şükela:  tümü | bugün
  • yeni bir roman yazdım, finalini ise genel geçer kaide olan ‘okuyucunun beklentisine hitap edici’ bir biçimde yazmaya elim bir türlü varmadı. bu nedenle finali siz sevgili ekşicilere bırakmayı uygun gördüm. oldukça uzun olan romanı okumaya üşenecekler için kısa bir özet geçiyorum:
    ailesi ile sorunlu olan ilyas efendi, terzilikten emekli olduktan sonra yararlı bir uğraş için devletten kendisine topluma yeniden kazandırmak amacıyla azılı bir mahkum verilmesi talebinde bulunur. nice uğraşlardan sonra seri tecavüz suçundan yatmakta olan bankacı kaan, ilyas efendi'ye tedavi şartıyla emanet edilir. ancak kaan ilyas efendi’nin beklediği gibi öyle sıradan bir tecavüzcü değildir. devlet kayıtlarına bile geçmemiş asıl durumu öğrenen kutup ilyas, iyi insan yaratma adına kurguladığı,tüm bildiklerini artık unutmuştur. romanın kırılma noktası bankacı kaan'ın işlediği suçun gizeminde saklıdır.

    gidişata göre aslında kaan ölmelidir, ama nasıl bir ölüm?

    finali sizlere bıraktım
  • (bkz: ölene kadar mokoko)
    tecavüzcüye başka ne yapsan azdır. ama bunu kim yapacak?
    işte asıl gizem burada başlıyor.

    herkesin gözü şoförün üzerinde, zira şoför bu tip kurgularda hep sonda yetişen ve alayına giden karakter olarak klişeleşmiş. hatta bu alayına ifadesi nedeniyle ilyas efendi de çok endişeli. kendisi için de değil, şoförü ailesinden uzak tutmak için çabalıyor.

    kaan ise gergin, ancak onun gerekçeleri bambaşka. güncel şartlarda yargılansa ceza bile almayacakken, eski türkiye'nin köhne sisteminde tecelli eden adalet nedeniyle hem içeride yatmış, üstüne bir de rehabilitasyona mahkum edilmiş. halbuki tecavüz edilenlerin tamamının rızası vardı. kaan bunun bizzat şahidi *

    şoför ise kaan'ı korkutmuyor. damat koğuşunda geçirdiği yıllarda bol bol amazon anakondaları, çöl pitonları belgeselleri izlemek zorunda bırakılmış olan kaan için, şoför dediğin aperatiften öte bir mana taşımıyor. şoför tüm dikkati üzerine yoğunlaştırmış görünürken, bu tablo kaan'ın işlediği bir suçun gizemi ile bir anda yön değiştiriyor.

    kaan bir rıhtımda geçen deri elbiseli ve elleri eldivenli sapıkça bir eylemi gerçekleştirenlerden. tarihinin o karanlıkta kalmaya mahkum edilmiş dev skandalının sapık bir üyesi *
    eylem karanlıkta kalsa da kaan halen endişeli. aklı sürekli gündemde. bu olay tekrar patlak verir mi endişesi ile medyayı takip ediyor, gördüğü liman ihalesi haberleriyle bile bir anda rengi benzi atıyor.

    toplumun ciddi bir kesimi aportta ve isimleri bekliyor. sakallı ve sarıklı bazı gruplar "adlarını açıklayın alayını keselim" derken, deri elbise ve eldivenleri ile özdeşleşmiş transeksüel çeteler "adımızı lekeleyenleri somali'li arkadaşlarımıza teslim edeceğiz" diyerek tehdit ediyorlar.

    işte o somali'li sözü, her gece kaan'ın yatağından kan ter içerisinden fırlamasına neden olan rüyalarının ana odağı. damat koğuşunda yaşadıkları aklına geliyor. aklına gelenleri enine boyuna 3 ile çarpıyor, fotoşopta hue saturation ayarı çekip rengini koyulaştırıyor... sonra derin derin düşüncelere dalıp gidiyor.

    işte bu gerçeği öğrenen ilyas efendi'nin içi içine sığmıyor. günden güne bu sırrın yükünü taşıyamaz hale geliyor. ve bir gün... ansızın kahvede emekli arkadaşlarıyla okeye dönerken gerçekler dudaklarının arasından sızıveriyor.

    tüm kahvede adeta zaman duruyor. derin ve ürkütücü bir sessizlik hakim. ne okey taşlarının çıtırtısı ne de hüüepşş diye kenardan sömürülen çayların sesi. bir kaç dakika sonra arkalardan hafif ancak içeridiği kin ve nefreti tonuna yansıyan sesler duyuluyor.

    anamız, bacımız, örtülü ve örtüsüz bacılarımız, örtüsüz anamız, oha anası örtüsüz olan mı var!?, yok abi öylesine dedim gibi sesler giderek daha da duyulur hale geliyor.

    kahvehaneden bir grup tam ayağa kalkıp kapıya yönelecekken birisi ansızın kapının önüne dikiliyor ve "durun" diyor...

    durun...
    "geçen hafta 20 tl'ye çakma rolex aldığım bir genç tam da bundan bahsetmişti. duyarsan görürsen sen elini kirletme, bize haber ver biz kirletecek yerimizi biliyoruz demişti"
    diyor.
    kalabalık şaşkın, söylenenlere bir anlam veremiyor. çünkü henüz imajı ve giyim tarzı ayaklar altına alınmış transeksüel çetelerin bildiği o gerçekten tamamen habersizler.

    ahali kapıdaki adama bir şans veriyor. adam cebinden 100 gr kağıda fotokopiyle basılmış, üzerinde casio rolex fotoğrafları olan bir kağıt çıkartıyor ve üzerindeki numarayı telefonuna tuşlamaya başlıyor.

    nasıl konuşacağını, konuyu nasıl açacağını bile bilmiyor. nefesi bile adeta boğazına düğümlenirken, aniden telefondan gelen tiz bir "aloo abeey" sesi ile irkiliyor...

    bundan sonrası başlı başına bir roman konusu. bence burada kesmeli swh
  • nükleer bonba patlar ve tüm şehir sular altında kalır. sonsuza kadar mutlu yaşarlar...