şükela:  tümü | bugün
  • ilk gunden patronunuzun anasinin, babasinin adini ogrenin.

    (bkz: #8355122)
  • ne söylediğinizden adınız gibi emin olmadığınız sürece konuşmayın.
    (bkz: söz gümüşse sükut altındır)
  • öncelikle belirtmek isterim ki muhatabım okulu bitirdiği gibi işleri hazır olanlar değildir. daha çok okula "yahu mezun olduk ama nasıl oldum ben de bilmiyorum" şeklinde yaklaşanlar için faydalı bir eser olacağı kanısındayım. diğer topluluk için önerim bir an önce diğer sayfaları okuyup pazartesi günü müdürün masasına koayacakları rapor üzerinde çalışmalarıdır.

    belli bir okur kitlesini mundar ettikten sonra gelelim size önereceğim mesleklere. elbette sadece önermekle kalmayıp bir kaç tüyo da vermek isterim. öncelikle tavsiye edeceğim meslekler için herhangi bir diplomaya gerek yoktur. ha ama "aldık zaten bir diploma" diyenleri bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. bakın iyi düşünün "rapor" diyorum, "müdürün masası" diyorum...

    çaycılık:

    ülkemizde, çaycılık hala gündemden düşmeyen, yaygın ve de talep gören bir meslektir. üç beş iş yeri olan yerde otomatik olarak bir çay ocağı zaten kendiliğinden oluşmaktadır. gelişen teknolojiye rağmen ayakta kalmasının başlıca sebebi insanımızın sallama çaya olan gıcığıdır. yurdum insanı "ne kadar sallarsan salla dona düşer son damla" mottosu ile hareket ettiğinden sallama çaylar işyerini kirleten başlıca unsur olmuştur. bu yüzden çaycılıkta markalaşma süreci hız kazanmış "bir markaya ince belli, iki markaya fincan çay" şeklinde yöresel standartlara kavuşmuştur.

    bu işi yapmak isteyenleri iki sınıfa ayırabiliriz. dil yeteneği olan arkadaşlar ocakbaşında, merkezkaç kuvvetini özümsemiş arkadaşlar ise dağıtım departmanında rahatça iş görebilirler.

    dil yeteneğine sahip olanların kullanacağı yegane alet "diafon" adı verilen ses dalgalarını kendince elektirik akımına çevirmeye çalışan basit bir düzenektir . bu alete hakim olabilmek için ön çalışma olarak yıllar önce çok popüler olan "walkie talkie"lerden edinip ev içinde anneye çay servisi yapmayı önerebilirim. ne kadar çok insanla çalışırsanız işyerinde o kadar rahat edip her şivenin diafon çıkışına hakim olabilir, hata payını en aza indirerek dağıtım departmanında çalışan iş arkadaşınızın daha çok sefere çıkmasını önleyebilirsiniz.

    dağıtım üzerinde ustalaşmak isteyen arkadaşlar ise lise ders notlarından "merkezkaç kuvveti nedir ne değildir" adlı konuyu şöyle bir gözden geçirdikten sonra evde küçük bir deneme ile dağıtıma hazır hale gelebilirler. daha önceden afiyetle yenilmiş 3 kg'lık yoğurt(kaymaklı olması tercih sebebidir) kasesinin içine bir miktar su koyarak sağ elinize alın. dönme noktası olarak sağ omuzunuzu kullanarak yer düzlemine dik duvar düzlemine paralel bir şekilde kaseyi çevirmeye başlayın. bu egzersizi en az su kaybı yapacak hale gelinceye kadar tekrar edin ve her seferinde su miktarını arttırın. bakın gördünüz mü artık hiç su dökülmemekte. artık çay tepsisi sizin için çocuk oyuncağından farksızdır. ne de olsa kimse 3 kg çay istemeyecektir. dağıtım departmanının en önemli görevlerinden biri de çay ocağına ekstra gelir sağlamaktır. çay servisi yapacağınız esnaflar genelde marka hesabı tutmazlar. kafadan belli bir miktar marka alarak kasalarında depolarlar. birbirleriyle sürekli yarış halinde olduklarından en çok marka alan esnafın en çok iş yapan gibi gözüktüğünü düşünürler. dağıtım elemanı bundan olabildiğince faydalanmalıdır. bunun için 10+1 prensibi en uygunudur. bu ne demektir? 10 markada 1 marka prestij için alınacaktır. bundan esnafın haberi olması gerekmez, bu çaycılar arasında belirlenen gizli bir uygulamadır. işyerinin bulunduğu ortama göre 5+1 ve 3+1 gibi değişik çeşitleri mevcuttur. bu prensiplerden çay ocağının bulunduğu ortama en uygun olanı seçerseniz maksimum kar elde edersiniz. yanlış bir seçim ise mesleğinizin sonu olabilir. aman dikkat.

