şükela:  tümü | bugün
  • nasıl tiksindiğimi, nasıl zul geldiğini kelimelerle ifade edebilmem mümkün değil.
    bıktım, yıldım artık tacizden, rahatsız edilmekten, olaydan, vukuattan...

    vıcık vıcık cehalet, iğrençlik akıyor paçalarından... ezip sindirene kadar uğraşıyor. direniyorsun, yaşam biçiminden ödün vermemek için, ağzına sıçıyor.

    en son dün akşam yaşadığım deli saçması iğrenç taciz olayından sonra, çok severek giydiğim tüm mini eteklerimi, dar pantolonlarımı, elbiselerimi kaldırmaya karar verdim (ki bu deli saçması olay esnasında üstümde battaniye gibi kalın bir kazak ve eşofman vardı sadece)

    neler yaşadım ya. en modern şehrin en düzgün ilçesinin çarşısında, elimde bebeğimin puseti ve yanımda kapı gibi kaslı maslı bi adam olan eşim olmasına rağmen, (eşim bi dükkana girdiği, arkasını döndüğü anda) üstümdeki mini etek yüzünden defalarca sözlü tacize mi uğramadım... takip mi edilmedim.
    eşim tek bir tekmeyle bir adamı öldürebilecek kadar konuya hakim bir dövüş sporcusu olduğu için (başı belaya girmesin diye) susmak zorunda mı kalmadım...

    evimin içinde (evet bildiğin pencerenin önünde!) dururken, sokaktan mı sözlü tacize uğramadım,

    başka bi zamanda, sokakta aniden gelen çok şiddetli bir migren krizi yüzünden bayılmak üzere bi halde çöktüğüm duvarın dibinden, hiç tanımadığım birkaç adamın aniden gelip çekiştirerek beni bir arabaya götürmeye çalışmalarını mı yaşamadım (sağlık problemi değil uyuşturucu etkisindeyim filan sandılar heralde. ve beni nereye götürüp ne yapmayı planlıyorlardı hiç bilmiyorum),
    kollarımdan çekiştirilirken çaresiz bi şekilde çığlık atarak yardım istediğimde, o gündüz vakti kalabalığındaki sakarya caddesinde (ankara) bi allahın kulunun dönüp bakmamasını mı yaşamadım.

    deliricem. aklımı oynatıcam bu memlekette artık...
    şikayet için gittiğim karakolda, olay anında üstümde ne olduğunun sorulmasını mı duymadım, evimin içinde tacize uğradığımda, neden içeri gitmediğimin sorulmasını mı...

    yeni türkiye, modern ve batılı kafadaki kadın için cinnettir efenim. hayati tehlikedir. her an bi manyağın hayatınıza ve psikolojinize, döner bıçağıyla dalar gibi dalıp taciz edebilme hürriyetidir.

    allah belanı versin senin yeni türkiye gibi. soyun sopun kurusun. kör olup da kör sürün.
  • doğuştan engelli bir kardeşim var, ailemle birlikte yaşıyor. babam emekli. kardeşim için bir bakım yardımı alıyorlar devletten. yalnız, bakım ücreti alabilmek için, eve gelen gelirin belirli bir miktarın altında olması gerekiyor ki; (herkes için aynı mı bilmemekle beraber, bize belirlenen) bu miktar, yaklaşık olarak yoksulluk sınırının yarısı kadar.

    kurban bayramında emekliler için ikramiye veriyor devletimiz. bir de şu sıralar emekli maaşlarına zam söz konusu sanırım. bugün sosyal hizmetlerden uğruyorlar aileme. eğer ki; babamın maaşı, 25 kuruş dahi aşar ise, kardeşimin bakım ücreti kesilecek. daha da güzeli ise, bayramda verilen ikramiyeyi aldığı zaman, ola ki sınırı aştı ise, babam devlete borçlanacak ve o dönem kardeşim için aldığı bakım ücretini geri ödeyecek.

    alın size yeni türkiye!

