şükela:  tümü | bugün
  • 1912 tarihli bir halide edip adıvar romani.
  • yeni osmanlılar ve yeni turan adlı iki partinin o dönemin politikasında izledikleri yol anlatır.
  • yeni turan halide edib adıvar’ın ilk kez 1912’de yayımlanan romanının adıdır. romanda aslında bir ütopya anlatılır. ittihat ve terakki ile yeni turan yandaşları arasındaki politik çekişme hikaye edilir. yeni turan bir bakıma ittihat ve terakki’nin daha milliyetçi, daha yeni ve daha olgun bir halini temsil eder . roman dönemin milliyetçi havasından güçlü izler taşımaktadır. kadınların bir ideoloji olarak türk milliyetçiliği içinde nasıl kurgulanacağı sorunu bu romanda yankısını bulmuştur. romanın baş karakteri bir kadındır ve yegane ülküsü türklük düşüncesini yükseltmektir. ancak bu kadın “erkeklere bir arkadaş, çocuklara bir ana” olmak için çalışan bir kadındır ve milliyetçi duruşu ve genel tavrı ile daha çok bir erkek gibi kurgulanmıştır. bu bakımdan romanın baş kahramanı olan bu kadının adının "kaya" olması da bana son derece anlamlı gözüküyor açıkçası.

    yeni turan kadınlarının prototipi olan kahraman, erkeklerin yanıbaşında çalışan, sade ve ağırbaşlı ve toplumsal hayatın her alanında aktif bir biçimde görev alan bir kadındır . romanın kahrammanı ve “türk olan her şeyden yana olan’’ yeni turancılar korporatist bir örgütlenmenin izinden giderler ve milliyetçi düşüncenin kadim reflekslerinden birisini hayata geçirmeye çalışırlar: eski güzel zamanlar mitini hayata geçirmek.

    durakbaşa’nın da vurguladığı üzere, halide edib’in özellikle bu romanında türk milleti ve kadınları için kurduğu ütopya ve idealler dönemin türk milliyetçiliği söylemi ile uyum içindedir. elias’çı terimlerle konuşacak olursak türk ulusal habitusunun doğuşuna yataklık eden aura, edib’in de zihnini meşgul etmiş ve milliyetçi yapı-davranış-karakter kombinasyonu, gökalp’i anımsatır bir biçimde, osmanlı’ya kıyasla kurulmuştur. halide edib’in kognitif evreninde türk kadını, osmanlı kadının bir anti tezi olarak kurgulanmış, milliyetçi düşünce kozmopolit yapının, yaşam tarzında sadelik gösterişçi tüketim davranışlarının, korporatist bir ağ içinde hareket eden nispeten aktif yurttaş karakteri pasif bir yurttaş karakterinin ikamesi olarak kullanılmıştır. bu noktada bkz:

    (bkz: studien uber die deutschen)

    edib için bu yeni kadının milliyetçi düşünce içinde tecessüm etmesinin bir başka anlamı daha vardı aslında. o, kadınları daha özgür ve eşit kılacak bir modeli de hayata geçirmenin yolları üzerinde düşünüyordu ve bu idealine uygun bir modeli eski türklerin göçebe yaşam düzeninde arıyordu. halide edib, kadınların bu göçebe yaşam düzenindeki statüsünü bir milli gurur kaynağı olarak görüyordu ve tıpkı diğer milliyetçiler gibi kadın haklarının türk milliyetçiliğinin ve türk devriminin içkin bir parçası olduğunu ve türk’ün otantik milli karakterini belirlediğini savunuyordu.

    roman olarak çok başarılı bulduğumu söyleyemeyeceğim ama, bence, burada değinmeye çalıştığım noktalar açısından mühim bir metindir yeni turan.

    kaynaklar:

    halide edib adıvar, yeni turan, istanbul:atlas, 1967.

    ayşe durakbaşa, halide edip türk modernleşmesi ve feminizm, s. 194- 195, istanbul:iletişim
  • kadının nasıl ideolojik bir alan içinde konumlandırıldığının incelenebileceği tek bir karakteri olan romandır, o da kaya'dır. kendisi, en kısa haliyle, küçük yaşta annesini kaybetmiş ve bunun ardından, yoldaşı oğuz’la tanışmak suretiyle yeni turan hareketi içerisinde yer bulmuş ve bu hareketin özellikle, kadınlar ile ilgili olan eylem ve düşünceleriyle içli dışlı olmuştur. bu ideolojik devamlılık içinde, en az oğuz kadar önemli olduğu söylenilen kaya ile ilk karşılaştığımız sahnede, görünüşüne dair önemli bilgiler ediniriz asım’ın anlatımından. bol ve uzun bir cüppe, tamamen türk köylüsü gibi yapılmış bir çift çarık giymektedir kaya; ayaklarında “ta doğadan, iki bin yıl önceki asıl turan’dan gele gürültüsüz, tabii bir güç var” iken, bakışlarında “katiyen, kadın ya da erkek, insana cinsiyet hatırlatan bir şey “ yoktur. kaya’nın güç ve sakinliğin eş zamanlı bir biçimde vücut bulması halinde tasvir edilmesi, yeni turan’ın ideolojisinden çok da haz etmeyen asım tarafından yapıldığında önemli bir hal alır, çünkü aynı asım, kaya’nın adını ilk defa duyduğunda, “ne bileyim ben ! şimdi cüppe maskaralığı altında taş, kaya, ay velhasıl dünya örtülerinden ve yıldız bilgilerinden alınmış isimlerle birçok tuhaf yeni turan kadını var.” demiş ve tüm bu öteki kimliğinden ve onun temsillerinden hoşnut olmadığını göstermiştir.

