şükela:  tümü | bugün
  • içinde bir tane berat albayrak, bilal erdoğan, recep tayyip erdoğan ismi geçmeyen yazı.

    yazıya geçmeden önce; sizin bugün göremediğiniz, fakat ibn-i sina'nın 1000 sene önceden gördüğün şeyi onun ağzından hatırlatayım: "bilim ve sanat itibar görmediği ülkeyi terk eder"

    bu da ilgili yazı:

    "türkiye istatistik kurumu (tüik) raporu diyor ki: 2017 yılında, türkiye’den göç eden insan sayısında, bir önceki yıla göre %42.5’lik artış var.

    rakama vurduğunuzda bu oran 253 bin 640 kişiye tekabül ediyor.

    yani bir yıl içinde tam 253 bin 640 kişi çekip gitmiş buralardan, başka memleketlere yerleşmiş.

    daha vahim olanını söyleyeyim…

    göç edenlerin önemli bir kısmı da 25 ila 29 yaş aralığındaki gençlerden oluşuyormuş, daha çok onlar terk etmişler ülkeyi.

    ne büyük felaket, ne büyük yıkım, ne onarılmaz bir acı, değil mi?..

    kolay mı yetişiyor bir çocuk, kolay mı besleniyor, kolay mı okuyor, kolay mı adam oluyor?

    bin türlü emek veriyorsun, umutlar yeşertiyorsun, hayaller kuruyorsun, kulağına dualar okuyorsun, türküler söylüyorsun, topluma katıyorsun; fakat görgüsüzün biri, şark kurnazı üçkâğıtçının teki geliyor, o zeki çocuğun önüne geçiyor, hakkını hukukunu gasp ediyor, yarını çalıyor, hayatını zindana çeviriyor.

    çocuklar gidiyor…

    nereye gidiyor bu çocuklar, niçin gidiyor, kimse bir şey sormuyor mu bunlara?

    “ne istiyorsunuz, neye itiraz ediyorsunuz?” demiyor mu, sizi küstüren, ülkenizi terk etmenize sebep olacak kadar gururunuzu kıran şey nedir, demiyor mu?*

    demiyor, çocuklar bir bir gidiyor…

    bu kadar insan fetö’cü olamaz, bu kadar insan vatan haini olamaz, bu kadar insan bir yıl içinde sırf eğitim amacıyla yurt dışına çıkmış olamaz.

    işin içinde başka iş var, herkes ne yaşadığını, ne gördüğünü kendisi biliyor.

    genç insanlar, büyüdükleri, eğitim aldıkları ülkelerinin yarınlarına inanmıyor, hak edenin hak ettiği yere geleceğini düşünmüyor.

    bir bardak taze çay içmek için bile torpil lazım, ocakçıyı tanıyorsanız taze, tanımıyorsanız bayat çay içiyorsunuz, bunu herkes görüyor, herkes yaşıyor, adalet duygusu temelden sarsılmış durumda.

    milliyetçi, maneviyatçı duygular da bir yere kadar götürüyor toplumu, küçücük bir ilçe belediyesinin yolsuzluk dosyası dudak uçuklatıyor, kamudaki israf göze batmıyor, göz çıkarıyor.

    bu usulsüzlükler memleket zenginleşirken pek görülmez ama alım gücü düştükçe, piyasa daraldıkça, umutlar kırıldıkça patlar, çok kötü patlar.

    tüik raporu, o patlamalardan biridir işte, hem de ne sessiz bir patlama…

    dışarıya giden genç, “bu ülkede benim adamım yok, bir şey yapmam mümkün değil, aklımın işe yaradığı bir yer bulayım bari kendime” diyerek çekip gidiyor.

    ben bu ülkenin düşmanı değilim…

    tanıyorum bu gençleri, on sekiz sene ders anlattım, ne düşündüklerini, ne hissettiklerini iyi bilirim.

    on yıl önce aydın’da bir konferansa gittim, “üniversite sınavına hazırlanan öğrencilere tavsiyeler” konulu bir konferans...

    birisini göndermişler, adını hatırlamıyorum şimdi, adam çıktı kürsüye, slayt gösterisi eşliğinde başladı anlatmaya.

    baktım, panoya cem yılmaz’ın fotoğrafı düştü, beş dakika sonra beyazıt öztürk’ün, beş dakika sonra arda turan’ın, beş dakika sonra steve jobs’ın…

    kalktım ayağa, “öğrencilere başarı hikâyesi olarak sadece bu insanları mı göstereceksiniz, bizim mutlu bir çiftçiye, gülümseyen bir memura, ışıltılı bir doktora, keyifli bir işçiye, zeki bir mühendise, mübarek bir anneye ihtiyacımız yok mu? biz sınavları kazanamayanları belirlemek için yapıyoruz beyefendi, kazanamayanlara göre bir ülke inşa ediyoruz, popüler insanları göstererek mi bu çocuklara huzurlu yarınlar vadedeceğiz?” dedim, çıktım gittim.

    adam, milli eğitim ile anlaşmış, ödeneğini almış, gelmiş oraya makara yapıyor, çoluk çocuğa hayal satıyor!..

    daha iki gün önce danimarka’da çok enteresan bir olay yaşandı.

    milli takım topçuları para yüzünden federasyonla kavgaya tutuştu, kampı terk etti.

