1. şu sıralar türkiye de dahil tüm dünyada tartışılmaya başlanmıştır. yeni doğan bebeğe yapılan aşıların bir çoğunun içeriği bilinmemekte ve çeşitli aşılar gerekli olduğu söylenerek bebeğe vurulmaktadır. çok hassas bir durumda olan anne baba da bu durumda her şeye razı olmakta muhtemelen ilaç şirketlerinin kar hanesine kendileri de katkıda bulunmaktadır. kısacası iki ucu boklu değnektir, bir yanda samimiyetine güvenmediğiniz bir sağlık sistemi, diğer yanda bu aşıları vurdurmayarak bebeğinizi muhtemel bir hastalığa karşı koruyamama korkusu.
    amerikalı doktor harris coulter 90’lı yıllarda yazdığı “karanlıkta bir vuruş” adlı kitabında kendisinin ve kendisi gibi düşünen bilim insanları ve ebeveynlerin aşıya neden karşı çıktıklarını açıklamıştı. coulter ve onun gibi düşünenlerin aşıya karşı çıkışlarının birinci nedeni, çocukluk hastalıklarını geçirmenin doğal gelişim için gerekli olduğuna inanmaları. ikinci olarak hastalığa neden olan virüslerin aşı yolu ile öldürülmesinin ekolojik düzene zarar vereceğine inanılıyor. her ne kadar hastalıklara neden olan tüm virüslerin doğada ne gibi roller üstlendikleri tam olarak bilinmese de, ekolojik zincir gereği soylarının tükenmesinin zararlı olabileceği düşünülüyor. üçüncü ve en etkili neden ise bazı doktorlar ve ebeveynlerin ilacın yan etkilerinin uzun vadede çocuğun gelişimini olumsuz etkilediğine inanmaları.
  2. turkiye gibi gelismekte olan ulkelerde dogru olabilecek harekettir. bircogumuz biliyor ki gonderilen ilaclarin bir kismi deneyseldir. sayet benim cocugum olsa asilarini rusya, almanya, amerika gibi ulkelerde yapardim.
  3. bir insan hakkı ihlalidir. devlet icabında zor kullanarak o sabi'nin hayat hakkını anne-babasına karşı korumalıdır.
  4. tanım: cinayettir.
    özet: aşı konusu tıbbın en güçlü ve tartışılan noktalarının en az olduğu alanlardan biridir. çocuklarınıza doktorun önerdiği aşıları güvenle yaptırınız.

    yeni doğan çocuğa ilk 2 ay içinde yapılacak aşılar şunlardır:
    - hepatit b
    - bcg (tüberküloz)
    - difteri
    - tetanos
    - boğmaca
    - çocuk felci

    yaptırılması isteğe bağlı olanlar şunlar olabilir:
    - pnömokok aşısı
    - rotavirüs

    bu aşılar çocuk büyüdükçe devam edecektir.

    yukarıdaki listede tek bir "deneysel" aşı yok. hepsi uzun yıllar boyu denenmiş ve bir-iki eksantrik kişi dışında çocuk hekimlerinin hemen hepsi tarafından onaylanmıştır. sağlık işinde standartlar çok serttir. faz 3'e gelmeden herhangi bir maddeyi toplum genelinde insanlara uygulayamazsınız. zakkumcu ziya gibi "ben yaptım, oldu" mantığı sağlık alanında işlemez. adamdan kan alırlar kamil kan.
    efendim bu aşıları yaptırmak istemeyenlerin hepsi birbirinden önemli 3 nedeni varmış, bunları teker teker ele alalım:

    1. çocukluk hastalıklarını geçirmenin doğal gelişim için gerekli olduğuna inanmaları.
    çocuğunuz doğal yoldan hepatit b geçirirse; taşıyıcı olabilir, fulminan hepatit ile ölebilir, kronik persistan hepatit olabilir, kronik aktif hepatit olabilir, siroz olabilir, karaciğer kanseri olabilir. bir ihtimal de iyileşip bağışıklık kazanabilir.
    aşı ile çocuğunuz bunlardan büyük bir oranda korunacaktır. daha bunun yanında diğer hastaliklar var. siz çocuğunuzu bu bakterilerin-virüslerin arasına korumasız olarak göndermek istiyorsunuz öyle mi?

