şükela:  tümü | bugün
  • adıyla ironi içinde, ihalelerine bildiğim kadarıyla 2013 yılında başlanan samsun'dan artvin'e kadar uzanan yaylaları birbirine asfalt yolla bağlama projesi.

    asfalt yolla bitmeyeceği de herkes tarafından görülebilecek bir gerçek. oraya yol yapıldı mı petrol istasyonundan tut birçok sayıda otele kadar her türlü rantın gelişmesine izin verilecek ve yaylalar yok olacak. 2014 şubat ayında varlığından haberdar olduğum bu projenin ihaleye verilme aşaması kaçırıldığı için biraz da daha güzel bir şey çıkaralım isteğiyle change.org'da kampanya başlatmayı erteledikçe ertelemiştik. bugünlerde bir kampanya başlatılmış: https://www.change.org/…al-a-ve-yeşile-dokunulmasın aslında hiç de geç değil imzalamak için. sadece bazı zorlukların bilinmesi gerekiyor:

    1. ihaleler birçok farklı taşerona kilometrelere ayrılarak bölük pörçük verildiği için mücadeleyi zorlaştırıyor.
    2. yaylalarda yaşayan insan sayısı az olduğu için insanların o anda bulunamayabildiği alanlarda çalışmalara çoktan başlandığını duydum. mücadele için kalabalık olmak ve her alana yayılmak lazım.
    3. alan çok büyük. samsun'dan artvin'e kadar düşünün. yerel örgütlenmeler şart ve çok önemli.
  • ekosistem kavramından bihaber, karadeniz yaylalarını yalnızca karadeniz'de yaşayan insanlara ait sanan zihniyetin oh olsun onlara diyerek desteklediği proje.
  • bir karadenizli olarak desteklemediğim kampanya. tüm çocukluğumun geçtiği plajlar artık otoyol oldu. hala akp her sandıkta %50 çıkıyor. şimdi de yaylalarını alsınlar ellerinden ve belki akıllanırlar.

    kendini düşünmeyeni ben neden düşüneyim?

    p.s: çevre adına samimiyetle çok üzgünüm.
  • (bkz: #52318429)

    öncelikle; iş makinaları durduruldu

    parça parça yürütülmeye çalışılan projedir. yol genişletme çalışması adı altında sürdürülmeye çalışılmaktadır. geçtiğimiz günlerde kavrun-samistal arası yapılmak istenen yol, çamlıhemşinlilerin karşı çıkması ve direnmesiyle durdurulmuştur.

    iktidar ve yanlılarını, bölgedeki halkla bir tutup yöre halkının bu yolu istediğini düşünenlerin, yapılmasını istediği projedir. kaldı ki, dokap tek tek yayları gezip yayladaki insanlara; biz bütün yayla yollarını birleştireceğiz, siz ister misiniz, ne düşünüyorsunuz dememiştir. bölge halkının ruhu bile duymadan proje ihalelerini vermiş, halktan kaça kaça çalışmalara başlamıştır. tıpkı hes projelerinde olduğu gibi...

    o zaman nasılsa akp %41 oy aldı, türkiye' deki insanların çoğu akp' ye oy verdi, bu yüzden başlarına ne gelse müstahak diyelim, hiçbir şekilde, hiçbir şeye karşı çıkmayalım, olan olsun. bize ne hem, biz oy mu verdik akp' ye deyip, kenara geçip oturalım.

