şükela:  tümü | bugün
  • elimizi kolumuzu bağlıyor şu fizik. mekan ana kategori olduğu için şeyi yerine yerleştirmek gerekiyor. öteki türlüsü yamukluk yumukluk.

    ara ara insanın aklına süper espriler geliyor ama o esprilerin bir yeri oluyor ve yeri geldiğinde söylenince anlamlı oluyor. insan kafasında bağlam oluşturabiliyor o zaman ona o espri komik geliyor ama diğerine anlamlı gelmesi için asıl bağlam yani gündelik yaşam gerekiyor. böyle böyle kaç tane güzel espri heba oldu, yeri gelmediği için, yerine yerleştirilmedi diye.

    ama bazı espriler var ki onun yerinin gelmesi için 8 yaşam yaşasan hala ihtimali çok düşük. ama süper espri.

    ve o anda bulduğun bir espriyi fazla bekletirken ve yerine yerleştirmek için sonraki anda çaba sarfedersen o belli oluyor. yer olmadığı için zaman içinde bekleyince diriliği gidiyor.

    neyseki benim yakın bir arkadaşım var. önce bağlamı veriyorum. bana şunu desene, sana şunu diyorum sen de şimdi bunu de diyorum o da diyor. veya bir boşluk oluyor, birimizden biri onu görüyor ve orayı genişletiyor. o zaman o espri yapılabiliyor. ve gülüyoruz biz. belki gündelik yaşamda olsa da daha süper olur ama buna da şükür. ve bence gülüyorsak tamamdır. çatlayacak halimiz yok ya.

    sonra konuştuk bunun üzerine ve yeri böyle de olur dedik. avatar'da bir teyze kan bükerdi. o da su derdi. bu da öyle. ben de mekanım ve diğer insan da mekan. aç dersin yeri açılır, seni mi kıracak? önemli olan gönüller ferah feza olsun.

    mekanı sırtlanın. yeri gelmiyorsa siz şeylere yer açın ve boşluk bulup gelsinler.

    diyeceksin güzelim mekan kategorisi bilgini bunlarda mı heba ediyorsun? ne yapayım? yerkürede çatlak mı açayım? genç kızlara metroda pandik mi atayım?
  • yeri gelmişken;
    bahar yağmurunda ıslanmayı severim , üstelik ''nisan yağmuru saçları uzatır'' tümcesinden
    bağımsız olarak, kız çocuklarına neden böyle bir telkinde bulunulurdu ki, yeri gelmişken
    takılıverdi aklıma?
    konuşurken konudan konuya atlarmışım, yalan! vallahi yalan, o kadar hızlı düşünüp,
    konuları birbirine bağlıyorum ki, karşımdaki anlar deyip kestirmeden, keçi yolundan
    çıkıveriyorum, ne bileyim, çift şeritli yol gerektiğini, memleketime uygun.

    papatyaları sevmem, evet bildiğin baharda koparılıp taç yapılan papatyaları sevmem,
    neden? çünkü güneşi gördü mü çıkıveren bu minnakların ömrü, taç yapacağız
    diye insankızı elinde bitiveriyor. ondan sevmem, sahipsizleri anımsatıkları için.

    kaçak çay içemiyorum arkadaş, hatta çay içemiyorum, acı yiyemiyorum,
    acılı bir yemekte bildiğim tüm küfürleri saydırasım geliyor, her yemekte et olmasına,
    dayanamıyorum, etin bu kadar önem arzetmesini de anlamıyorum, bu özelliklerimin
    doğduğum yerle bağdaştırılamamasına da anlam veremiyorum.

    insanların, o kadar yazılan çizilen, tabelaları okumayıp illa birisine sorup, onu meşgul etmesine de şaşırıyorum.

    yeri gelmişken,
    küçükken bir civciv verdiler bana, ölür nasılsa diye bekleniliyordu, şimdi düşününce onu anlıyorum,
    çünkü hem kör hem aksaktı, bu güzeller güzelini büyüttüm, koskoca alımlı bir tavuk oldu,
    öyle ki televizyondaki korsana özenmişliğimden midir nedir, omuzumda tünüyordu, bir okul sonrası
    eve döndüğümde tavuğumun gelen misafire yemek için kesildiğini duyduğumda, o misafirlere
    hiç hakkımı helal etmedim, babama gücendiğim ender konulardan biridir, bak bu yaşa geldim
    hala da kör tavuğumu rahmetle anıyorum.

    ölümü ilk kez babaannem öldüğünde anlamıştım, avluda onu yıkarken tüm yıkamaya
    şahit olmuştum, ölümün mutluluk olduğunu yüzündeki tebessümden anlamıştım, ya da
    bana öyle görünüyordu, onu mutlu olmasından mutlu olmuştum, bundandır ki ağlayamamıştım,
    ayıp olur diye, zorla ağlamaya çalışmıştım, ''konu komşu ne der, babaannesini hiç sevmiyormuş,
    bir tek gözyaşı dökmedi!''.

    yeri gelmişken;
    üniversite yıllarında, sokakta bir genç kız kaldırımda oturmuş kusuyordu, yanındaki babası olsa
    gerek yaşlıca bir amca, kustuğu ve hasta olduğu için ona kızıyordu, yanlarından öylece geçip
    gittim, bir şey yapmadım diye hala kendime kızıyorum, benim yaşlarımda ama savunmasızdı,
    ''gelen geçene ayıp oluyordu, neden kusuyordu!'' diyen bir baba mantığı niyedir?

    lisede gaza gelip hoşlandığım ergene, açılmıştım. hiç bir şey değişmemişti, beni görmemezlikten
    gelmeye başlaması dışında.

    yeri gelmişken;
    ilk sigara içişimde bayılmıştım.

    depremde en çok ''o'' nasıl diye düşünmüştüm.

    cep telefonlarının yeni döneminde, bir oyunumuz vardı, ''kontör'' pahalı olduğundan,
    öyle mesaj, konuşma lükse girerdi, o yüzdendir ki cevapsız çağrı bırakma en çok
    bugünler de revaçtaydı, bir cevapsız çağrı ''evet'' iki cevapsız çağrı ''hayır''
    gibi şifrelendirmiştik.

    yeri gelmişken;
    anlatacak çok şey var.
  • yerinin asla gelmeyecegi konulari araya sokusturmak icin kullanilan soz obegidir.
  • yeri gelmişken şunu da belirteyim,
    "erkeğin yaşları içine akar, kimse görmez onların ağladığını. koparmak istedikçe kör düğümleri, acılarla daha sıkı bağladığını."
  • bu düzeni kuran zihniyetlerin sinapslarını sikiyim afedersiniz.
  • şunu belirteyim:

    enflasyon ile hayat pahalılığı arasındaki makas gittikçe açılıyor.