    2. hastalığa neden olan virüslerin aşı yolu ile öldürülmesinin ekolojik düzene zarar vereceğine inanılıyor
    yemişim ekolojik düzeni. çocuğunuz mu hayatta kalsın, kızamık virüsü mü? seçin!

    3. bazı doktorlar ve ebeveynlerin ilacın yan etkilerinin uzun vadede çocuğun gelişimini olumsuz etkilediğine inanmaları.
    ebeveynin inançlarının burada bir anlamı yok. doktorlara gelelim; mesela hangi aşılar nasıl bir gelişim bozukluğu yapıyormuş? "difteri aşısı 10 yıl sonra kol boyunun gelişimini önlüyor" gibi somut bir şey var mı? öyle sallamayla olmuyor bu işler.

    efendim, ayrıca bu "harris coulter phd." tıp tarihçisi. doktorluğu da phd.'den gliyor, tıp doktoru değil yani.
    ek: adamın biraz hayat hikayesini ve iddialarını okudum. adam bildiğin şarlatan.
    ek2: amhed manarki'nin amerika şubesi diyebiliriz.
    ek3: bir molekülün ilaç olması için geçirmesi gereken aşamalar. şöyle bir şey

    sonsöz: şiir söyleyelim...

    bir çocuk, ölünce boğmacadan ya da kızamıktan
    gökte bulut olunca
    yağmur olup düşünce yere
    can vermek için çiçeklere
    sorar vururdu camlara takır takır
    gerekeni yaptınız mı?
    yaptınız mı gerekeni?

    dr. çağatay güler
  5. aşi hakkindaki gerçekler

    (zorunlu tutulan ve kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)

    ağustos 2009'da ingiltere ve fransa’da domuz gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, abd’de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.

    büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı türkiye’de aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. böylece faz-1 deneyi türkiye’de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır. önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması bugüne kadar türkiye’nin göreceği en büyük tehlike olabilir.

    grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir. çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır. aids virüsü çocuk felci aşılamasından* 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve guillain-barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.

    her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.

    aşıların bilinen içeriği

    1-alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin b
    2-domuz dokuları, at kanı, tavşan beyni, köpek böbreği, maymun böbreği.
    3-civciv embriosu, tavuk-kaz yumurtası, sığır serumu, betapropiolacton
    4-doğmamış sığır serumu, formaldehyde, formalin jelatin, köpekbalığı karaciğeri yağı.
    5-insan fetusu ( üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)
    6-maymun böbrek hücreleri
    7-yıkanmış koyun kanı
    8- monosodyum glukomat
    9- polioksidonyum (sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)
    10- insan spermi
    11- etilen gliserol (antifriz)
    12- antibiyotikler
    13- skualen

    tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.

    immünolojist hugh fudenburg’un ifade ettiğine göre son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor. bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)

    formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.

    thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.

    alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.

    skualen, körfez savaşı sırasında amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve als gibi immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.

    dr. j. f. graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.

    aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.

    aşı denen şey korur mu?

    dr. g. buckwald’a göre: herhangi bir aşının (domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. yani hiçbir aşı korumaz. aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.

    peki bu israrın sebebi ne?

    günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant dna teknolojisi kullanılmaktadır. kullanılacak dna parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. dna parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş dna parçası aşılarda kullanılır. aşılardaki rekombinant dna insan dna’sına ‘sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.

    ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir.

    maymunlaşmak ve domuzlaşmak!

    aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz dna’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak, tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir. kur-an’ı kerim’de maide suresi 60. ayette bu durum şu şekilde bildirilmiştir:

    de ki: “allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? onlar, allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. işte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”

    yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.
    ancak kök hücrenin hedef hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.

    genetik yapıyı değiştirmek… ne demek!?

    bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. ancak modern tıpta ve biyoteknolojide “bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların genetik yapısının değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir” temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.

    halbuki kur’an-ı kerim’de sadece aşılarda bulunan genetik müdahalelere değil genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:

    “allah o şeytana lânet etti ve o da, “andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. yine onlara emredeceğim de allah’ın yarattığını değiştirecekler.” kim allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”

    hastalık üreten de ilaç üreten de aynı

    ilaç şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile ‘koruyucu hekimlik’ adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. ilginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, gm tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.

    içeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. fakat bazı din adamları ‘zaruret’ halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. hatta bu zaruret halini belirlemede dünya sağlık örgütü gibi islam dışı otoritelerin, islam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.

    korunmak için ne yapmalı?

    prof. dr. a. rasim küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “domuz gribi ağır bir hastalık değildir. belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. hastalık kendiliğinden geçer”

    ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.

    aşıların etkili olma ihtimali var mı?

    bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. ilaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.

    bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.

    ünlü amerikalı çocuk doktoru henry bieler’e göre “aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. hastalıkların sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.” toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.

    dr. g. buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. o şöyle diyor: “aşı korumaz, aşı yardım etmez, aşı tahrip eder.”

    dünya aşılara karşı mesafeli

    2 kasım 2000’de amerikalı doktorlar ve cerrahlar birliği (aaps) st. louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.

    abd kongresi üyesi dr. ron paul’un ifade ettiği üzere “1997'de geliştirilen domuz gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”

    ingiltere’deki doktorlar şu anda ciddi bir korku içindeler. tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan aşının analogudur (eşi).

    aşılar birçok derin hastalığa sebep oluyor

    1976’da amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:
    aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.
    500 kişide guillain-barre sendromu tesbit edildi.
    guillain-barre sendromuna yakalanma riski 8 kat arttı.
    grip aşısının guillain-barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.
    amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.

    aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:
    çocuk felci aşısı: aids’e*
    tetanos: beyin iltihabı’na
    hepatit b: multiple skleroz’a (ms)
    kızamık: kalın bağırsak iltihabı, beyin iltihabı’na
    kabakulak: şeker hastalığı, kramplı hastalıklar, nörölöjik hastalıklar’a
    karma aşılar: ani çocuk ölümleri’ne
    grip aşısı: guillain-barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır

    düşünün ve karar verin

    kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. içindekileri ve etkilerini öğrenin. aşı olup olmamak konusunda sadece siz karar verebilirsiniz. unutmayın; aşıların sonuçları karşısından tek sorumlu siz olacaksiniz.

    ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.

    (sadehayat.org'dan alıntı)

    *ek: "çocuk felci aşısı aids'e yol açıyor" iddiasının kaynağı şu;

