şükela:  tümü | bugün
  • vedat milor'un şarapçı bizleri üzdüğü acımasız söylemdir.

    ancak yerli üreticileri sağan, derdi şarap değil cebi olan tüm şarapçılar şuan sosyal medyada karalama çalışmasına başlamış durumdalar.

    bu insanlara dikkat ediyorum da yerli şarapları asla ama asla eleştirmiyolar. bu mu geliştirecek yerli şarabı?

    500km ötede sofra şarapları bizim yerel üreticilerin iyi şaraplarının 3te1 i fiyatına satılıyor. ben de hayatımın yarısınj yurt dışında geçirsem açık söylüyorum o fiyatlara o şarapları içmek yerine su içerdim.
  • şarabın ve şarabın tanrısı dionysos'un ana vatanı olan anadolu'da duyulması üzücü olan ifade.
  • kastettiği elbette ki tüm yerli şaraplar değil. zaten biraz önce baktım büyülübağ üzerine adını koymuş.

    ancak yerinde bir genellemedir. berlin'de 5 euro karşılığı satın aldığım ortalama bir sofra şarabı, türkiye'de premium diye satılan ürünlerden çoğu zaman daha lezzetlidir.

    bu arada döner de berlin'de daha lezzetli ve kaliteli.

    genel olarak üretim konusuna yaklaşımımızda bir gariplik var sanırım.

    (bkz: acı ama gerçek)
  • "ama çal-bekilli-güney yöresi şarapları hariç" diye devam edilmesi gerktiği unutulmuş olan yüzde elli doğru beyan.
  • bağlar ile imalathaneler arası uzak. bağlar eski değil. en eskisi 100 yıllık ya var ya yok. avrupa gibi 600-700 yıllık bağlarımız ve anaçlarımız yok. modern bağcılıkta ise hala emekleme aşamasındayız. millet daha yeni yeni amerikan anaçları öğreniyor. filoksera hala koca bir tehdit olarak tepemizde duruyor. terbiye sistemleri alelusul yapılıyor. goble ve guyot terbiyeyi her tür üzüme uyguluyoruz. çeşit buna uyumlu mu, aromaya etkisi nedir, duvar veya çardak gibi sistemlerle verim-kalite artar mi vs hiç araştırılmıyor. ilaçlamalar kafaya göre bol bolamat yapılıyor. yapılan her işlemin üzüme aroma verdiği ihmal ediliyor. hasılı tek düze ilerliyoruz. sonra maya konusunda cahilin önde gideniyiz. binlerce yıllık kültürden geriye bir maya bile kalmaz mı? yok. meşe ormanlarımızın ise asla kıymetini bilemedik. fıçı yapıp servet kazanmak yerine taşfırınlarda ekmek pişirip ormanları yaktık.

    en fenası ise günah-sevap mevhumu. elazığ’da diyarbakır’da bağlar köklendi yokedildi. tokat’ta narince bağcılarına şaraphanelere üzüm satmayın deniliyormuş. 1,5 kilo üzümün edeceği 5-6 tl. 1,5 kg üzümden 70cl şarap çıkar. biraz emekle şişesi en kötü 60-70 liraya satılır. ama günah denen algı ortaya çıktı mi herkes geri adım atıyor.
    sonuç olarak, toplandıktan sonra ne kadar okside olduğu bilinmeyen; kaç yıldır kullanıldığı belli olmayan çelik kazanlarda harcıalem mayalarla fermente edilen; dinlenme durultma işlemlerinin ağar topar yapılıverdiği ve meşe fıçı yüzü görmeyen şaraplar ortaya çıkıyor. yerli ırk üzümlerimiz aslında fena değil. ama nedense kara dimritler köklenip, yerine merlot veya şiraz ekiliyor. bu toprağa ait olanı geliştirme yerine, başka topraklarda iyi olanı alıp buraya dikme kolaycılığından sonuç bekleniyor.

    milor’a haksız diyemem. bağlarımızın en az 100 yıla ihtiyacı var.
  • haklı bir açıklama . bizim şaraplarımız üzüm suyundan öteye gidemez.
  • yerli tütün yerine sahte corç karailyas içerim.
  • daha demincek, yıllar geçse de demincek midyat şarabı içtim, daha doğrusu süryani şarabı içtim. sürgün edilenlerin bağbozumunda...

    su içmeyi, susarken tercih ederdim.
    şarap başka şeye tercih edilemez. bunu en iyi şarap sevicileri bilir.

    buraya hafız-i şiraziden bir söz bırakayım;

    aşk yolunun pir'i seni şaraba yönlendirince
    iç ve allahın rahmetini bekleyen ol'