    devletin önce ikramiye verip, daha sonra da verdiği ikramiyeyi bahane edip, %95 engelli olan bir bireyin üç kuruş bakım ücretini elinden almasıdır yeni türkiye. emeklisine yoksulluk sınırının yarısı kadar maaş verip, daha sonra da yaptığı üç kuruş zammı bahane edip, %95 engelli olan bir bireyin üç kuruş bakım ücretinin kesilmesidir yeni türkiye.

    yeni türkiyeniz hayırlı olsun, güle güle sömürülün, buyrun!

    edit: bugün bütün hesaplar yapılmış ve hane geliri "sınırda" kalmış, yani şimdilik bakım ücretinin kesilmesi veya verilen ikramiye döneminde alınan bakım ücretinin geri ödenmesi durumu yok. ancak tabii bu babamın maaşına yapılacak bir sonraki zamda bakım ücretinin kesileceği gerçeğini değiştirmiyor.

    benzeri durumlarla karşılaşan yazarlardan aldığım mesajlar üzerine, şunu da belirtmek lazım; bakım ücreti hesaplanırken "hane halkı" geliri baz alınıyor, engelli bireyin yasal velilerinin geliri değil. bizim aile için, engelli olan kardeşimin yasal velileri annem ve babam ancak ailemle birlikte yaşayan bir kardeşim daha var, ola ki sigortalı bir işe girerse, hane halkının geliri arttığı için de engelli kardeşimin bakım ücreti kesiliyor. yani devletin gözünde, engelli olmayan kardeşim ayrı bir birey değil, kendisinin hayatı yok ve engelli olan kardeşim için harcama yapmak zorunda. çünkü ailemle aynı evde yaşıyor. benzeri sorunu yaşayanlar, ikametgah adresleri taşımak durumunda kalıyorlar ki, hem engelli olan birey için bakım ücreti alabilsinler, hem ailenin diğer bireylerinin kendi hayatları da olabilsin.

    lafa gelince işte yeni türkiye'de engelliye verilen değer arttı falan. hatta onların diliyle; engellileri insan yerine koydular (söylendi bu, evet).
  • "eski türkiye'de yeni yılın ilk doğumları haber olurdu.
    yeni türkiye'de ise ilk ölümleri."
  • filistin'de yaşadığım, gazze'de batı şeria'da dolaştığım dönemde tüm o olanların dışında aklımda garip bir soru işareti vardı; "insanlar bununla nasıl yaşıyor?"

    bombalar patlıyor, çatışmalar çıkıyor, 200-300 metrede bir farklı gruplar çevirme yapıyor, ama insanlar hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebiliyor. arkadaşı ölen adam akşam düğüne gidebiliyor. bu nasıl oluyor?

    bugün bir kez daha anladım ki, orta doğu'daki her hangi bir ülkede olduğu gibi kaderlerine razı olmuşlar. cehalet ve nefretle bilenip hayatı ve sevmeyi unutmuşlar. iktidarın ve yalaka borazanlarının bir süredir dillendirdiği, toplumu yönlendirmeye çalıştığı gibi; "alışmışlar".

    her kanalda bütün hükümet kurmayları "teröre alışmamız lazım" beyanatları vererek tam bunu yapıyor işte. insan hayatının değerini önemsizleştiriyorlar. akıllarında hep bu var zaten; günlerdir uyarıları yapılan bomba istiklal caddesi'nde patlıyor, ülkenin sağlık bakanı çıkmış "yabancı da olsa insandır" diyor.

    siz istifa etsinler diyorsunuz ya, yaşananlara bir bakın, diktatörlük emellerine ulaşmaları için tam da istedikleri oluyor. hedeflenen rejimin taşları kanla döşeniyor.

    direneceğiz, alışmayacağız. ülkeyi bedevi yalakası cahillere, orta doğu sapkını şeriatçılara, halk düşmanı teröristlere bırakmayacağız.

