*

şükela:  tümü | bugün
  • portakalda vitamin olma isteginin hayata geçirilmis halidir. çocuklari bütün hafta anamur muzuyla besledikleri yetmiyormus gibi, "yavrucugum sen çok siskosun sen elma ol", "sen de aptalsin, bari armut ol" hezeyaniyla ortaya çikmis bir yerli mallari haftasi etkinligidir. bu etkinlikte görev alabilmek için bir sapka tasarlanmasi, babanin uf puflari arasinda bu sapkaya "oldugunuz" meyvenin resminin yapistirilmasi ve ilgili meyve ile ilgili bir siir, bir mani ezberlenmesi (bkz: yerli mali haftasi siirleri elma), ha bir de, süzme salak olmak gerekmektedir. ben öyleydim, findik oldum misal.

    (bkz: yerli malı haftasında armut olan çocuk)
  • her 80lerde çocuk olmak basligi yazarinin yasamis oldugu durum.. yerli mali yurdun mali herkes onu kullanmali..
    herkes sevdigi meyve olmak isterdi. ben çilek, arkadasim elma.. o meyvenin kartondan resmi tutturulurdu elbisenin üzerine. ve hayatin ilk sahnesinde, ilk gösteride, ilk defa olmadiginiz bir seyi sahiplenirdiniz "benim" diye.
  • muz olmayi hayal ederken seftali olmak da vardir. onarilmaz yaralara nedendir çocuk kalbinde.
  • hiç unutmam "amasya elmasıyım, meyvelerin hasıyım" demiştim ben de, kıpkırmızı kıyafetim, kartondan üzerinde elma yazan şapkamla. elmaya olan aşkım o "enteresan" günden kalma demekki..
  • en fazla tercih edilen meyve elmadır bu etkinlikte. ülkemizde bol yetişir, çeşidi bol diye herhalde. mesela ben kırmızı elma olmuştum, yanaklarım kızarıyor diye. zırlak bir ayşe vardı, o da sulu elma olmuştu. eğer hasta yatağından kaldırıp getirebilseydik, mert'te yeşil elmamız olucaktı, ama annesi izin vermedi.
  • ilk okul ikinci sınıftayken yeşilli morlu kartonlardan yapılmış bir kostüm içinde bir inciri canlandırarak yaşadığım durum. hatta "tatlı aydın inciri / pek güzel iri iri / hurma alma incir al / ağzına aksın bal" şeklinde de hala unutamadığım iğrenç bir tiradım vardı. sınıftaki herkes gibi çok iğrenç bir performans gösterdiğimi hatırlıyorum ki zaten o yaşlarda meyve rolü oynatılacak hiçbir çocuğun da metod oyunculuğu uygulasa dahi bu rolle bütünleşebileceğini zannetmiyorum. allaha şükür benim o olayın tahrip edici etkilerinden sıyrılmam çok zor olmadı. zira o gün şeftaliyi ve karpuzu canlandıran arkadaşlar yerli malına küsüp de yabancı sermayenin en büyük yandaşları olmuşlardı.
  • ben cikita muz olmustum; tokat manyagi yapmislardi.

    lan o yasta ne bileyim ithal muzun anamur muzundan farkli oldugunu? maymun muyum ben? hayret bir sey.
  • incir çekirdeğini dolduramamaktır.

    incir olmuştum ben de. "inci inci incirim" gibi şimdi anımsamadığım iğrenç birşey söylemem gerekiyordu. yanımda sayın ceviz, sevgili üzüm ve o kayısı öyle bekliyorlardı sıralarını. hebele hübele diyemedim ne diyecektiysem ve kayısı öne bir adım atıp şu anonsu yaptı:
    - incirlerimiz kara, kaysılarımız turuncudur!

    kayısı kurusu o hatuna selam ederim... çok incinmiştim.
    not: sayın ceviz sana yar olmadı ya; ohhh canıma değsin...

    ve tam da mevsimi gelmişken turfandadan;
    (bkz: muzlu yıllar)