şükela:  tümü | bugün
  • mark mackinnon'un mutlaka okunması gereken kitabı.

    --- spoiler ---

    dışarıdan her şey güllük gülistanlık gibi görünse de soğuk savaş, dünya gündemine yeniden oturdu. batı, sivil güçleri ve azımsanmayacak miktarlarda akıttığı para ile avrasya'yı yeniden şekillendirmeye çalışırken, kremlin, bu yolun her adımında beyaz saray'la bir kez daha karşı karşıya geliyor.

    sovyetler sonrası dönemde siyasetin dehlizlerinde yapılan kapsamlı bir inceleme ve araştırma sonucunda kaleme alınan bu kitapta, renkli devrimlerin sırrı tüm çıplaklığıyla ortaya konuluyor. resmi olarak tarafsız görünen batılı organizasyonları aslında kimlerin yönettiği ve ne gibi amaçlar peşinde oldukları da gözler önüne seriliyor. örneğin, 2004'teki turuncu devrim sırasında amerikan vergi mükellefleri tarafından beslenen usaid'in büyük destek verdiği abd-ukrayna vakfı'nın başında ukrayna devlet başkanı viktor yushchenko'nun eşinin olması gibi...

    peki, bu yeni "soğuk savaş"ta ve devrimlerde türkiye'nin rolü var mı? başbakan recep tayip erdoğan'ın açılışını yaptığı ama türk kamuoyunun üzerinde pek durmadığı istanbul toplantısı'ndan sonra abd destekli "devrim" üreticileri yönlerini hangi coğrafyaya çevirdiler?

    türkiye baskısı için özel bir önsöz yazan mackinnon'un bu eseri, üzerinde yaşadığımız coğrafyada neler olup bittiğini merak eden herkesi aydınlatacak referans bir kitap niteliği taşıyor...

    --- spoiler ---

    satın almak için; http://www.kitapyurdu.com/…p?id=134003&sa=183131341
  • ayrıca anna chapman ve yakalanan 12 rus ajanıyla beraber ciddi anlamda dünya kamuoyunun gündemine oturmuştur.

    http://www.foreignpolicy.com/…he_spies_were_no_joke
  • türkiye'ye yerleştirilmesi düşünülen iran'a yönelik füzelerle ciddi anlamda başlaması olasıdır. bu süreci engellemek isteyen hükümetin çin, rusya gibi ülkelerle yakın ilişki geliştirmesi askeri, teknolojik, siyasal ve kültürel anlamda çok daha kapsamlı bağlarımızın olduğu batı ülkeleriyle olan ilişkilerimizi ikame edemeyecek gibi gözüküyor. tabii bu süreç güvenlik merkezli bir politikayı hakim kılacağı için ordunun siyaset sahnesine dönmesi de güçlü bir ihtimal.
  • bir diğer başlığı renkli devrimlerin sırrı olan soros vakfının para aktardığı sivil toplum kuruluşları hakkında araştırmalar yapan bir gazetecinin (bkz: mark mackinnon) yazdığı kitaptır.
  • siyasal islam, “yeni soğuk savaş”
    “arap baharı” yerini, bir “siyasal islam’ın yükselişi” dalgasına bırakıyor. bu ortamda, irak’tan, afganistan’da çekilmeye başlayan abd yönetiminin, batı medyasının, adeta “korkacak bir şey yok. ilımlı islam iktidara geliyor, o kadar” diyen bir yaklaşımı benimsediği görülüyor.

    abd’nin, siyasal islam’ın içindeki güçlü selefi hareketi görmezden gelerek, bundan sonra bölgeyi, uluslararası sermayeye, abd’nin askeri etkisine açık kalması koşuluyla, siyasal islam’ın, daha doğrusu müslüman kardeşler hareketinin eline bıraktığı ileri sürülebilir.

    bu madalyonun öbür yüzünde de, prof. michael klare’nin işaret ettiği gibi abd’nin askeri stratejik konumlanmasını küresel düzeyde yeniden düzenlemeye başlamış olması var.