    "karadenizliler, 13 yıldır verdikleri oylarla ülkenin ve kendi bölgelerinin talan ve yağmasına göz yummuş hatta çanak tutmuşlardır" şimdi oh olsun demek; soma katliamından sonra hala akp' ye nasıl oy çıkıyor aklım almıyor, ne halleri varsa görsünler demekten farksızdır. rize'deki herkes akp' ye oy veriyor, oh olsun demek; köyünde, hesi istemeyen köylüler, jandarma tarafından darp edilince mutlu olmak gibi bir şeydir. üstüne bir de köylüler 30 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanınca beter olsun demenin başka bir yoludur.(bkz: şimşirlideki hes mücadelesi ayrıca bu, benim verdiğim oyla dağdaki çobanın oyu nasıl bir olur demenin de başka bir biçimidir.)

    jakoben tavrınızla, aman bana ne, çok da tın diyebilirsiniz tabii ki, elin yaylasından size ne! ama iyi oluyor, yapsınlar demek; hesçiler gelmesin diye aylarca gece gündüz nöbet tutan köylüye küfür etmektir. daha yeni yayladaki dozerin önüne geçip, yeşil yol projesinin ilk ayağını durduranlara hakaret etmektir. verdikleri mücadeleyi küçük görmektir...

    yaylaya hiç çıkmayan, ufuktaki güneşi seyretmeyen, ineklerin tangal sesini duymayan, yayladaki bok kokusunu bile koklamayan insanların; gelip iyi oluyor, bana ne yaylalarından demesi; yaylaya araba yolu bile istemeyen biri olarak ağrıma gidiyor. bence bizi o kadar da küçümse güzel kardeşim. (bkz: ye$il yol' a dur de!)

    not: dağdaki çoban.

    edit: bkz düzeltmeleri.
  • 2008 yılının ağustos ayıydı. iki arkadaş, kaçkar dağlarını 1 hafta boyunca yürüyerek aşmış; erzurum tarafından tırmanıp rize tarafından inmiştik (bkz: trans kaçkar)

    bu düşsel yolculuğun her bir günü kendi içinde başlı başına birer yolculuktu zira birbirinden tamamen farklı deneyimlerden oluşuyordu. bir gece 3 bin küsur metrenin ıssızlığında sağanak yağmurla yıkanan çadırın içinde, düşen her yıldırımda korkuyla irkilirken, diğer bir gece bir yayla kahvehanesinde soba başında sıcacık bir güvenle uyumuştuk.

    son gece kaldığımız hazindak yaylasında, konuk olduğumuz bir yayla evinde geçirdiğimiz bir kaç saat ise; bu cilalı projenin neden yapılmaması gerektiğinin sessiz, sezgisel ama bilgece bir açıklamasıydı sanki: elektrik olmayan bu yaylada tek katlı ahşap bir evde gaz lambası ışığında oturmuş, kuzinede demlenen nefis çayımızı yudumlarken yöreye özgü çok lezzetli hamurişlerini iştahla mideye indirmiştik. bu harika ikrama eşlik eden tatlı sohbet, bu yüzyıla ait olmayan mekanın düşsel atmosferi ve yaylanın derin sessizliğiyle birleşince; şehirlerde çok uzağında yaşadığımız "huzur"un gerçek tanımına ulaşmıştık. bizi konuk eden insancıklar da bu huzurun üzerine titriyorlardı, bu yüzden de yaylalarına ne yol ne de elektrik istiyorlardı...

    şehre döndüğümde ciddi bir adaptasyon sorunu yaşadım zira şehir ilk kez gözüme kocaman bir "çöplük" gibi görünmüştü.

    ...ve istemiyorum şimdi, bu çöplüğün o huzur ülkesini de kirletmesini...

    (bkz: yeşil yol)
    (bkz: karadeniz yaylalarını birleştirme projesi)
  • (bkz: vur joker vur)

    öncelikle, çok heyecanlıyım lan. çünkü hayatımda ilk defa a.k. partisini destekliyorum.

    doğa katliamına karşı çıktık terörist olduk. en başta da bu yörelerin halkı tarafından öyle yaftalandık.

    soma'ya üzüldük, destek olduk elimizden geldiğince, adamlar gitti yine akp yancısı oldu. ermenek desen ona keza.

    şimdi sıra karadeniz'i katletmeye gelmiş. sikimde olur mu aga? orada tek bir ağaç bırakırsanız adam değilsiniz. yetmez ama evet! nükleer santral da yapın.