    anketörlük:

    ülkemizde genelde öğrenci kesimi arasında çok popüler olan mesleklerdendir. şahsen ben bunu insanımızın her konu hakkında fikir sahibi olmasına bağlamak istiyorum. bu meslekte müşteriden direk para kazanılmayacağına göre önemli olan çok kişiye anket doldurtup primi arttırmaktır. müşteriden bir beklenti olmadığı için çift taraflı bir haz söz konusudur. müşteriyi etkilemek için onun sizin için çok önemli olduğunu hissetirmeniz bu işin püf noktası sayılabilir. sokaktaki insanın aslında halkın nabzı olduğunu hatırlatıp anket sonuçlarının akşam ulusal bir kanalda yayınlanacağını da belirtmeden geçmeyin. hatta "ekşi sözlük" gibi elit bir ortamda bile anketin çok önemli olduğunu, hayatında bir kez bile anket doldurmayan yazara yazar denmediğini de belirtin. "o ne lan? ekşi mekşi?" derse lafı uzatmadan direk ankete başlayın.

    yapılan anketlerle belirlenmiştir ki insanlar en çok isim kısmında zorlanmaktadır. bugün bir genel seçim olsa hangi partiye oy vereceğini bilen insan ismini yazmaya gelince kızarıp bozarmakta, çaktırmadan nüfus cüzdanına ya da bileğindeki künyeye bakmaya çalışmaktadır. ha bu bilgi bizim ne işimize yarar? şöyle ki siz müşteriye "osman abi naber ya? görünmüyon ne zamandır? abi iş aldık başımıza şu anketi bi dolduruversene bi zahmet" şeklinde yaklaşırsanız hem onun işin kolaylaştırmış (evet benim adım osman) hem de güvenini kazanmış olursunuz(ve ben bu çocuğu tanıyorum bi yerlerden). şimdi işiniz daha kolaydır. başarısız anketörlerin yaptığı en büyük hatalardan biride anket dolduran müşterinin başında beklemektir. yıllarca başında hoca varken sınav kağıdına birşey yazamayan öğrenciler olarak yetiştirilen insanlarımız aynı tepkiyi anket doldururken de vermektedir(anketlere göre insanlarımızın %98'i başında hoca varken boş kağıt teslim etmektedir). bunun için siz başka şeylerle ilgilenin, ne bileyim karı kız kesin, gökyüzüne bakın müşteriyi olabildiğince rahat ettirin( hemen burada bir dip not geçmek isterim; yapılan anketlere göre başarısız anketörlerin %87'si baydır. nedense bayan anketörler asla başarısız olmamaktadır). anket süresi bekledğinizden uzun sürebilir sıkılmamaya çalışın, kolay mı öyle ekmek parası kazanmak? beklediğinizden çok daha fazla uzun sürdüyse("yuh artık akşam oldu lan" demeye başladıysanız) müşteriyi göz ucuyla kesin. bakışlarına dikkat edin, eğer hala kağıda bakıyorsa sorun yoktur ama sizinle beraber gökyüzüne bakmaya ya da geleni geçeni kesmeye başlamışsa müdahele etme zamanı gelmiştir. yapıcı davranın, suçlayıcı olmayın."abi nereyi anlamadın" demek yerine "abi ne kadar saçma sorular sormuşlar di mi? ben de dolduramadım henüz" diyerek gönlünü alın. anında tepki verecektir. "teaauna koim" gibi bir nida ile karşılık verirse işiniz kolaydır adının osman olduğuna inanıp samimiyetinize sığınmıştır. hemen yardım edin bir sonraki soruya geçsin. fakat "yahu haklısın bilader ne demek istemiş şurada" derse
    adının osman olup olmadığı konusunda şüpheleri vardır. o halde "bak osman abi bu soruda aslında şunu demek istiyor" diyerek soruya açıklık getirip adının osman olması gerektiğini bir kez daha hatırlatın. daha sonra ki sorularda rahat edersiniz.

    nihayet anket bittikten sonra teşekkür edin. adıyla hitab etmeseniz bile en azından yengeye(dayıya) selam söyleyip yayınlanacağı kanalı bir kez daha hatırlatın ki gönül rahatlığıyla evine ya da işine gidebilsin. unutmayın müşteri memnuniyeti her zaman önemlidir.