    devrimlerin yasası...
    “popüler kültür”de artık “arap baharı” olarak adlandırılan “olay” devrimlerin bir ‘yasasını’ bir kez daha kanıtlıyor: iktidar siyasi olarak en örgütlü, ideolojik olarak en etkili kesimin elinde kalır! siyasal islam “arap dünyası”nda hemen her ülkede, her geçen gün siyasal iktidarı biraz daha etkisi altına alıyor. tunus’ta hükümet kuruyor, mısır’da selefi kanadıyla birlikte seçimlerin ilk turunda oyların yüzde 60’ını alıyor. fas’ta kral, hükümet kurma görevini, siyasal islam’ın partisinin liderine veriyor. libya’da yeni hükümet esas olarak siyasal islam’ın içine dolduğu özgürlük, adalet ve kalkınma için ulusal birik hareketinin elinde. yemen iç savaşında siyasal islam muhalefetin en güçlü kanadını oluşturuyor. suriye’de muhalefet, batı’nın, türkiye’nin de yardımıyla siyasal islam etrafında yoğunlaşmaya zorlanıyor.

    sonuçta bu dalga yatıştığında tüm bölgede, batı’nın ve abd’nin karşısında, siyasal islam’ın, daha doğrusu müslüman kardeşler’in etkisindeki bir hükümetler zinciri tek muhatap olarak kalmış olacak gibi görünüyor.

    bu olasılık, siyasal islam akımını yakından tanıyanlar açısından, liberal demokrat kesimden sola kadar kaygı verici bir manzara sunuyor. mısır seçimlerine baktığımızda, daha düne kadar çok sınırlı bir siyasal varlığı olduğuna inanılan selefi hareketin oyların yüzde 24’ünü aldığını görüyoruz. wall street journal’ın bir yorumuna göre, bu olgu müslüman kardeşlerin daha sağa, daha dinci söyleme yöneleceğini gösteriyor.

    mısır’da ekonomik koşullar bozulmaya devam eder, yeni olası bir müslüman kardeşler hükümetini ciddi bir ekonomik toplumsal kriz beklerken, salefi akımın el nur partisi’nin liderinin “mk ile asla ittifak yapmayacağız” (reuters 04/11) sözleri, bu akımın adeta pusuya yattığı düşündürüyor. salefi hareketinin arkasında suudi devletinin muazzam mali gücünün dolayısıyla etkisinin olduğuna ilişkin veriler (financial times. rachman, 05/12) doğal olarak kaygıları daha da arttırıyor. suriye’de müslüman kardeşler örgütünün. liderlerinden züheyir selim, kurdwatch sitesine verdiği bir demeçte, “suriye kimliğinin allah belasını versin... biz suriye’yi tanımıyoruz... suriye, sykes-picot anlaşmasını ürünü, geçici yapılardan biridir” sözleri , tüm bölgesel yapıları, etnik farklılıkları, aşan bir sünni arap birliği, bir “ümmet”, projesine işaret ediyor.

    yine de abd, ingiliz medya yazarları, bölgenin batı’ sözcüsü, yorumcuları, müslüman kardeşler’in, seçimlerle iktidara geldiğine, liberallerle koalisyon yapmaya eğilimli, batı’yla birlikte çalışmaktan yana olduğunu vurgulamaya devam ediyor.

    abd’nin yeni kaygıları
    bu gelişmelerin arkasında, “abd durumu kavramıyor” açıklamasına sığmayan stratejik bir düşünce var. prof. klare’nin “asya’da yeni bir soğuk savaş mı?” yazısında işaret ettiği gibi, abd yönetimi stratejik konuşlanmasının ağırlığını, ekonomik koşulların da baskısıyla, ama esas olarak çin’in yükselmesine karşı hava ve deniz güçlerine, asya denizlerine, ulaşım yollarına, “gezegenin yeni ağırlık merkezine” doğru kaydırıyor. çünkü abd açısından enerji denkleminde ortadoğu’nun göreli önemi azalırken, hegemonya rekabeti alanında çin’in önemi artıyor.

