şükela:  tümü | bugün
  • engin ardıç'ın bugünkü yazısının başlığı.

    --- spoiler ---

    yeşilçam "matah" bir yer değildi benim arslan oğlum.
    "lumpenlikten" bir türlü kurtulamadı, "alaylılar" elinde kaldı...
    oradan yıllarca ekmek yemiş yüzlerce lumpenin emeğine elbette saygı gösterelim ama bir sinema gerçeği olarak "yeşilçam"a değil.
    kullandığı teknoloji geriydi. "dolly"yi, "şaryo"yu, "bum"u bile nice sonra reklamcılardan öğrendiler. becerip de bir "travelling" bile çekemiyorlardı, ellerinde ray yoktu ki...
    "dublaj" denilen çağdışı kabızlık, iyi fotoğraf veren ama konuştuğu zaman iki cümleyi bir araya getiremeyen yıldızlar yarattı! yeşilçam bir türlü becerip de "aktüelses" çekimine geçemedi.
    sermaye birikimi yoktu. filmleri, taşra işletmecileri "ısmarlama üzerinden avans" yöntemiyle finanse ediyorlardı. filmler de tabii onların "zevkine" göre yapılıyordu.
    --- spoiler ---

    https://m.sabah.com.tr/…yesilcama-saygi-gostermeyin
  • sonunda göte göt diyen birileri çıktığını gösterir. klişeler aşırı komik çekimler alın size yeşilçam. hepsi olanaksızlıklardan tabii ki de ama boşa değer yüklemeye gerek yok.
  • siz kim köpeksiniz ki burada yeşilçam'a saygısızlık yapıyorsunuz? türkiye'de gurur duyulacak şeylerin başında yeşilçam sineması ve emekçileri gelir. yeşilçam'ın bir kimliği var, kendine has bir üslubu var. bahsedilen teknik konular tamamen imkan ile ilgili şeyler.
    sevmek zamanı, umut, otobüs, kara çarşaflı gelin, yol, tosun paşa, şekerpare ve hababam sınıfı gibi kült filimlere laf atan insanlar kusura bakmayın, bir boktan anlamıyordur.
    edit: imla
  • engin ardıç her şeyden bu kadar nefret edecek kadar ne yaşadı acaba. çocukken topu inşaata mı kaçtı nedir.
  • bozuk saatin doğruyu gösterme olayı.

    duygusal tepkiler vermeye hiç gerek yok. türk sineması birkaç istisna dışında her daim vasatın altında seyretmişse sebebi vıcık vıcık yeşilçam romantizminden başka bir şey değildir. aynı çapsızlık bugün dahi köklerini yeşilçam'dan alarak devam ediyor.

    uzun uzun düşünmeme gerek bile olmadan son izlediğim filmi örnek vereyim. contratiempo diye bir ispanyol gerilim gizem filmi. film olduğu için oyuncu ve çalışanlara biraz daha yüksek paralar ödenmiştir. onun haricinde, bizim memlekette çekilen ağalı konaklı dizilerin bir bölümlük bütçesini aşmaz. ne öyle 100 milyon dolarlık cgi var ne onlarca lüks araba haşat edilmiş ne de milyonlarca liralık setler kurulmuş. toplam 4-5 tane iyi oyuncu ve eli ayağı düzgün bir kurgu ile ortaya gayet seyirlik, evrensel düzeyde kabul gören bir film çıkmış.

    mesele para falan değil yani, hiç kimse kendini kandırmasın. bir avuç kafası çalışan, özgün bir iş çıkarmaya çalışan senarist; iyi bir yönetmen ve kamera arkası ekibi ile oyuncu kadrosu olunca iyi film çekip ses getirecek kadar para her zaman var. yeter ki sizin derdiniz iyi bir film çekmek olsun.

    kısacası, sanata ilgi gösterilmeyişi veya bütçe bulmaktaki zorluk memleket sinemacılarının vasatlığını aklamaz.
  • yeşilçam sineması kaybolmuş gibi konuşuluyor. fakat hiçbir yere gitmedi. dizilerde hala bizimle.

    bugünün televizyon dizilerini 70'lerin yeşilçam filmlerinden daha iyi yapan* tek şey daha pahalı kameralar kullanılması ve post teknikleridir. yani ekonomi ve yeni zamana dayalı teknik bir üstünlükten söz ediyoruz. anlatımda düşünsel bir üstünlük ya da üslup farkı yok. 50 sene önce ne vardıysa hala o var.