    hayallerindeki yeni türkiye olmayacağız.
  • yeni türkiye, yeni lugatı ile beraber geliyor:
    rüşvet: zekat veya himmet
    ihaleye fesat karıştırmak: hayırseverlik
    zina:imam nikahı,
    sansür: milli iradeye saygı,
    hırsızlık: dava adamlığı,
    adalet istemek: fitne çıkarmak,
    dini eğitim: çağdaş eğitim,
    başarısızlık: dış güclerin oyunu,
    kamu malı/kul hakkı/haram yemek: imkanları kullanmak,
    münafıklık: dindarlık
    çok şükür allah kuranı kerim'i koruyor da kitabı değiştiremiyorlar.
  • ben eski türkiyeyi istiyorum. yeni türkiye falan istemiyorum arkadaşım duyuyor musun beni.
  • ekonomide çin, kültürde arap, demokraside rusya standartlarını örnek alan ülke.
  • on iki yaşımdan beri çalışıyorum. tırnaklarımla kazıya kazıya bir hayat kurdum kendime. ilkokul arkadaşlarımla bir whatsapp grubumuz var. içlerinde en iyi durumda olan benim sanırım. altı üstü öğretmenim aslında, düşünün artık.

    öğretmenlikte on altıncı yılım. işe konya'da bir dershanede başladım. sigortamı tam yatırmayan rahmetli patronum beş vakit namaz kılan, dini bütün, bmw'li bir adamdı. ölenin ardından konuşulmaz. mekânı cennet olsun.

    istanbul'a geldiğimde denize nazır diploma hazır bir kolejde öğretmenlik yapmaya başladım. seneyi tamamlamadan istifa ettim. tamamlayamazdım.

    on dokuz iş görüşmesi yaptım. yirminci görüşmemde işe kabul edildim. hayalimdeki okul, hayalimdeki öğrenciler... her şey ancak bu kadar güzel olabilirdi. peki ne oldu? istifa ettiğim okulun müdürü çalıştığım okula genel müdür oldu. ilk icraatı beni işten atmak oldu. kurumla, öğrenciyle iletişimimi sorgulama gereği bile duymadan... veda yemeğinde profesyonellikten bahsetti çokça. dilinden düşüremediği sözcük "profesyonellik"ti. bu profesyonel genel müdür, müdire diyelim, yatılı okuyan iki erkek öğrencinin yatılı okuyan beşinci sınıf kız öğrencilerine zorla oral seks yaptırdığını öğrendi ve kız öğrencileri yatılı okula uyum sağlayamadıkları gerekçesiyle okuldan attı. kendisi iki kız çocuk annesiydi.

    sevgili okulumdan atıldıktan sonra şimdi çalıştığım okulla anlaştım. bölüm başkanım bayburt ağzıyla konuşan iyi yürekli bir kadındı. meslekî yeterliliğine gelince, kaymakamın eşi olduğunu söylesem yeterli olur herhalde. güzel reçel ve kek yapardı ama.

    şimdiki bölüm başkanım, yazdığı bir tek cümlede en az üç yazım yanlışı yapan biri. okula bir yazar davet edildiğinde kitapların özetini okuyup çocuklara soru vermemizi, yazara soru sormalarını sağlamamızı istiyor. türkçe ve edebiyat dersleri ondan soruluyor ama. yeteneksiz, yetersiz, bencileyin hiçbir okulda dikiş tutturamayan kızını bölüme öğretmen olarak aldı. hepimizin programı, oturmaktan 110 kilo olmuş bu kızımıza göre ayarlandı. en iyi sınıflar ona verildi. en iyi öğrencilerin uluslararası diploma programında en düşük notları alması için kızımızı görevlendirdik. iki yıl boyunca mücadele verdim. okul müdürüyle bu konu üzerine defalarca görüştüm. ve bu yıl, sayın okul müdürümüz edebiyat öğretmeni olarak kendi yeğenini aldı okula. iki cümleyi bir araya getiremeyen bir kız. evlenince başı göğe ermiş gibi... evliliği statü meselesi haline getirmiş. aralık ayındayız ve karnı burnunda. geçen hafta okula gelmedi. dersini doldurma görevini bana verdiler. kabul etmedim diye on altı yıllık öğretmenlik yaşamımın ilk yazılı uyarısını aldım. bölüm başkanının imzalattığı kağıda dayanarak müdürümüzün yazdığı bir uyarı. kaç yıllık müdürüm, canı sağ olsun. bir uyarı vermek istemiş, vermiş. ama keşke daha keskin gözleri olsaydı da neye karşı çıktığımı görebilseydi.

