şükela:  tümü | bugün
  • artık tanımını yapmamız gerektiğine inandığım, advanced bir kezban formu.

    yenilmiş kezbanı kısaca şöyle özetleyebiliriz:

    prenseslik hayallerine kavuşamadığı için hayatın sert tokatlarıyla karşılaşan ve bu zorunluluk nedeniyle tek başına ayakta kalmak, çalışmak, çabalamak, hayatla mücadele etmek zorunda olan "güya" güçlü kadındır.

    dikkatli bakmayan veya aradaki farkı bilmeyen insanlar, yenilmiş bir kezbanı zeki kadınlarla karıştırabilirler.

    oysa iki kadın arasında çok önemli farklar var. şöyle anlatayım:

    -yenilmiş kezban küçük yaştan itibaren gelin olmayı, prenses olmayı hayal eder. az okumuş, az gelişmiş ama zengin kocayı bulamayacağını anladıktan veya boşandıktan sonra tek başına yaşamak zorunda kaldığı için ihtiyacı olan disiplinleri kazanmış, çabalayan, bir şeyler yapmaya çalışan, çıkış yolu arayan, savaşmaya, dik durmaya uğraşan, 30 yaşından sonra aydınlanmaya çalışan ama zihninin bir köşesinde her zaman prenseslik hayali kuran kadındır.

    -az okur, az araştırır, az sorgular, türk dizilerinden başını zor kaldırır. küçük yaşlarından gelen özlemiyle hala sibel can ve ebru gündeş hayranlığı ile kendini belli eder.

    -atarlıdır. korkunç asabidir. sakinleştiricilerle ayakta durduğunu bile görebilirsiniz. hayal ettiği prensesliğe ulaşamamış, ömrü çalışarak, savaşarak geçmektedir. hayattan keyif almaz, sadece lanet eder. çevresindeki erkeklere artık çöp olarak bakar çünkü yaşı da geçmiştir, artık kimsenin onu alıp prenses yapmayacağını bilir. umutları bitmiştir. kimseyi siklemez, ezer geçer. tohumunuza para mı saymıştır, ne yapmak istemektedir, nereye varmak istem... neyse konuyu anladınız.

    -alçak gönüllü değildir. 15 yaşındaki ergenlerin hayata karşı savunma sistemi olarak geliştirdiği şişmiş egoyu 30+ yaşında hala kullanır. kendini övmeye doyamaz. akıllısı bunu satır aralarında, aptalı doğrudan yapar, ama yapar.

    -rafine değildir. zevkleri çok kabadır. ince işçilikten anlamaz, sanata bakış açısı göte parmak esnaf muhabbeti gibidir.

    -hasbelkader yeni bir gönül ilişkisi yaşadığında içindeki kezban, dalgaların üzerinde zıplayan balinalar gibi dışarı akar. güçlü kadınım diye götünü yırttığı günleri unutur, mücevher, çiçek, sevgililer günü hediyeleri, doğum günü kutlamaları ister. size hediye alıyorsa, onun aldığı hediyeden daha değerli(tl) bir hediye ile karşılık vermenizi bekler. prenseslik arzuları doyurulmadığında hemen atar, kokar yapmaya başlar. kapris, küs, sinir, öfke... düşman başına.

    bu konuda gözlemleri olan dostları tanımları genişletmeye davet ediyorum. çok şükür bugün de kadınların ipliğini pazara çıkaracak, parmakla gösterilecek derecede muazzam bir cinsiyetçilik yapmayı başardık ama utanmıyoruz. böyle olmasını biz istemedik.

    ablalarımıza anlamlı bir şarkıyla doyurucu sinir krizleri geçirmeleri dileğimi de iletmek isterim. saygılar.
  • herhangi bir erkek kafalayamamış kezban ruhlu tüm kızlara açık çağrımdır.

    prenseslik hayallerinize sponsor olmaya karar verdim.

    sizlerden hiçbir ücret talep etmiyorum.

    bindallınız
    gelinliğiniz
    kuaför ücretleri
    düğün konvoyu
    kazık düğün fotoğraf çekimleri
    davul, zurna
    kuru kalabalık...

    hepsi tarafımdan finanse edilecek. size hayallerinizi yaşama fırsatı sunuyorum.

    yalan da olsa, sizin de düğün yapmaya hakkınız var çünkü.
  • dilimize kazandırılan müthiş kavram.

    dil, oluşma ve gelişme şartları bakımından toplumun yansımasıdır. 21.yüzyıl türkiye'sinde, şehirli kadınların hatrı sayılır kısmını oluşturan bu insancıklara bir ad konması gerekiyordu. şayet kelimelerle düşünüyoruz.