    bugünün üretimlerinde tek fark yerleşik internet kültürünün getirdiği leş olma durumunu da tüm iğrençliğiyle dijital filme yansıtıyor olması. dizilerdeki herkes instagram kızı. yeşilçamda ayrı dünyanın insanları olmak kötüydü, arabeskti. burada ayrı dünyanın insanları olmak orta/alt sınıf kızın holding sahibiyle 143 bölüm cinsel gerilim yaşaması ve sonunda erkeği elde etmesi.
  • engin ardıç'ın doğru ve haklı tespitidir. engin ardıç'ı siyasi duruşundan ötürü tasvip etmiyorum. ancak birkaç yabancı lisan bilmesi, kültürel donanımı,tahsil hayatı, gazetecilik geçmişi ve gezip gördüğü yerler düşünüldüğü vakit murat bardakçı ayarında biri olduğu kolayca görülür.

    yeşilçam kötüydü. şimdiki diziler ise ondan da kötü. cahil ve çoğunluğu teşkil eden tebaya hoş görünmek için romantizmin olgusunun içine edilerek çekilen yapımlar bunlar.

    ondan sonra yabancı dizi ve film izleyenlere kızıyor, onları özenti olmakla suçluyor birileri. adam bu pespayeliğe yerli yapım diye katlanmak zorunda mıdır yahu ?

    --- spoiler ---

    sayısı günden güne artan "dizi yıldızlarından" bir genç, son oynadığı diziyle ilgili olarak "eski yeşilçam filmlerine saygı duruşunda bulunuyoruz" demiş...

    yanlış yapıyorsunuz. bu size para kazandırır ama saygınlık kazandırmaz. (bakınız "şöhret" kazandırır demedim, öyle bir "yıldız enflasyonu" var ki isimlerini maşallah kimse bilmiyor, basında tanıtılmaları gerektiği zaman "falanca dizinin bilmemkimi" şeklinde sunuluyorlar.) yeşilçam "matah" bir yer değildi benim arslan oğlum. "lumpenlikten" bir türlü kurtulamadı, "alaylılar" elinde kaldı...

    oradan yıllarca ekmek yemiş yüzlerce lumpenin emeğine elbette saygı gösterelim ama bir sinema gerçeği olarak "yeşilçam"a değil. kullandığı teknoloji geriydi. "dolly"yi, "şaryo"yu, "bum"u bile nice sonra reklamcılardan öğrendiler. becerip de bir "travelling" bile çekemiyorlardı, ellerinde ray yoktu ki... "dublaj" denilen çağdışı kabızlık, iyi fotoğraf veren ama konuştuğu zaman iki cümleyi bir araya getiremeyen yıldızlar yarattı!

    yeşilçam bir türlü becerip de "aktüel ses" çekimine geçemedi. sermaye birikimi yoktu. filmleri, taşra işletmecileri "ısmarlama üzerinden avans" yöntemiyle finanse ediyorlardı. filmler de tabii onların "zevkine" göre yapılıyordu. çünkü yapımcılar, kazandıkları parayı ya kumarda yediler, ya metreslerine kürk aldılar ya da han yaptırdılar. bu durumda oyuncular da ücretlerini nakit yerine "vadeli çek" şeklinde alırlar, bunu hemen "kırdırırlardı".. böylece "reel" ücret de düşüyor, oyuncu para kazanabilmek için senede kırk-elli filmde çalışıyordu... kadrolar cahildi.

    yeşilçam'da senarist olarak birşeyler yapmaya çabalayan orhan kemal, attila ilhan gibi yazarlar her seferinde hayal kırıklığına uğradılar. bataklıkta çiçek yetiştirmeye çalışan lütfi ömer akad, atıf yılmaz, metin erksan gibi yönetmenler, keza... duygu sağıroğlu, erdoğan tokatlı, alp zeki heper gibi "aydın" sinemacıları yeşilçam bir türlü hazmedemedi, kustu.

    onlar yeşilçam'a birkaç numara büyük gelmişlerdi. taşraya bu kadar teslim olunmasa, iyi kötü bir sermaye birikimi sağlanıp "sinemadan kazanılan para sinemaya yatırılsa", teknoloji yenilense, iyi film çekmek isteyen yönetmenlerin elleri kolları bağlanmasa... yeşilçam melodramı, italyan neo-realizm akımı gibi bir tür "türk neo-realizmine" doğru evrilebilirdi...

    bunu yapamadı, üstelik bir de pornoya yöneldi, öldü gitti. türkiye gelişmiş, yeşilçam gelişememişti. şimdi, büyük ölçüde televizyon dizileri sayesinde tabii, yeniden doğuyor.