    ------

    bu projeye karşı çıkanlar da almanlardır. oyuna gelmeyin. onların otobanlarını kimse kullanmayacak bu projeden sonra. o yüzden çekemiyorlar otobanlarımızı. aynı üçüncü havalimanı gibi.

    ------

    her şeye rağmen, yine de bölgenin ağaçlarına ve hayvanlarına üzülürüm ama insanları zerre sikimde değildir. inceldiği yerden kopsun.

    ayrıca (bkz: isengard anadolu'da muhafazakar talan ve bilanço)
  • bütün karadenizlilere oh olsun diyebilirsiniz...
    ama hepsi bir yana sadece ve sadece kazım koyuncu'nun anısı ve hatrı için bile karşı çıkmamız gereken yol!
  • karadenizlileri ve karadeniz'i haklarında yalan - yanlış atıp tutmak dışında hatırlamayanların, insanları tanrının unuttuğu dağlarda çaresizlikleriyle baş başa bırakıp sonra da yargılayanların desteklemekte serbest olduğu proje.

    karadeniz'deki egemen milliyetçi / muhafazakar yapının olası kökenleriyle ilgili tarihsel / toplumsal bir değerlendirme için bkz: http://devrimcikaradeniz.com/…icleri-ve-fenerbahce/

    sahi bir insanın oy verdiği partinin yaptığı her şeyi sahiplendiği var sayılıyorsa, o zaman yerel seçimlerde sarıgül'e basıp geçenlerin, onun parçası olduğu tüm o kirli mafyatik rant ilişkilerini onayladığı anlamını mı çıkartmalıyız mesela, var mı böyle bir dünya?!
  • savaşlar niye çıkar sorusunun cevabına bir örnek olan projedir.
    savaş rüzgar gibidir, dengeleyicidir. bir bölgede çok hava varsa ve bu fazla havayı tutacak bir engel yoksa buradan daha az hava olan yerlere havanın hareketi rüzgarı oluşturur.
    savaş da bir grupta fazla olan varlığın bunu yerinde tutacak yeterince güçleri yoksa başka gruplara hareketidir. bir yerde savaş çıkıp çıkmayacağını tahmin etmek kolaydır. insanlara ve sahip olduklarına bakarsın ve güçleriyle doğru orantılı bir varlığa sahip olup olmadıklarını hesaplarsın. eğer sahip oldukları güçlerine oranla fazlaysa saldırıya uğrarlar, az ise varlığı gücünden fazla olan gruplara saldırırlar. bu kadar basittir işte. milyarlarca varil petrolün üstünde oturan üç kabilenin bu serveti elinde tutmasını beklemezsin mesela. güçsüz bir toplumun kıçının altında servet değerinde maden bulunması bu yüzden kötü bir haberdir. güçlü ülkelerin hiçbir zaman rahat durmaması bu yüzdendir. güç pahalıdır, dengeleyecek varlığa sahip olmazsan zamanla eriyip gider. tarih gücünü yeterince varlıkla besleyemeyince zayıflamaya başlayan ve sonunda da yıkılan toplumlarla dolu.
    maalesef insanın doğasında sen orada doğdun ve orada ne varsa senin hakkın içgüdüsü yok. güçlü bir ülke sırf sen kıçının altında zenginlikle doğdun diye ekonomik, askeri, siyasal, toplumsal kaderini sana bırakmaz.

    karadeniz'e ne olacağını da tahmin etmek kolaydır. gider bakarsın bölgeye ve varlık olarak ederine. oradaki insanların birikimine, organizasyonuna, düşünme yetilerine yani gücüne de bakarsın. ve oranlarsın. hangisi ağır basıyorsa ona göre geleceği görürsün. eğitimsiz, organize hareket edemeyen, dini ve siyasal propagandaya boyun eğen, fakir yani güçsüz bir toplumun paha biçilemez değerdeki bir coğrafyayı elinde tuttuğu görülmemiştir. iyi eğitilmiş, varlıklı, tecrübeli, genelin menfaati için özelinden vazgeçip toplu hareket edebilen yani güçlü bir toplumun da elindekini kaybettiği olmamıştır. kısa süreler için kaybetseler de geri almış ve yeniden inşa etmişlerdir. buna göre herkes kendi yorumunu yapsın karadeniz bölgesiyle ilgili.