    (bkz: yıkık kezban)
  • türk erkekleri tarafından götü kaldırılmış, bu nedenle kendini heidi klum zannederek ciddi bir dönem geçirmiş, akabinde mankenlik- ünlü olma- peşinden kosulma- doktorlar zenginler müteahhitler tarafından istenme gibi ümitler taşımış, ancak tüm bu ümitler birer birer sönmüş ve hayatın tüm gerçekliği ile 25+ lı yaşlarda kel- fodul- kıllı - asgari ücret civarında gelir elde eden ve aklında hayalinde hiçte yeri olmayan bir delikanlı ile evlenmiş, sonunda kezbanligi sebebiyle oyun oynadığı adamların hayatını imrenerek izlemek zorunda kalmış gariban bir çomardır.

    iyisindir , hossundur muhakkak ama daha iyisini beklemek için yedek kulübesine doldurabildigin kadar adam doldurmak bak seni ne hallere düşürdü? tekrar genç olamayacaksin, boşanıp evlensende yeni gelin olamayacaksin, haydi tat bakalım kezolugun izdirabini. yerini daha genç daha güzel kızlar çoktan aldı, senin tren çoktan geldi geçti , kim ne yapsın seni bu saatten sonra?
  • hayatı boyunca bir elin parmakları kadar kendine layık bulmadığı kadınla muhatap olup, onlar tarafından da şamarlanıp amele sümüğü gibi duvarlardan duvarlara yapıştırılmış sümsük erkekler tarafından oluşturulmuş yeni saçma kavramlardan biri daha.

    aşk acısı yaşayan kadınını kötülemeye buraya geliyo. azıcık ilişkine sahip çık gavat. sikmiyim yapacağın tespiti. paragraf paragraf yazmış bi de amk.
  • (bkz: fallen whore)
  • (bkz: fallen angel) :(
  • kaf dağı'na dek yükselmiş burnunun yuvarlana yuvarlana yer seviyesine inmesini seyretmek, etrafındakileri hayli eğlendirir.

    burnundan kıl aldırmadığı dönemlerde "pek tabii ki hakkı" olduğunu düşündüğü pek çok şeyden birer birer, paşşa paşa vazgeçmeye başlar. "tamam şu şöyle olmasın... tamam bu da böyle olmasın..." diye diye gerçekçi makul bir noktaya yaklaşır. kendisi de farkındadır bunun, olmayan karakterinin gelişip oturmuş olmasından deği, yaşının kemale ermekte olmasından kaynaklandığının. tik-tak tik-tak tik-takk... yaş geçiyor yaş. birinci sınıf insan üretme yeteneğine sahip, altın kaplamalı, elmas kakmalı rahmi yavaş yavaş işlevini kaybetmeye yüz tutuyor, eli kulağındadır...

    gel gelelim bu demek değildir ki elimizdeki bu "yıkık kezban" bir fırsatını bulsa zümrüdü anka kuşu misali küllerinden doğmayacak! hele eline bir fırsat geçsin, hele kendi gibi bir yıkıkla karşı karşıya olduğunu fark etsin; gözleri ışıldayıp, pençelerini törpülemeye o anda başlar. çünkü yıllardır beklediği bir fırsat geçmiştir eline. sonunda olmuştur! vazgeçmek zorunda kaldığı her şey naftalin kokan sandıklardan çıkar

    ve

    film başa sarılır;

    keskin bir pençe, kurbanın boynuna doğru hızla uzanmaktadır...