    kasiyerlik:

    bu işin para içinde yüzüp para harcayamamak olduğunu idrak etmekle işe başlayabilirsiniz. sabahtan akşama kadar bin türlü insan tanıma fırsatıda bu mesleğin en önemli artılarındandır. gelelim işe girmeden önce yapmanız gerekenlere. öncelikle yuvarlama sanatında usta olmalısınız. 2,98'in aslında 3 olduğunu ya da 4,78'in aslında beş olduğunu asla unutmayın. bu meslekte bütün sayılar bir "üst" tamsayıya yuvarlanacaktır. hatta durumun ciddiyetini şu örnekle anlatabilirim. yapılan bir araştırmada çeşitli mesleklerde çalışan insanlardan bir dairenin alanını hesaplamaları istenmiştir. yarıçap 5 ve pi'de 3.14 olarak verilmiştir. 100 meslek erbabı üzerinde yapılan bu araştırmanın sonucuna göre 98 meslek sahibi dairenin alanını 78,5 (pi'yi insan gibi 3,14 almışlar) bulmuştur. bunun dışında sadece iki farklı sonuç ortaya çıkmıştır. kasiyerler dairenin alanını 100 bularak bir dünya rekoruna imza atmışlar, matematikçiler ise sorunun hatalı olduğunu iddia ederkek trip atmışlardır. bu araştırma bir kaç kendini bilmez matematikçinin oturup pi'nin 554367. basamağını hesaplmaya çalışması ile tatsız bir hal almış noterin devreye girmesi ile olay tatlıya bağlanmıştır.

    yuvarlama ustalığından sonra ikinci olarak aranan özellik güleryüzlülüktür. "vay efendim sucuk almış yanınada altı yumurta, kesin sucuklu yumurta yapacak. hımm olsa da yesek" gibi düşüncelere kapılırsanız gereksiz salya salgılama tarzı rahatsızlıklar baş gösterebilir. bu durumda derhal aklınıza müşterinin aldığı tuvalet kağıtlarını nerede kullanacağını getirin ki yüzünüzdeki gülümseme hiç eksik olmasın. müşteriyi utandıracak davranışlardan da kaçınmak yararınızadır. örnek olarak "prezervatif" alan bir müşteri ile göz göze gelmemeye çalışın, onun ne kadar müşkül bir durumda olduğunu bir ben bir allah bilir. bunlar standart bir kasiyer olmak için yeterlidir. ha ama dersenizki "ben marketlerin paylaşamayacağı bir kasiyer olmak istiyorum" o zaman size bi kaç öneri daha...

    müşteriye fikirler sunun efendim. mesela tereyağ mı almış? verin gazı "hımm tereyağlı pilavda ne güzel olur" diye. marketin kazancı sizin kazancınızdır bunu sakın unutmayın. tabi bu gazları verebilmek için müşterileri önceden gözlemlemiş olmanız şarttır. şu ana kadar bir kez bile un ve yumurta almamış birine hamur işlerinden söz edip sinirini bozmayın. herkes her şeyi becerebilmek zorunda değil. damarına basarsanız kasa önünde salya sümük ağlamasına, size trip atmasına sebep olabilirsiniz.

    müşterinin poşetlerini siz doldurun. bir müşterinin en nefret ettiği şeylerden biridir kendi aldığı malları poşetlere koymak. poşeti açamama sıkıntısından tutun da ezilmemesi için domatesleri düzgün yerleştirme, kırılmaması için yumurtaları yavaşça koyma gibi binbir türlü sorunla başa çıkmak müşteriyi sizden uzaklaştırabilir. poşet doldurma işinde ustalaşırsanız halka arasında "poşetçi çocuk" olarak bilinen kasa arkası elemanına ihtiyaç kalmayacak ve bu sayede patronunuzun gözüne gireceksinizdir.

