şükela:  tümü | bugün
  • insan insana isimli dogan cuceloglu kitabinin sequel'i. gene cuceloglu tabi ki...
  • interpersonal communication dersinin yan kitabı.
  • içindeki aziz nesin öyküleri dı$ında okumaya değmeyecek, klasik cuceloğlu üslubuyla sıkan kitap.
  • (bkz: #4039681)
  • kişiler arası ve kitlesel iletişim sürecinde aksayan noktaların tespiti ve çözüm yolları konusunda öneriler sunan insancıl bir kitap. okuması kolay, içeriği zengin.
  • ders kitabı havasında geçen öykülere gelmeden öncesi inanılmaz sıkıcı olan okuduğum ilk doğan cüceloğlu kitabı.
  • iletisim ile ilgili size mutlaka bir seyler katacak veya bilgilerinizi tazeleyecek okumaya değer güzel bir kitap. insan ilişkilerine dair ve iletişim becerileri ilgili iyi örnekler var.
    ornegin,
    (bkz: #46008737)
  • içerisinde birçok farklı uzman ve kaynak alıntıları da bulunan yararlı bir doğan cüceloğlu kitabı.

    " kalkınmanın temel öğelerinden biri olarak iletişim

    geleneksel kültür yapısı içinde yaşayan bir köye giren ufak bir transistörlü radyo,
    dünyaya açılmış bir penceredir ve köyü dünyayla etkileşim haline getirir. köye giren ilk radyo, sahibine sosyal itibar kazandırır, dış dünyadan gelen haberleri onun aracılığıyla duyabileceğini anlayan köylü, radyo sahibinin evine kolaylıkla gidebilmek, haberleri ve değişik programları dinleyebilmek için o kişiyle iyi geçinmeye dikkat eder. belki çoğumuz köye gelen ilk radyoya köylülerin tepkisini görememişizdir, ne var ki, ülkemizde televizyon henüz enderken kahvelere halkın yığılışını, televizyonu olan evlere özel program geceleri misafirlerin gelişini hatırlayabiliriz.

    köye giren her radyo, alınan her televizyon, okunan her gazete ve dergi,
    toplumu daha geniş bir dünyayla ilişki içine sokar ve toplumun geleneksel yaşam
    ve dünya anlayışını etkilemeye başlar. ekonomik kalkınmanın gerçekleşebilmesi
    için geleneksel kültür içinde yetişmiş bireylerin düşünüş ve davranış biçimlerinde temel değişmelerin yer alması gerekir. toplumsal kalkınma konusunda inceleme yapan iletişim uzmanı john condliff araştırmaları sonucunda vardığı kanıyı şöyle dile getirir:

    'beklentilerde meydana gelen, yükselme doğrudan doğruya ekonomik kalkınmaya
    götürmez, bu beklentilerin ekonomik güdülenmeye dönüştürülmesi gerekir. güdülenme, değerlerde bir değişiklik anlamına gelir. kız ve erkek çocuğun eğitimi için gerekli özveriyi göstermeye hazır değilse, o ülkede ekonomik kalkınma kolay kolay gerçekleşemez. kalkınmanın olabilmesi için, toplumdaki bireylerin, eğitimi ve refahı, gösterişli ve masraflı düğün göreneklerinden ve hiçbir şey yapmadan boş oturmaktan daha üstün tutmaları gerekir. (schramm,1964*).'

    daha önce ifade edildiği gibi, sosyal değerler ve sosyal roller değişmeye direnç gösterirler; bu nedenle, toplumsal kalkınma ağır gerçekleşen bir sosyo-ekonomik
    süreçtir. iletişim sosyolojisi alanında çalışmalarıyla tanınan frederick harbison,
    yetmiş beş ülkenin kalkınma çabalarını inceledikten sonra, aşağıdaki yargıyı dile getirir:

    'bir ulusun ilerlemesi her şeyden önce o ulusun bireylerinin gelişmesine
    bağlıdır. bireylerinin potansiyelini geliştirmeyen ve onların şevkini kamçılamayan bir ulus ekonomik, siyasal ya da kültürel hiçbir yönde kalkınmayı gerçekleştiremez. gelişmemiş ülkelerin çoğunun temel sorunu doğal kaynaklarının kıtlığı değil, insan kaynaklarının kıtlığıdır. bu yüzden gelişmek isteyen uluslar önce insan kaynaklarını geliştirmeye ve değerlendirmeye yönelmelidirler. bir başka deyişle önce eğitim düzenlerini geliştirmeli ve bireylerine kalkınmada yararlı beceriler verebilmelidirler. bir ulusun üyelerinin umutlu oluşu, ruhsal ve bedensel yönden sağlıklı oluşu, toplumsal kalkınmanın önde gelen koşullarındandır. (schramm, 1964).'

    harbison'un önem verdiği insan potansiyelini geliştirme uğraşısıyla, eğitim ve
    iletişim arasındaki bağın daha fazla açıklama gerektirmeyecek kadar belirgin
    olduğu kanısındayım. böylece iletişim, toplumsal kalkınmanın temelinde önemli
    bir yere oturtulmuş olur. toplumsal kalkınma sürecinin başlamış olduğu
    toplumlardaki bireyler, farkında olmadan, yaşamlarında bazı varsayımları
    uygulamaya başlamışlardır. bu varsayımlardan bazıları, geleneksel kültürün
    sosyal inançlarına ters düşebilir; ne var ki, zaman modernleşmenin ve gelişmenin
    lehinde çalışmaya başlamıştır artık. aşağıdakileri, bu varsayımlara örnek olarak
    gösterebiliriz:

    bilgili olmak cahil olmaktan daha iyidir. isterse herkes bilgili olabilir.
    sağlıklı olmak ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek mümkündür; hastalık insan
    kaderinin bir parçası değildir.
    aç kalmamak insanın elindedir; iyi ve değişik gıda alarak dengeli bir beden
    geliştirmek olanağı herkese açıktır.
    rahat koşullar içinde yaşamak, yoksul olmaktan daha iyidir; yoksulluğun
    övülecek bir yanı yoktur.
    ulusun yönetimine etkili bir biçimde katılmak, yönetimi pasif bir seyirci
    olarak izlemekten daha iyidir.

    bu ve benzeri varsayımlar, kişinin günlük yaşamı içinde biçimlenir, anlamlanır
    ve zihninde kök salar. zamanla bu varsayımlar gelişen yeni toplumun sosyal
    inançlarını oluştururlar."