    olay örgüsü üzerinden biraz ilerlemek gerekirse, çok kısa bir şekilde şunlar söylenebilir: kaya, oğuz’un tutuklanması üzerine alacağı cezaların hiçbirine razı gelememesinden ötürü, hamdi paşa ile evlenmeyi kabul eder. dört yıl süren bu evliliğin sonu ise oğuz’un öldürülmesi olur ki bu noktada mevcut ve zoraki denilebilecek evlilik kaya’nın vefat haberini almasıyla birlikte çöker, kendisi hamdi paşayı, asım’ı ve evlerini terk eder. bu örgüyü, hikâye ile anlamlandırmak istediğimizde ise karşımıza iki mühim nokta çıkmaktadır. ilki, kayanın bu siyasal karşıtlıklar içinde kendine açtığı ya da açamadığı alandır. yeni turan içinde ve yeni turan dışından da yüceltilmesine ve oğuz ile öyle ya da böyle bir denklik içerisinde olduğu ima edilmesine rağmen, kendisinin mevcudiyetsizlikten öteye geçemediğini görüyoruz; politik bir varoluşa rağmen, temsilden yoksuldur kaya. bu problem, hamdi paşa’nın yanına taşındığında da devam eder. elbette kendisinin bilinçli ya da bilinçsiz bir tahakkümü vardır hamdi paşa üzerinde ve kaya bunu etkili sayılabilecek bir derecede kullanmaktadır; “…şüphesiz hayatta kaya’nın tiksinti ve öcü ile kaybettiği mutluluğu kazanmak için, amcam birdenbire ‘kadın öğretimi için’ gelen tasarının kabulünde çoğunlukla aynı fikirde olduğunu söyledi.” bu hususta, halide edib’in bu güç ilişkisini açıklamamayı ya da açıklamayı gerekli görmediğini söyleyebiliriz; çünkü bir yandan kaya, bir karakter olarak, kendinin tüm bu muhalefet içindeki muhalefet halini göremeyecek vasıfsızlıktan uzaktır, mamafih diğer yandan ilişkisini manipüle etmesi kaya’yı okuyucunun gözünde kötüleştirebilir, cinsiyetten uzak varlığını zedeleyebilir. tekrar, hikâye içerisindeki kaya’ya dönecek olursak, hamdi paşa’ya dair sahip olduğu ve kullandığı güce rağmen, oğuz ile olan birlikteliğindeki desen burada da devam etmektedir; karşıt görüşün lideriyle evli bir kadın olarak, politik bir temsili kesinlikle bulunmamaktadır. ideolojinin içinde bedensel ve sosyal olarak canlı olsa ve aynı şekilde keza bedensel keza sosyal olarak ideolojiyi yeniden üretse de, politik sahnede bu canlılığa tekabül edecek bir izdüşümü bulunmamaktadır. hamdi paşa’nın kaya üzerindeki kıyafetlerin değiştirilmesi gerekliliğini vurgulaması, “-ne yaparsın, dedi, kaya’yı giydirmek gerek.” , beden üzerinden şekillendirilen politik yaşantının değişmesine bir örnek olabilir, fakat daha önemli olan şey, kaya’nın giydirilmesidir. burada, ikinci önemli nokta çıkar karşımıza. acaba yeni turan’ın, tıpkı hamdi paşa’nın yaptığı gibi kaya’yı giydirdiği söylenebilir mi ?

