şükela:  tümü | bugün
  • herşeyden bahsetmeden önce kısaca bütün bu yaşananların ve bilim kurgunun temel sebebinden ve bu nedeni keşfeden isimlerden bahsetmek lazım. kütleçekim kanunu, kepler ve newton!

    kepler'in ortaya çıkardığı ilkeler (gök cisimlerinin yörüngelerinin daire değil elips çizdiği ve bu elips çizilirken büyük kütleli gökcisimine yaklaşıldığında "ki bizim sistemimizde bu güneş" yörüngedeki cismin "örneğin mars yada dünyamız" dönüş hızının arttığı idi) arkasında bir dizi soru daha ortaya çıkarmıştı ve bu soruların en temeli hala ortada başıboş bir biçimde dolanıyordu… neden!

    işte tam da buradan hareketle sir isaac newton tüm insanlık tarihinin belki de en önemli keşfini yaptı. kütleçekim kanunu. bakmayın siz ağacın altında demlenirken kafasına elma düştü goygoyuna, newton kütleçekim prensibi ile yaşadığımız makro evrenin hemen hemen tüm fiziksel ve matematiksel prensiplerini açıklayan bir dizi karmaşık matematik hesaplarının temelini oluşturdu.

    peki nedir bu kütle çekim prensibi?
    çok çok kabaca bir anlatım ile madde miktarı başka bir deyişle kütlesi fazla ola cismin kütlesi az olan bir diğer cisimi kendisine çekmesidir. bu prensibi en kolaylıkla gözlemleyebileceğimiz olay ise herkesin kolayca fark edebileceği üzere yer çekimi. kütle çekim üzerinde etkili teme olarak iki durum var. birincisi madde miktarı, yani madde miktarı fazla olan cisim diğerini çeker. bu birinci etkeni anlamada hiçbir sorun yok aslında, temel olarak dünya ay'dan daha büyük bir kütle olduğundan kolaylıkla ayı yörüngesinde tutabiliyor, yada kolaylıkla bizi yüzeyine yapıştırabiliyor.

    gelelim ikinci etmene, ki işte bu etmen buradan sonra konuşabileceğimiz her şeyi açıklayabilecek olan olgu. kütle çekim üzerinde ikinci ölçekte etkili olan şey cisimlerin yoğunluğudur. bu ne demek? yoğunluğu fazla olan cismin birim hacimdeki madde miktarı da fazla olacağından kütle çekim gücü daha yüksek olacaktır demek.

    peki kütle çekimin astronomik cisimler üstündeki etkisini nasıl hayal edebiliriz?
    bundan bahsetmeden önce çok ciddi bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekiyor. uzay; klasik ve çok yanlış bir tanımla içinde bulunduğumuz sonsuz boşluk… işte burada algımızı ve fiziksel olaylara bakış açımızı ve neden sonuç ilişkilerini temelden etkileyecek bir yanlış anlama var. uzay bir boşluk olsa idi bundan sonraki hiçbir şeyi açıklayamazdık. uzay bir boşluk değildir. başka bir deyişle, yıldızların, gezegenlerin, gök taşlarının, kuyruklu yıldızların ve binlercesinin arasındaki şey, o yapı o karanlık algı bir boşluk değildir. uzay her tarafında yoğunluğu çok çok düşük, kendisini adeta bir ince tül gibi kaplayan, kütlesi olan ve madde özellikleri gösteren atom altı parçacıklardan oluşan bir yapı ile doludur. karanlık madde… bu karanlık madde sayesinde kütlesi ağır olan cisimler, tıpkı yumuşacık bir koltuğa oturan şişman bir adamın koltuğa gömülmesi gibi uzaya gömülür ve tıpkı koltuğun minderinin deforme olması gibi uzayı bükerler. durumu gözünüzde daha rahat canlandırabilmemiz için bir video paylaşıyorum. ingilizce ama dile takılmayın, bilmiyorsanız sesini kısıp da izleyebilirsiniz. kütle çekimini görsel olarak mükemmel biçimde anlatan kısa bir video. karanlık madde olarak mavi perdeyi düşünün. keplerin yörünge prensiplerini falan gözlemleyebileceğiniz süper bir video.

    gravity visualised

    iyi de drogba, iki boyutlu evren videosu verdin, boş konuşuyorsun... üç boyutta nasıl olacak ben anlamadım? buyrun efendim alttaki fotoğrafa alalım sizi. konu tam olarak şöyle gerçekleşiyor.

    gravity 3d
  • yer maddeden oluşuyor, madde atomdan oluşuyor, atom elektrondan oluşuyor. elektron elektronu çekiyor(elektron elektronu + - yükten dolayı çekiyor sanırım). yer bir sürü elektrondan oluştuğu için yer de çekiyor. ne kadar elektron varsa o kadar çekiyor.
  • olmayan sebeptir.
    izle, tabularını yık.
  • yer çekmiyor gök itiyor anlayın artık
  • "sebep aramak" zaten insanların yarattığı bir kavram. önemli olan bu sebep arayışında "nasıl"a ulaşmak.

    feynman'ın verdiği örnekle anlatayım. teyzen acilen hastaneye kaldırılmış diyelim. neden kaldırılmış? çünkü düşüp başını vurmuş.
    neden başını vurmuş? çünkü buzun üstüne basıp kaymış.
    neden kaymış? çünkü buz kaygan.
    neden buz kaygan? çünkü katı da olsa üstüne basınca anında yüzeyi erir ve sıvılaşır. su donduğu zaman genleştiği için basınç buna karşı koymaya çalışır.

    buna sonsuza kadar devam edebilirsin. "neden su genleşiyor da diğer sıvılar katılaşınca genleşmiyor?" dersin, gider böyle. şimdi senin soruna gelelim.

    neden teyzen düştü? çünkü yer çekimi var.
    neden yer çekiyor? aslında çekmiyor. kütlesi olan cisimler uzay-zaman kumaşını büküyor. gravitonlar kütle çekimini iletiyor. buradan kuantum mekaniğine geçiyoruz ama "varlık felsefesi" dediğin için anlatmaya gerek görmüyorum.

    edit: bu arada @arkanabakmassankuserim haklı. yer çekimi nedir? 50 yıl öncesinin tezlerinde yazar yer çekimi diye. kütle çekimdir o.
  • https://www.youtube.com/watch?v=mty1kje0ylg

    şu videoda basitçe özetlenen doğa olayı.
  • (bkz: kütleçekim)
  • mallara cevap vermek adetim değildir ama yine de yazayım ben;
    (bkz: graviton)
  • en basit tanımla; kütle'nin var olmasıdır.
    yani var olduğun için..

    tüm maddeler aslında çekim yaratırlar; kütlesi olaa her maddenin bir çekim gücü vardır
    aynen zamanın deniz seviyesi ile everest tepesinde farklı akması gibi, farklıdır, çok azdır, ama vardır.
    kütle büyüdükçe çekim gücü artar; fizik kanunu gereği.
    ay ile dünya'nın, jüpiter ile güneş'in çekim güçlerinin farklı olmasının sebebi budur.

    asıl tanım: yerçekimi çok yanlış bi tanım. tabi bence. asıl olması gereken kütle çekim olmalı.
    gravity'yi "yerçekimi" olarak çeviren'e da kafam girsin bu vesileyle.
    seviyeli bir fizik bilgisi tanımı ile başlayan entry küfürle bitti ya, yeri gelmişken başlıkta salak espri kasanlara da kafam girsin, aradan çıksınlar.