    ortadoğu’nun, küresel enerji denkleminde yeri iki açıdan azalıyor. birincisi, bölgede toplumsal tabanı, dolayısıyla bakmak zorunda olduğu kesimler geniş hükümetler seçimlerle yönetime gelme olasılığı, diktatörlerin iktidarlarını korumak için kitleleri satın alma eğilimi eskiye göre arttı. bu petrol’ün yerel kullanımını artıracak ve ihracatını olumsuz etkileyecek. ikincisi, teknolojinin de yardımıyla, kanada, breziya, kolombiye petrolleri, alaska, meksika körfezi, montana, kuzay dakota, teksas “şeyl” alanları gibi “zor petrol-gaz” kaynaklarının devreye girmeye başladı. böylece, dünyanın başka bölgelerinde petrol üretimi gerilerken, abd enerji idaresinin hesaplarına göre, abd, kanada ve breziya’nın toplam günlük petrol üretimi 2009-2035 arasında 10.6 milyon varil artacak, abd’nin ithalatı içinde ortadoğu petrollerinin önemi azalacak.

    ancak, unutmamak gerekir ki, oradoğu’nun önemi enerji denklemi içinde azalırken, abd açısından bir başka açıdan artıyor. geçtiğimiz şubat’ta abu dabi’de yapılan silah fuarında, bir ingiliz uzmanın bbc’ye anlattığı gibi, “iran riski karşısında, bölge devletlerinin silah talebi gittikçe de artıyor”. suudi arabistan ve körfez ülkeleri 2010 yılında abd’den toplam 110 milyar dolarlık silah almışlar (telegraph, 22/02/011) gulf news, salı günü prens el türki’nin eşyad’da toplanan bir güvenlik forumunda, israil ve iran’ı kitle imha silahlarını terk etmeye ikna edemedikleri için suudi arabistan’ın da gelecekte nükleer silahlara sahip olmak isteyebileceğini söylediğini, riyad’ın önümüzdeki 20 yıl içinde 80 milyar dolar harcayarak 16 nükleer santral yapmayı planladığını aktarıyordu.

    silah dengesinden, enerji dengesine dönersek, başta, günlük petrol ithalatı 2008’de 3.8 milyon varilden 2035’de 11.6 milyon varile çıkacak olan çin olmak üzere, asya ülkelerinin petrole bağımlılığı daha da artacak. bu koşullarda, abd açısından, petrol taşınan yolları kontrol altına almak, çin’in gelişmesini sınırlamak bölgede yalnızlaştırmaya çalışmak büyük önem kazanıyor.

    abd avustralya’ya yeni üsler kuruyor. filipinler’le yeni bir anlaşma yapıyor, endonezya’ya 24 adet f-16 satıyor, tayland ve singapur’la diplomatik ilişkilerini geliştiriyor, clinton, burma/mynamar’ı ziyaret ediyor.

    clinton’a göre “abd devleti gelecek on yılda asya pasifik bölgesinde diplomatik, stratejik ve diğer alanlarda yatırımlarını belirgin biçimde arttırmaya karar vermiş bulunuyor”.

    prof klare, yazısında, bu gelişmelerden büyük kaygı duyan, çin, afrika ve ortadoğu, hem de şangay örgütü üyeleriyle ilişkilerini derinleştirir açık deniz filosunu güçlendirirken, bölgede silahlanma yarışının, “soğuk savaş” dönemindeki gibi, hızlandığını vurguluyor.

    kaynak: http://erginyildizoglu.blogspot.com/…guk-savas.html
  • kasım 2011 itibariyle, avustralya'nın kuzeyindeki darwin kentinde yeni bir abd üssü açan obama tarafından çin'e karşı ilan edilen savaş.
    hedefte çin var elbette ki. müslümanlarla olan mücadele bir tür katliamdı; soğuk savaş olması için iki güç gerek, müslümanlar-abd kıyaslamasında müslümanlar bir güç olmaktan çok uzak.

    ancak çin öyle değil.
    abd ırak'ta ve afganistan'da 10 yıl kaybederken çin sessizce gelişti, zamanı lehine kullandı.
    bugün geldiğimiz noktada, çin etrafındaki ufak devletleri (moğolistan'dan tutunda vietnam'a kadar) yutabilecek bir ejderha haline geldi.

    dünya elinde pop corn izliyor.