şükela:  tümü | bugün
  • allaha yollanan ama alıcı bulunamadıgından geri donen dualar
    (bkz: ateizm)
  • avuçlarımı, düşen dualarımı yakalamak için açarım ben dua ederken. sonra da yüzüme götürürüm ki avuçlarımı, alın yazım olsunlar yakaladığım dualar. habersiz ve zamansız bir yerde, beklentisiz ve karşılıksız bir günde, sayfalarını benim yazmadığım bir hikayeyle tekrar karşıma çıksınlar diye. evet, çocuksu bir çaresizlik içindeyim belki. ama gene de, yakaladığım dualar yere düşenlerden daha fazla. ama birçoğunu henüz unutamadım, hala aklımda. oysa biliyorum ki alın yazısı, ancak unutulursa okunabilir. ve şunu da biliyorum ki, eski istekleri bir kenara bırakıp yeni yollarda yürümek onları unutmanın tek çaresi.
  • reklamında 336 sayfalık kitabın 17 ytl olduğu ifade edildiğine göre "sayfası 0,05 ytl'ye gelen ucuz kitap" demek istiyorlar sanırım. bir sayfada kaç harf bulunduğu da belirtilirse, kitabın türk edebiyatı'na yapacağı katkıyı net birim cinsinden* anlamamız* mümkün* olacak.
  • harika bir kitap. serin ve duru bir havası var. bazen elinizi gözünüzü yakacak derecelere de çıkıyor.

    kitabı okurken, kafama vuran, beni gıdıklayan cümleleri işaretliyorum. şarapla ilgili betimlemeler ilgimi çekti. hepsinin kenarına notlar almalıyım ikinci okuyuşta...

    kitaptan bir cümle:

    "havasız kalan üzüm karanlıkta can çekişerek kendi özüne kavuşmuş, ağır ağır insana dönüşüyordu." (s.57)
  • kitabın ikinci bölümü korkunç güzellikte.
  • bu sabah d100 otoyolu üzerinde seyreden bir araçta bitirilmiş, akşam sularında eve dönüşte ise kitaplıkta tekrar okunacak müstesna kitapların rafına yerleştirilmesi planlanan, fevkalade güzel bir kitaptır. ikinci bölümün tadına doyulmazlığını tekrar duyururum. fantastik bir eser.

    güreşle ilgili bölümlerini şaşkınlıkla okudum. hiç hazzetmediğim bir spordur, bana göre spor bile değildir. ama kitapta yaşur'un güreş tuttuğu bölümlerin anlatımı, bir güreş müsabakasının ince ayrıntıları filan merak uyandırıyor. güreşle ilgili düşüncelerimi yeniden gözden geçirmeliyim...
  • ne yazık ki kendimde ikici bölümün nasıl bişey olduğunu anlatabilecek yeteneği göremiyorum. okurken kaç kere haddini aştığını düşündüm güzellik açısından. bilge karasu musun ki böyle yazıyorsun ya da daha kaçıncı kitabın. işimiz var bu yazarla.
  • yüzyıllık yalnızlık'la sevgili arsız ölüm'ün yanıbaşına yerleştirdim. bakalım sema hanım latife tekin'in yanında yer bulabilecek mi kendine.
  • hakkında bu kadar şey yazılıp da yazarının adının unutulduğu bir roman. sema kaygusuz hanımefendiye aittir.
    şöyle de bir alıntıya sahiptir, ki üzümden zerre hazzetmeyen bendenizi bile bir bağ bozumu telâşına zerk etmiş, tez vakitte okunacaklar listesine ilk sıradan girmiştir:

    "ne zaman bir yudum şarap içsem ağzımı saran o ilk düşüncede beliriyor, üzüm. adadaki bütün üzümleri tümleyen bir tanrı-üzümdür bu. tozlu asma yapraklarının arasındaki salkımlara sıkış tepiş tutunmuş milyonca taneyi imleyen kusursuz bir idea. yumurta biçimli, eti beyaz, buğulu kabuğu yakut, çekirdekleri çift sayılı; iki gözlü, çok dillidir. her dilde dokunaklı bir geçmiş anlatabilir. tozanlarla döllenmekle başlayan, bir yandan güneşle şekerlendikçe öbür yandan rüzgâra karşı direnen, direndikçe kalınlaşan varlığı, insan eli değince iki yönlü bir ömre doğru sürüklenir. hem bir trajedinin içindedir, hem de bir şölenin. ezilir, ayrışır, fokur fokur kabarır, kendi burukluğuna kendi bile şaşırır; kabuğunun rengiyle kanlanır biraz. bir kıvamdan, bütün arzusunu açığa vuran başka bir kıvama zorlanır ve öldüğü halde bir türlü kurtulamaz ruhundan. mahremi şişede, masumiyeti dışarıda kalmıştır. işgal edilmiş ama asla ele geçirilmemiştir. hem aşağılanmış hem de tapınılmıştır. ölülüğünü, aynı diriliğini yadsıdığı gibi yadsır. bir üzüm şaraba döndüğünde açıklanamayacak bir gizemle insanlaşmıştır artık." (s.41)
  • ilk yarısıyla* insanı inanılmaz bir hızla içine çekip büyüleyen, ikinci yarısında* da bir o kadar hızlı hayal kırıklığına uğratan bir roman -belki de iki roman. durağanlığına inat anlatımın akıcılığı ile insanın en baştan tekrar tekrar okumak isteyeceği bir ilk öyküden sonra, ikinci öykü ordan oraya müthiş bir devinimle ilerlemesine rağmen bölük pörçük anlatımıyla insanın nasıl bitireceğini bilemeyeceği bir kitaba dönüştürüyor elinizdekini. ama hayran kaldığım bir sürü betimleme ile dolu bu kitap, asıl bu sebeple bu yazarın daha uzun yıllar karşımıza çıkacağını gösteriyor.

    "üzüm ile çekirdeği arasında ezelî bir anlaşmazlık vardır. üzümün beyaz eti, dünyanın bir günlük bir yer olduğunu öğütler; çekirdeğiyse toprağın sonsuzluğunu." (s.56)