaştı fakat yengeç sepeti sendromu yazısı pınar şahin’e aittir. altta blog linkini de bırakıyorum.

    yengeç sepeti sendromu