    farkettiğiniz üzere ülkemiz her çeşit yetenek için zengin bir iş sahası barındırmaktadır. önemli olan içinizdeki yeteneği keşfedin ve şimdiden hayatınızı kazanmaya başlayın. mesela ben az önce çok rahat bir şekilde saçmalayabildiğimi farkettim, ne elim titriyor ne gözüm seyiriyor. sanırım bir kalem kağıt alıp yazmaya başlamanın tam sırası...
  • işinizi iyi yapın, bu kendinize olan saygınızla alakalıdır ama asla iş yerinizle duygusal bir bağ kurmayın. sahibi olmadığınız bir iş yeri için kendinizi paralarcasına çalışmayın*, gerekeni yapın yeter. size değer veren patronunuzun ya da iş arkadaşlarınızın bu değeri yaptığınız iş için* verdiğini unutmayın (kaz gelen yerden tavuk esirgenmez misali) bu tip davranışlara aldanıp aptalca kararlar vermeyin. gelen teklifleri değerlendirin, bir fırsat insanın karşısına ikinci kez çıkmıyor. duygusal davranmayı bırakın. unutmayın ki iş hayatı güzel bir şey değildir, sadece hayatınızı devam ettirebilmeniz için mecburen katlanılan bir durumdur. hal böyleyken duygusal bağlar kurup ota boka takılarak canınızı sıkmaya gerek yok. işten yorgun argın çıkıp, bir de o gün olanı biteni düşünerek yorgun olan vücuda yorgun bir beyin eklemeye de gerek yok. bu yüzden işi işte bırakın. duygusal bağ olmayınca beklenti de olmuyor. mantıklı olun, sadece aldığınız parayı ve mesainizi görsün gözünüz. bu kriterleri göz önünde bulundurarak verin kararınızı. ama tekrar belirtmekte fayda var ki işinizi dört dörtlük yapmaya çalışın. yaptığınız işte çok iyi olmak sizden hiçbir şey götürmediği gibi çok şey kazandırır. en azından her an çekip gidebilecek güveni ve gücü verir ki bundan daha önemli bir şey de yoktur. ve zamanı geldiğinde gitmekte tereddüt etmeyin. hem bazen değişiklik güzeldir.*
  • herkese, polyanna alemindeki gibi güvenmemek, önceleri insanları tanımaya çalışmak, onların dertlerini tasalarını derin derin dinlemeyip, subjektif olabileceğiniz kadar yaklaşmamak, ve sonrasında zamanla her şeyin yoluna girmesi..
  • aynı işte çalıştığınız kişilerden dost olmaz.
  • ilk başta kimseyle ne çok samimi olun ne de gereğinden fazla mesafe koyun aranıza,zamana bırakın.
  • "listen, learn, don't get involved" benjamin linus, 22 eylul 2004.
  • çok uzun süreli deneyimlerim yok lakin kısa sürede zilyon tane olay görmüş biri olarak diyebilirim ki, siz siz olun işe girdiginiz sırada net olarak ne iş yapacagınızı ögrenin hatta mümkünse yazılı ve imzalı bir belge alın.
    görev tanımı diye bir şey vardır kurumsal oldugunu iddia eden iş yerlerinde, ki o işyerleri her zaman kurumsal çıkmayabilir, kendinizi bir aile şirketinin içinde oradan oraya savrulan bir yaprak olarak da bulabilirsiniz.her neyse tekrar ediyorum görev tanımınızı tamı tamına ögrenin sevgili adaylar. hele ki vasıflı bir elemansanız "ne iş olsa yaparım abi" tavırlarına girmeyin. işiniz dışında olan şeyleri yardım amacıyla dahi yapmayın ki biliyorsunuz zamanla göreviniz haline gelecektir.
    şirketin genel müdürü, koordinatörü şusu busu diye aklı başında oturaklı insanlar olarak tanıdıgınız kişilerin sıkışınca hemen çingenelik pozlarına girebilecekleri aklınızda bulunsun ki şaşırmayın. yapabileceklerinizi ve potansiyelinizi bilin, gerektiginde gereken kişilere hatırlatın. önemli bir atasözüdür ki; sen eşek oldukça semer vuran çok olur.
    gaza gelmeyin, ben kalifiyeyim iş bulurum diye artislenmeyin, ota boka istifa vermeyin. orada kişiliginizden ve saglıgınızdan kaybettikleriniz kazandıklarınızı geçiyorsa inat etmeyin. dünyadaki tek ekmek kapısı orası degil. başladıgınız gibi olmadıgı yerde bırakmayı de bilin. 70 yaşına kadar bir koltugu işgal etmeyin.hoş yüzyıllardır önüne geçilememiş bir şeydir koltuk aşkı da, o koltuklara güvenip kendinizi tanrı sanmayın. zira statü yalandır, yanıltıcıdır, altınızdan alındıgında bir boşluktan hızla yere çakılırsınız.
    kişi- karakter olarak bir şey olmaya çalışın, sadece işiniz sizi önemli biri kılmasın, işi önemli kılan siz olun.
    çok doluyum daha söyleyecegim çok şey var ama günleri karartmak istemem..
    son olarak arkadaşlarınızı iyi seçin.
    ama arkadaşlar iyidir.

    -işsizligimin ilk semptomları-