    günümüzden örnek arayan korsika adasındaki mücadeleye bakabilir:
    çok değerli bir coğrafyada yaşayan ve anakaradan dil ve kültür olarak farklı, izole bir toplum.
    doğal kaynağı sadece turizm olan ve sanayisi olmayan bir bölge.
    yetişmiş nitelikli nüfusunu sürekli göç veriyor.
    mafya ve büyük şirketler doğal kaynakları kontrol etmek ve turizme açmak için yerel halk ile savaş halinde. fransa hükümetinin adadan turizme açılıp para getirmesinden başka bir beklentisi olmadığı o yüzden mafya ve şirketlerin baskısını el altından desteklediği en azından göz yümduğu iddia ediliyor.
    yerel yöneticilere yapılaşma izinleri karşılığında milyonlarca euro rüşvet teklif ediliyor, kabul etmeyenler tehdit ediliyor ve saldırıya uğruyor. boş tehdit vb değil direk öldürücü saldırılar yapılıyor. yaralanan, ölen, aile üyelerini kaybeden belediye başkanı, yerel yönetici vb çok.
    ve korsika'lılar topraklarını "iş" ordusunun işgalinden korumak için savaşıyor. 21. yüzyılda bir delikanlılık hikayesi. bir koyda inşa edilmek istenen marina projesini onaylamadığı için tehdit edilen, evi yakılan, karısıyla boşananan belediye başkanı ange-pierre vivoni gibi delikanlılar ve onların karşısındaki büyük paranın savaşı.
    14. dakikada görüp dinleyebilirsiniz kendisini:
    https://www.youtube.com/watch?v=4dguu0her4q

    yani bu dünyada güzel topraklarda doğup orada mutlu yaşamak diye birşey yok. bedelini ödemeden tek bir nefes bile aldırmazlar insana. kimi toplumlar bunu önceden bilir, bilmeyenlere de zorla öğretirler.
  • istanbul da akp'ye oy veriyor, gezi parkı'na da gitmeseydiniz o zaman.. beter olsunlar deyip yayılsaydınız rahat koltuklarınıza.. bu neyin kafasıdır? karadeniz'liler hökömet yanlısı, vurun kahpelere öyle mi?
    orda insanlar yıllardır bir sahil yolu, bir dereler için savaş veriyor, yok mu destekleyen tabi ki var ama her yerde öyle değil mi zaten.. bazı hes projeleri iptal edildi, tirebolu, ordu, ünye gibi merkezler sahil yolu savaşını kazanıp o yolu tünellerden geçirdiler mesela.. zaten devletin tarım politikalarından sebep insanlar yıllardır köyünü, yurdunu terk etmek zorunda bırakılırken orada kalan bir avuç yayla insanına, geleneklerine, doğaya, dünyaya bu yapılacak olanı reva görmek aynı kafanın laciverti olmaktır..
    adı geçen yaylalarda yüzyıllardır insanlar, hayvanlar, bitkiler, gelenekler yaşıyor, bir kültür yok edilecek ve bunun geri dönüşü olmayacak..
    90 yaşında kadınların, bastonuyla dedelerin korkusuzca kepçelerin önüne dizildiği bir coğrafyadan bahsediyoruz, bu kadar kolay harcamayalım.. ayrıca doğa hepimizin, o cennete bir gün yolunuz düşerse yemyeşil patikalardan değil de duble yollardan gitmek zorunda kaldığınızda sizin de gözleriniz dolacak..!!