    --------------------------------

    ..."hiv neden 1950’lilerde ortaya çıkmıştı ve biyolojik tarih açından çok kısa bir süre olan on yıllar içinde küresel bir salgın boyutuna nasıl ulaşabilmişti? bu soruların cevabı kapitalizmin uyguladığı sağlık politikalarında gizliydi. aids’in ortaya çıkış tarihi ve yeri, çocuk felci aşısının ilk kez denendiği tarih ve yerle çakışıyor. 1957-1960 yılları arasında kongo civarındaki bir milyon kişi üzerinde çocuk felci aşısı denemeleri yapılmıştı. aids de ilk kez kongo’da bu aşıların denenmeye başlanmasından hemen sonra görülmüştü. ayrıca, 1980’de afrika’da teşhis edilen 28 aids vakasından 23’ü, bu aşıların yapıldığı merkezlerin yaklaşık 300 kilometre civarındaki yerleşim birimlerinde ortaya çıkmıştı. bu verilerin ışığında, hiv virüsünün bu aşıların üretiminde kullanılan maymun böbreği dokularından insanlara bulaştığına dayanan karşıt bir teori ileri sürüldü.
    hiv’in kökenine dair bu yeni teori, “saygın” bilim çevreleri tarafından pek hoş karşılanmadı ve çürütülmesi için hemen çalışmalara başlandı. nature ve science gibi “saygın” bilim dergileri, kendi dallarında uzman bilim insanlarının çocuk felci aşısı teorisine dair makalelerini bile yayınlamayı reddetti. 1957’den önce aids’e yakalanmış bir hastanın bulunması çocuk felci aşısı denemelerini yapanları suçsuz kılacaktı. nitekim ingiliz bir denizcinin bu tarihten daha önce aids yüzünden öldüğünün klinik testlerle ispatlandığı duyuruldu. ancak daha sonra bu denizcinin aids’ten ölmediği ve tahlillerin doksanlı yıllarda aids’ten ölen başka birinin tahlilleriyle “karıştığı” ortaya çıktı...."

    --------------------------------

    bu metni internette bir çok yerde bulmak mümkün. sadehayat sitesinin yetkililerine de ayrıca danışacağım, yabancı kaynaklara bakmadım.

    neredeyse hiç ilaç kullanmayan ve ilaç şirketlerine zerre kadar güvenmeyen biri olmama rağmen, bu metindeki tüm iddiaların %100 doğruluğunu da savunuyor değilim; konunun diğer tarafındaki görüşleri buraya aktardım.

    şimdiye kadar bu konularda edindiğim bilgiler beni ilaçlardan uzak durmaya itti. okuyup öğrenmeye devam ediyorum, zamanla güncellerim.
  6. sadece kendi bebeginin degil toplumun sagligini da tehlikeye atan, temelsiz, aptalca ve zircahilce bir eylemdir.

    arada sirada bu embesillerden (ozellikle amerikalilarindan) bolca duyarsiniz "ben cocuklarima asi yaptirmadim, hic bir sey olmadi". olmaz tabii gerizekali, olmaz tabii idiot. zira her asinin, gelistirildigi mikroorganizmanin bulasiciligiyla ters orantili bir "guvenlik siniri vardir". ornegin x hastaliginin asisi, toplumun %80'i asilandiginda asilanmayanlari da korur. diger taraftan asiri bulasici y hastaligi icin bu %95 de olabilir.

    daha yeni "mmr otizm yapiyor" rezilligini kor topal atlattik. simdi de bunlar cikti.
  7. zamanın ötesine gideceğini bile bile yazıyorum, bu şekilde düşünen insanların zaten çocukları yaşamasın nesilleri kurusun ki doğal seleksiyon işlesin, daha doğru dürüst düşünemeyen, mal gibi her şeyde bir bit yeniği her şeyde bir komplo arayan insanların soyu devam edemesin. neymiş, daha deney aşamasındaki aşılar yapılıyormuş.
    arkadaşım deneme aşamasındaki aşı, ilaç, tedavi, nane her ne haltsa artık; bakanlıkça onaylı bir çalışmanın içinde yer almadan, bu çalışma için gerekli bilgilendirilmiş olur formu imzalamadan o aşıyı sana kimse veremez. zaten deneme aşamasındaki ürün de araştırma ürünüdür, özel izinle getirilir ülkeye ve asla satışı yapılamaz, sadece araştırma gönüllülerine verilir, haliyle kimse bundan bir gelir sağlayamaz. bir ürünün satışa sunulabilmesi için faz 1-2-3 çalışmalarının tamamlanmış ve ruhsatını almış olması gerekir.
    senin kendi komplo teorilerin ve inandığın safsataların yüzünden minicik bebeğini enfeksiyonlara karşı savunmasız durumda bırakacaksın. bu kararı da tıp eğitimi almış doktorlara rağmen vereceksin, hangi tıp eğitiminle acaba?
    evet, doğal seleksiyon şart..