    eşim, iğrenç ilişkiler ağıyla yönetilen bir sistemde akıl yoluyla mücadele etmeye çalıştığımı söylüyor. aklın ve doğruların yüceltildiği bir sistemde eğitildim. ailedeki en önemli değer, doğrudan yana olmaktı. "hak bellediğin yolda yalnız yürüyeceksin." diyen tevfik fikret fazla mı romantikti? ya ben, fazla mı akılcıyım? ya da belki kıskanç... oysa duygusal bilirim kendimi.

    yaşamımı tek başıma kurdum. kimseye güvenip popo büyütmedim. ama yeni türkiye benim gibileri istemiyor artık. benim yerim tarihin çöplüğü olmak üzere sanırım. peki kızımı, adını da aksi gibi "ilke" koyduğum kızımı, ben yetiştirip bu ülkedeki hayata nasıl sunacağım? en ilerici, en demokrat, en insancıl yöneticilerin bile benim gibi bir çalışana yaşattığı bu iş yaşamına kızımı nasıl hazırlamalıyım? kılcal damarlarına kadar ikiyüzlülüğe, riyaya, yalana, çıkara, adam kayırmaya bulaşan bu ülkede nasıl yaşar bir insan? yeni türkiye bu işte. bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin yurdu.
  • bugun cocuk parkinda kizimi oynatirken iki tane 10-11 yaslarinda kiz cocugunun konusmalarina sahit oldum. salincakta sallaniyorlar, ellerinde dondurma var. bildigin cocuklar. ben onlarin yasinda mahallede gazete cikariyor, bisiklete biniyor ve agaclara tirmaniyordum. ıkisi de gerginler, bi tuhaf halleri. notlarinin kotulugunden yakiniyorlardi. bi ucuncu arkadaslari geldi yanlarina. ona sen ozelde okuyosun senin oyle degildir dediler. o kiz da onlarin yaslarinda. ozel devlet farketmiyo benim de notlarim dipte gecebilecek miyim bilmiyorum dedi. sonra ucu birlikte okullarinda turban takmaya baslayan sinif arkadaslarindan bahsetmeye basladilar. "seyma kapandi ama mutlu degil, rumeysa da kapandi ama sonra acildi cunku annesi de acilmis, elif kapandi, buse kapandi" onlar isimleri saydikca yuregim hopluyor.
    cocuklar daha o kadar kucukler ki. onlarin yasinda bisiklet tepesinde cetecilik oynuyordum ben. 10 yasinda bir cocuga sen cinsel oznesin demek, o cocugun psikolojisi. seymayi, elifi , buseyi dusunuyorum kac saattir. neler yasiyorlar? neler hissediyorlar? din nedir biliyorlar mi bile? yuregim daraliyor. dayanamiyorum ben yeni turkuyeye.
  • eski versiyona dönmek için forumlarda fellik fellik çözüm aradığım nane. büyük bir hevesle version 3.0'a geçen bir memleket dolusu malla birlikte mecburen upgrade edildiğim sürümden eski sürüme geri dönmeye çalışıyorum ama nafile. iç/dış savaş, artan terör, güvenlik sorunları vb. problemler sebebiyle sürekli çöken sistem yüzünden, durmadan meşgul çalan müşteri hizmetlerini arayıp nihayet karşımda bir muhatap bulduğumda that is not a bug that is a feature yanıtını alıyorum.