    elbette daha önce, kaya’nın ideolojik bir temsil haline büründüğünden bahsetmiştik, mamafih burada asıl kıyaslanmak istenilen yeni turan’daki kaya ile hamdi bey’in yanında barınan kaya arasında “agency” temelinde bir farklılık olup olmadığıdır. bu soruyu akılda tutarak, incelemeye şöyle bir yoldan devam edilebilir. öncelikle etienne balibar’ın “the impotence of the omnipotent” kavramını ele alacak olursak, balibar burada temel olarak fransız hükümetinin, ki bu tutumunun avrupa geneline yayılabileceğini de iddia eder, göçmenlere uyguladığı dengesiz gücün, kendi nesnelerini “tamamen” güçlü bir varlık yanılsamasıyla baş başa bıraktığını, hâlbuki uygulanan gücün başlı başına bir iktidarsızlık göstergesi olduğunu savunur. bunu yakınsayan çok basit bir örnekle açıklamak gerekirse, bir babanın çocuklarını, itaatsizliklerinden ötürü dövmesi, aslında babanın iktidarsızlığını erekler, çünkü tamamen iktidar sahibi bir babanın nesneleri olan çocukların itaatsizlik etmeleri düşünülemez bile. bu noktada zizek, ideolojiden bahsederken, bir sanal mekanizmanın işlevini açıklığa kavuşturur, ideoloji sembolik olarak kabullenilmese, içselleştirilmese, özümsenmese bile, sanal bir seviyede varlığını her bir öteki sayesinde ve için sürdürmeye devam eder; bireyler semboliğin sanallığını gerçekmişçesine idame ettirmeyi tercih ederler. noel baba örneği bu noktada faydalı olabilir, ne ebeveynler, ne de çocuklar belki de noel baba’nın varlığına inanmamaktadırlar, fakat ebeveynler çocukların, çocuklar da ebeveynlerin iyi hali açısından varmışçasına davranmayı benimserler. tam da bu zeminde, balibar’ın kavramıyla birleştirilebilecek şekilde, ideolojinin gücünü aslında varlığının eksikliği anında maksimize ettiğini ileri sürer; en güçlü hali aslında en var olmadığı, bireyin bireyselliğinden ve onun çevrelediği alandan en uzak noktada konumlandığı pozisyonda şekillenir. sanal bir kavrayıştan ziyade, ideolojinin direkt olarak sembolik bir hüküm gücüne sahip olmasının ise, bireyde garip bir komiklik ya da karikatürlük halinde vücut bulduğunu ileri sürer zizek. bu analizden sonra kaya’ya dönülecek olursa kitabın sonunu getiren olay ile birlikte, oğuz’un vefatı, bu olgunun izlerini görmek mümkündür. tamamen cinsiyetsiz resmedilen ve neredeyse politik olmayan hiçbir hissiyat ya da düşünceye sahip olmayan kaya, bir anda bireymişçesine oğuz’a olan sınırsız sevgisini anlatmaya koyulur “ben oğuz’u senin aşağılık kalbinin hiç anlayamayacağı bir aşkla seviyordum.” o da yetmez, tüm kinini kustuktan sonra “temiz, beyaz çarıklarıyla” asım ve hamdi paşa’ya “basmadan uçup” gider. tüm öykü boyunca, süje olmaktan uzak bir varoluş süren kaya’nın ki aynı kaya oğuz’un var olabilmesi için hamdi paşa ile evlenmeyi kabul etmiş, özünü inkâr eden bir hal –self denial/abnegation- içerisindedir, hikâyenin sonunda insanlaşmasına tanık oluruz, mamafih tam da insan olduğu noktada kaya, uçmaya başlamıştır. bir ara nokta olarak, kaya’nın bu “özünü inkâr eden” tutumunun, ideolojinin sınırsız tahakkümünün bir sonucu ya da sebebi şeklinde görülebileceğini de göz ardı etmemek gerekir. elbette bu adıvar’ın kaya’nın ideolojisine ve o eksende şekillendirdiği bireyselliğine atfetmeye çalıştığı bir kutsallık ya da yücelik temsilidir, lakin bir diğer okuma tam da bu bireyselliğin insan olmayan bir alanda tutuklu kaldığını göstermektedir.
  • halide edip'in 1912 yılında yazdığı ideolojik, siyasi romanı. kimilerine göre bu bir ütopya. 1930'lu yıllarda hala ıı. meşrutiyeti'in devam ettiğini kurgulayarak çok partili hayatta öne çıkan iki partiyi anlatıyor: yeni turan ve yeni osmanlılar. yeni turancıların hükümet kurduğu dönemde savundukları düşünceler:

    adami merkeziyetçilik
    türkçülük
    kadınların eğitimi
    kadınların türk toplumunu eğitmesi vb.

    yeni osmanlılar bu düşüncelerin hepsine karşı çıkmakla beraber ilerki zamanda ana karakter kaya'nın bastırması ile kadınlar konusundaki düşünceler meclisin onayından geçecek.

    ve kitapta yeni osmanlılar'ın turancılara karşı çıkarak gittikleri yol şu şekilde anlatılıyor:

    ''işte bunun için ilk defa, bir kere daha islamiyet'i alet edinerek, taassup silahıyla islamiyet'i hatta medeniyete bir set göstermekten bile çekinmeden propagandaya başladık. ''
    s.98 can yayınları.

    daha ne olsun. dünün, bu günün ve dahi yarının özeti.

    bir de kitap boyunca ziya gökalp'in etkisinde kalındığı çok belli:
    "ey sevgili ülke, yeni turan! söyle, sana yol nerede?"
  • halide edip adıvar'ın ütopik romanı.
    türkçülük fikrini çok da anlayamamış bir zihnin kaleminden çıktığı çok belli.
    zaten halide edip hiçbir ideolojiyi tam olarak anlayamamış oradan oraya savrulup durmuştur.
    bir de okunması son derece zordur. osmanlıca bir kelime geçmeyen tek cümle yok neredeyse. can yayınları kitabın sonuna sözlük koymuş amma her cümlede dönül dönüp oraya bakmak okuma kalitesini ve zevkini sıfıra indiriyor.
  • aynı zamanda 1932 yılında finlandiya'da türkçe ve fince yayınlanmış bir gazete.