    fakat, güzel filmler yapan ama henüz ortaya "büyük eser" çıkaramamış gençlerimiz, çok şükür "yeşilçamcı" değillerdir. tövbe, çağan ırmak hariç. o geç gelmiş mükemmel bir yeşilçam yönetmenidir. keşke kırk yaş büyük olsaydı da "babam ve oğlum"u ellili yıllarda çekebilseydi... ama ne oluyor?

    o seyirciye mendil ıslattırınca, ezel akay gibi son derece ilginç ve başarılı bir sanatçı güme gidiyor.

    nuri bilge ceylan, ferzan özpetek gibi "esas olarak avrupalı eleştirmenlere çalışan" sanatçılarımızı saymadım. hani, orhan pamuk'un "esas olarak çevirmeni maureen'e çalıştığı" gibi...

    --- spoiler ---
  • bunu yazanın da bir akp yalayıcısı olması ne yaman çelişki. yeşilçam'ın hedef kitle olarak vasıfsız kalabalıklara göz diktiği ve o saikle hareket ettiği açık ama seni ne yapacağız engin ardıç demek istediğim yazıdır. satılmış ağa!
  • yeşilçam'ın tek zengin olduğu film türü komedidir. sadık şendil, zeki ökten, natuk baytan, osman seden vs gibi sinemacıların çektikleri komedi türündeki yapımlar yada 80lerden sonra ekseriyet kazanmak üzere politik komedilerin başlıcaları çok komiktir. ancak koskoca bir sinema külliyatı olan yeşilçamda o yıllarda canım kardeşim'den başka bir tane adam gibi dram yapılmamıştır. komedi üzerine bina edilmemiş olup drama ağırlıklı bir tane düzgün film yoktur, olmaması da normaldir, çeksen kim izleyecek?

    bu ülkede sanata bütçe, kaynak, imkan ayırmak; tahammül etmek, destek vermek gibi lüks gelenekler gelişmedi. bu yalnızca burda değil amerika'da da böyleydi. adam inşaatta çalışıyor akşama kadar, akşam evde ya beyzbol izleyecek yada sitcom. kendi ailesine benzeyen bi aileye sahip bi adamın yaşamını, onun yaptığı kaynana esprilerini görmek isteyecektir. dünyası tüm gününü ayırdığı işiyle sınırlı olan adamların yaratıcı yapımlar talep etmesini beklemek doğru mu?

    sanatta yaratıcılık sosyoekonomik düzeyle doğrudan alakalıdır. engin ardıç gibi tipler yıllarca özal gibi yabancı sermaye borozanları ülkeye sızsın diye kalemlerini antene çevirdiler. bu liboşların politikaları yüzünden okul olmayan köylere walkman'ler gitti millet vizyonsuz, cahil, ilkesiz, ahlaksız, mal gibi bırakıldı.

    tecrübeli yazar bir de oyunculara seslenmiş "bu size para kazandırır saygınlık kazandırmaz."

    lan kimin kime saygısı var? hangi emeğin karşılığı var bu ülkede? hangi sanat eseri karşılığını görüyor? bu kadar konservatuvarlı müzisyen neden avusturya'ya, fransa'ya falan gidiyor da türkiye'de kalmıyor? iyi bir şey yapsan da kim saygı gösteriyor? kim saygı duyuyor?

    saygı duyma tıynetinde insan mı bıraktınız?

    son olarak, ara güler'e belgesel yapıp yapmayacağı soruluyor:

    "belgesel yapsam nolacak. oyle bir milletin içindeyiz ki bi boktan anlamıyor. oturur denize bakarım daha iyi"
  • yandaş gazeteci bozuntusu engiç ardıçkuşu, adeti veçhile gene saçmalamış. hababam sınıfı'na ''kötü roman'', rıfat ılgaz'a ''kötü yazar'' demişliği de vardır bunun.

    zamanında kendisini, meriç köyyumurtası kankisiyle beraber odtü'de yumurta ve çürük domates yağmuruna tutmuştuk. ama bu zat çeyrek yüzyıldır hiç akıllanmadı, aksine git git daha da sapıttı. saçmalamaya devam ediyor, dozunu iyice arttırıp.

    ardıçkuşu efendi.. yaşını başını aldın iyice, haddini bil diyeceğim ama sen yaşlandıkça çekilmez olan adamlar sınıfındansın. aklıselimden, laftan anlayacağın yok, bir köşesini siper alıp sağa sola çamur attığın müptezel gazeten de sen de azalarak bitersiniz umarım.

    hadi, hayra karşı.