şükela:  tümü | bugün
  • seni kaliteli bir yalnızlığa iter.
  • kaliteli ve uzun süreli bir yanlızlığın sonucudur aynı zamanda. kısır döngü.
  • acıkınca buzdolabına gitmeye bile üşenen bir bünye için doğal olandır. kim uğraşacak şimdi her cümleden sonra "aaa bende" demeye.
  • insanın belirli bir tecrübeden sonra çevresindeki insanları analiz etme konusunda sarraflığa yakın bi pozisyonda olduğunda içinde bulunduğu durum.
  • kaliteli bir yalnızlığa falan değil, kalitesiz çokluklara iter. donunu değiştirmeye üşenmek gibidir çoraptan ziyade. yeni bir don almaya bile üşenip aynı her seferinde yeni bir umutla aynı donları denemektir. apış arası kararmış, sağı solu sararmış donları "belki bu sefer..!" diye diye giymektir. "en azından bildiğim don. kumaşını biliyorum, ebadını biliyorum, lastiğini biliyorum. yeni bir don seçicem de deniycem de rahat edicem de ohooo... hele bi de paçası süner, ağı sıkar, lastiği iz bırakırsa al başına belayı... kim uğraşacak" demek gibi.

    birbirimizi kandırmayalım, koca insanlarız. o don boklu, o don sidikli, o don osuruklu, belki menili, o don apış arası kokuyor. o don, yıkasan paklasan bile artık eskisi gibi/umduğun gibi değildir, olamaz. donsuz gezmek, o donla gezmekten daha iyidir. ama insanoğlu işte. giyecek illaki bir don.

    mesele, giydiğin donun, senin ne olduğunu gösterdiğini fark etmekte belki de. boklu donu çevirip çevirip giyiyorsan, boktan bir insansındır. bunu anlamak için allame-i cihan olmak gerekmez. nedir, yeni don alırsın. bakarsın bakarsın, bulamazsan da donsuz gezersin. elbet eninde sonunda bir donun olur. ha deseni güzel olmaz, rengini sevmezsin, lastiği sıkar, penceresi vardır, baba donu gibidir, istediğin uzunlukta değildir vs.vs.vs. her donun bir kusuru vardır. hatasız don olmaz. ama dondur. senin donundur. temiz donundur. masum donundur. rengi abuk olsa da üstünde tazmanya canavarı baskısı olsa da insana, insanlık onuruna yakışan bir dondur. teşhir olsa, "püü ulan bee!.." dedirtmeyecek bir dondur. gönlün rahat giyersin.

    yok "benim hala kirli donlarımdan ümidim var" diyorsan, bok kokusunu teneffüs eder durursun. belki kendin alışırsın bir süre sonra ama kirli donla gezdiğin, her daim belli olacak, bilinecektir. siktir et sağı solu, nerde kaldı kendine saygı?

    biraz da nasreddin hoca'nın "ona değdi, buna değmedi" hikayesini hatırlattı ya hiç karıştırmayayım şimdi.
  • (bkz: benim lan bu)

    bildiğin sıkıcı geliyor insanlar. böyle uzaktan gözlemleyince insanların hareketleri o kadar basit, gıcık verici geliyor ki bana. ne bileyim bu adamla tanışsam nolur tanışmasam nolur diyorum. önceden o kadar kişiyle samimi olmuşum, arkadaş muhabbetleri falan olmuş sonra o geçmiş yenisi o geçmiş yenisi. yetti lan bunla mı uğraşcam ben. bi gün otururken gelin vay kardeş nabıyon diyin o zaman çok sıcakkanlıyım mesela. "melaba ben x" mi diyecem lan bu saatten sonra?

    sabahları erken kalkmaktan da olabilir bu durum. çok huysuz olurum sabahları.
  • iki sebebi var:

    - tanışılacak kişi o kadar da cazip değil
    - siz bezmişsiniz.

    benim şu an içinde olduğum durum ikincisi. yine kendinden bahset, karşı tarafın seni anlamasını bekle uff.
  • (bkz: kerevizyon)
  • yaş 30 üzeri ise ve gönülde yaralar varsa kaçınılmazdır. hem hayatında biri olsun istersin ama bir yandan da üşenirsin. kısır döngüdür. 30 yaş üzeri bekar olmak zordur. benden tavsiye 30 yaşını geçirmeyin evlenmek için.
  • tipik kısır döngüyü kırma çabasıdır.
    üşenmekten öte; bilindik ve gereksiz gelen zaman kaybı.

    insanları da artık eskisi kadar sevmiyorsan, tanışmazsın olur biter.