şükela:  tümü | bugün
  • ali ayçil in ilk baskısı kasım 2011 de timaş yayınlarından çıkan kitabı. bir sur kenti hikayeleri olamasa da okunduğunda sık sık hoş tadlar bırakıyor. tek oturuşta hızlıca okunduğunda sıkıcı olabilecekken yer yer ele alıp 2-3 yazısı okunup bırakılmalık bir kitap. toplamda 149 sayfadan oluşuyor. en sevdiğim ise 'bir dindi yenilik, ben kalkıp tekrarı seçtim' başlıklı yazı oldu.

    --- spoiler ---

    ben o yenilgiyi sevdiğimde, içimde bir zafer şarkısı vardı. *

    bunlar eski tanıdıkların senin. ama seni yolundan alıkoyacak hiçbir teklifleri yok, devam et! *

    oraya gittim, çünkü kendimi kendi üzerime atılmış bir suç gibi hissediyordum... *

    kendimi, kendi üzerime atılmış bir suç gibi hissettiğim zamanlarda niçin bir başka haritayı değil de, özellikle on iki numaralı türkiye siyasi haritasını duvara astığımın sebebini ben de açıklayamam. *

    insan güneyde bir şarkı dinlerken, alınyazısına biraz daha keder eklenir... *

    eşya bile yorgun düşmüştü artık bu oyundan; kendine dönmek kendi olmak istiyor ama bir türlü kurtulamıyordu insanalrın elinden. bir dindi yenilik; ben kalkıp tekrarı seçtim...

    hiç durmadan konuşuyordu insanlar; bütün boşluklar kelimeyle dolduruluyor, bütün evler kelimeyle diziliyor, bütün can sıkıntıları kelimenin üstüne atılıyordu. *

    oysa ben aşk desem küle dönecektim, kül desem küstürecektim közü. *

    günlük hayata gösterdiğimiz sadakatin zaferi çoğunlukla koltukta, bazen de bir kanepede kutlanır. *

    bir yerden bir yere yürürken, yürüdüğüm yere varıncaya kadar sürekli kendi içimi arşınlamaktan yorgun düşüyorum. *

    insan başkalarını seyrettikçe kötürümleşir oysa başkalarını seyrettikçe, kendi hayatının misafiri haline gelir. *

    orada öğrenim gören herkese, askıya asılmamış bir elbisenin, askıda kalmış bir akıldan çok daha rahatsız edici olduğu öğretiliyor. *

    bütün kentlerden, kasabalardan, evlerden ve odalardan tuş sesleri geliyor. insanlık, yazılmakta olan bir yeryüzü romanına kendini ekliyor sanki. herkes herkesle yazışıyor, herkes herkese eski bir parçasını dağıtıyor; esneyince, ağzından harfler, tuş sesleri ve yıpranmış kelimeler dökülüyor dünyanın. *

    insan gençken, temiz bir cümle olarak ölür... *

    ne garip değil mi? biz yalnızca bir bedene değil, o bedenin temsillerine de sıkı sıkıya sadık kalabilen varlıklarız. ve tıpkı bedenler gibi, onun temsillerini de sevgimizle onurlandırıp, nefretimizle cezalandırabiliyoruz. *

    şimdi anlıyorum ki, bir insanın arkasında bıraktığı boşluk da ısrarla onu temsil etmeyi sürdürür. *

    ıslatıp yiyebileceğimiz bir kuru ekmeğimiz kalıncaya kadar, yokluğun bütün basamaklarına bahane bulabilirz. bizim kıyametimiz, eve ekmek götüremediğimiz gün başlıyor. bu yüzden en mahrem utancımız sensin... *

    eğer kitaplarla aralarındaki ölü bir ilişki değilse, insanların kitaplıkları, hayat hakkındaki fikirleri ve zihin işleyişlerinin bir aynası olarak şekillenir. *

    insa bir yazarı sevince, onun ilgilerinde hikmet aramaya başlıyor. *

    büyük yapıtlar bize bazı adamlarla gelirler, hem çok iyi tanıdığımız hem de aslında hiç tanımadığımız bazı adamlarla. *

    anlamak kimi zaman,bir cahilin merakını tatmin etmek için giriştiği beyhude bir çabadan ibarettir. *

    bir ülkeden bir ülkeye rahatlıkla gidilebiliyor da, bir elden diğerine ulaşılamıyor bir türlü. *

    bir de bıkkınlar en çok kendilerinden bıkmışlardır. mutlu ya da mutsuz değillerdir, şakacı ya da asabi değillerdir, giden ya da uğurlayan değillerdir. dünyanın üzerine kapanmak için her an hazır bekleyen ağır iki gözkapağıyla, ritmi çok az bozulan bir nefesten ibarettirler o kadar. ne gözkapaklarının nihai kapanacağı anı, ne de son nefeslerini ne zaman vereceklerini düşünürler. bütün bunlar bıkkınlık vericidir çünkü. sadece, arada bir, esnemeleri bayatlamasın diye insanların arasına karışırlar... *

    bazen insan eşyayı değil, eşya insanı beklerdi. umutsuz anları, kederleri, bazı hatıraların ağırlığını, sessiz ve çelimsiz günlerin gölgesini, tekrarı mümkğn olmayan sevinçleri bizden alıp kendisine saklayan eşyaydı. *

    bir yazıya nasıl başlayacağımıza biz, onu nasıl bitireceğimize yazı karar veriyor *

    bazı karşılaşmalar bize tarif etme, üzerine düşünme ve sınırlarımızı çizme şansı tanımaz. geldiği gibi içimize giren, saldırgan, yıpratıcı, düşünmeden kabul ettiğimiz şu tuhaf karşılaşmalardan biriydi işte. *

    --- spoiler ---