    futbolcuların bu terbiyesizliğine, teknik direktör aage hareide de balık avlamaya giderek destek verdi.

    avrupa şampiyonu olmuş koskoca danimarka milli takımı, üçüncü ligden, salonlardan, üniversitelerden yarı profesyonel, yarı amatör bir milli takım kurdu, 92’deki şampiyon takımın arsenalli yıldızı john jensen’i de takımın başına getirdi, slovenya’nın karşısına çıktı.

    danimarka, maçı 3-0 kaybetti, fakat jensen, futbol tarihinin en anlamlı açıklamalarından birini yaptı, “hayatımda bu kadar güzel yenilmemiştim, çok ama çok güzel bir yenilgiydi, bana bu harika yenilgiyi yaşatan çocuklara teşekkür ediyorum” dedi.

    hatırlarsınız, bir zaman türk milli takımı’nın kampında jip krizi çıkaran futbolculara, aynı hafta içinde, o şerefli forma tekrar verilmişti, danimarka kadar olamamıştık, güzel yenilememiştik, ya kötü kazanmıştık, ya da kötü kaybetmiştik.

    olmaz hocam, bu işler böyle olmaz…

    çocuklar gider, gençler gider, akıllı adamlar bunlar, senin iki tane aptalına ezdirmezler kendilerini, düşünüyorlar, olana bitene bakıyorlar, kendilerine uygun bir dünya arıyorlar.

    hileyle, hurdayla kazanmaktansa, dünyanın en güzel yenilgilerini alan ülkelere gidiyorlar.

    anlatabiliyor muyum?.."
  • (bkz: dank)
  • en aşağı 10 yıl geç kalmış yazıdır.

    yine de güzel bir yazıdır, yazanın eline sağlık.
  • gözlerime inanamadığım, sonuna kadar muhteşem bir yazı. bunun yenişafakta yazılabişmiş olmasına bakıp, umut duymaktan korkuyorum.
  • kız arkadaşımı alıp benim de yapmak istediğim ama hakkında hiçbir fikrim olmadığı eylem.
  • sayın yeni şafak yazarı şu yazıyı yazacağı yerde kafasına bir el sıksa memlekete daha büyük faydası olurdu. eski yazıları nereye kadar gidiyor diye baktım da, bu adam en aşağı üç senedir yeni şafakta yazıyor ve maaş aldığı gazetenin ne bok olduğu ortada, bu gelmiş hala "neden böyle oldu yea" diye ayak yapıyor, "bu iş böyle olmaz, bilmem anlatabiliyor muyum?" falan diyor. anlatabiliyorsun ama bunları gelip bana anlatmayacaksın, git müdürüne bunları anlatman gereken adamın numarasını versin sana.

    bizim suserları da az biraz tanıyorsam buralar az sonra övgü dolar, rica ederim yapmayın arkadaşlar. şu tiplerin timsah gözyaşlarına kanmayın.
  • "son on bes yilda noldu da boyle oldu" demeyen, durum tespiti yapmaktan oteye gecemeyen bir yazi. tamam durum bu, ama neden? kimler izin verdi islerin bu hale gelmesine? o cayci, o kucuk belediye baskani, kimlere sirtini yaslayarak, kimlere yakinliklarini, hangi parti uyeliklerini kalkan edinerek boyle davranmaya cesaret eder hale geldi? usulsuzluk, hak yemek nasil kultur haline geldi? kulturden de ote hatta, kemiklesmis bir kurumu oldu bu ulkenin?

    "ben bu ulkenin dusmani degilim" diye soylemek mecburiyeti de ic acitmistir. ulke dusmani olmadigimizin altini cizmeden konusamiyoruz bile. oyle korkuyoruz en ufak bir elestiride basimiza gelebileceklerden demek ki.

    beni umutlandirmiyor bu yazilar ne yazik ki. "bakin minnacik elestiriler de yapilabiliyor" tarzi, gaz almaya yonelik yazilar. ne yazik ki.
  • sadece herkesin bildiği bir durumu aktarmış olan yazıdır. bu açıdan güzel falan değildir. bir durum ortaya koyuyorsanız bu durumun sebeplerini ve çözüm önerilerini de ortaya koyacaksınız. bu yazıyı yazarken öncelikle kamuda yer alan kadrolaşmadan bahsedeceksiniz. son 16 senede atamayla göreve gelen kimsenin liyakat ile atanmadığından bahsedeceksiniz. çözüm olarak özellikle kamudaki görevlendirmelerin liyakat göz önüne alınarak yapılması gerektiğini, bunun da bu güne kadar hatalı yapıldığını ancak bu günden sonra bu durumun değişmesi gerektiğini bu durumdan sorumlu kişilerin adını vererek belirteceksin. aksi durumda sadece "güzel yenilen ülkeler" vs. gibi saçma romantik edebiyat ürünleriyle yazının okunurluğunu artırırsın sadece.
  • kendi okur tabanına böyle bir şeyin varolduğunu söylediği için değerli bir yazıdır. yurtdışına beyin göçünden haberi olmayan milyonlar var.
  • çok doğru bir tespit güzel bir yazı. erkek kardeşim yazılımcı ve 6 aydır iş görüşmeleri yapıyor yurt dışında yaşamak için. ülkesini de çok seviyor ama çocuğunun geleceği için endişeleniyor.

    türkiye beyinlerini birer birer kaybediyor. ne acı...