şükela:  tümü | bugün
  • bugün feriye sineması'nda pandora'nın kutusu filminden sonraki söyleşiye katılmış ama beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğratmış genç bir yönetmendir kendisi. halbuki çok da umutlarla isteyerek girmiştim söyleşisine, ki eklemek gerek filmi de çok beğenmiştim. ama daha ilk sorudan itibaren kendisi oraya gelen insanları tersleyerek başladı söyleşiye. her soru sorana bir laf sokma çabası içindeydi sanki. ilk iki cevaptan sonra çıkanlar oldu haliyle. hayır anlamadığım, zaten şurada toplasan kaç kişi ilgilenmiş bu etkinlikle*, sinemada 10-15 kişiden fazla olunca sevinir hale gelmişiz ve bir şekilde insanlar sana değer verip, seni tebrik edip soru sormak, muhabbet etmek için oraya gelmişler, senin onları asıl iyi ağırlaman gerekirken, nedir bu afra tafra, bu ukalalık. dünyayı ben yarattım, filmim de harika, çok da zordu, hepsini ben yaptım, ama umrumda değil ister izleyin, ister izlemeyinler.. hakkaten bir yerden sonra zor tuttum kendimi bir şey söylememek için.. hayır öyle bir hissettirdi ki sanki biz hepimiz ezik insanlar topluluğu, kültürsüz, bilgisiziz, iki saattir de oturup onun filmi yerine yemekteyiz izlemişiz o da bize kızıyor eziyor.. ne diyeceğimi bilemiyorum.. neyse allahtan sonlara doğru biraz toparladı da orada kalmış 3-5 kişiye laf sokmak yerine biraz biraz sorulara cevap verdi. umarım bugünkü psikolojisi yüzünden böyle olmuştur, çünkü hakkaten güzel bir iş yapmış, daha da yapacaktır ama biraz tevazu belki herkeste olmalı.
  • araf'ı izledikten sonra "bu film bana tüm hazları yaşattı" açıklamasına http://www.hurriyet.com.tr/keyif/21533557.asp dair görüş belirtmek istediğim yönetmen.
    neden izledikten sonra; kendi oynadığı neredesin firuze filmini türk sinemasının kült filmlerinden biri diye niteleyen sönmeye yüz tutmuş pop idolü özcan deniz araf'ta iyi bir oyunculuk ortaya koymamışsa bu hazların ne tür hazlar olduğunu sorgulayacağım sanırım kendimce.
    (bkz: reserved)

    edit: evet; geç de olsa filmi izledim. ve yeşim ustaoğlu'nun araf'ındaki en kötü ayrıntının özcan deniz olduğuna kani oldum.

    filmin nuri bilge ceylan ve zeki demirkubuz arası bir tonu olmasını yadırgamadım; anlatının ve araftalığın izleyiciye geçmesi de başarılı. neslihan atagül cidden çok iyi oynamış. ama bu kadar hüzünlü gri bir filmde özcan deniz'in ne işi olabilir ki eğer yönetmenin kendisine bir yakınlığı ya da ilgisi yoksa?

    gerçi yönetmenliğine söz söylemek için yine de yeterli sebep değil özcan deniz. zira kendisi çok yerinde bir kararla özcan deniz'in hiç konuşmamasını sağlayarak, sıfır replikle dahlini planlayarak zaten özcan deniz defaktını pasifize etmiş. iyi etmiş de işte ne gerek vardır yani özcan deniz'le niye sınıyosun ki sen filmini?
  • ben bu kadının çok değil bir kaç filmini seyrettim. onun hakkında kafamda uyanan ilk şey "avrupalı" olduğu idi. şöyle açıkliyim:

    şimdi festivalmax diye bir kanal var malum. genelde festival filmlerini ülke sinemaları alternatif sesleri gösterir. işte bu kanal açıktır genelde evde. evin içinde işleniyor ya da ders vs yapıyor bile olsam ordan konuşmalar akar. doğusu da dahil avrupa filmlerinde ya da güney amerika hatta mısır iran gibi geri kalmış kültür diye yaftaladığımız ülkelerin filmlerinde bi olgunluk var. bir film yaptım diye adam illaki büyük ve görkemli bir söz söylemeye çalışmıyor bütün hayattaki dertlerini oraya aktarmaya çalışmıyor. küçük bişey ele alıyor mesela bunamış bir ihtiyar ve onun yaşadıkları ya da karşı pencereyi sürekli gözetleyen bir kadın ya da hastanede çalışan bir insan vs olay bu kadar. her filmden en fazla iki üç bazen bir etkileyici cümle çıkıyor her tarafı mesajla etkileme iddiasıyla dolu değil. öyle gösteriyor sadece. işte insan hallerine tanıklık ediyor basitçe. bu filmler de bana inanılmaz zengin geliyor. hiç görmediğim hayal bile edemeyeceğim bir bogotalı kadının kocasından ayrıldığında gittiği sefil otel mesela. sadece onu bile görmek o filmde iç dünyamın tellerini titretmeye yetiyor. işte bu telaşsızlık ve mütevazılık yeşim ustaoğlunda da var. ha nuri bilge onu da beğenirim ama o öle değil mesela. onda ben çok büyük sanat yapıyorum bakın şu anda tarzında bi kasılma ister istemez hissediliyor. çünkü doğal ritimden oldukça ağır bir ritim tutturmuş. popüler filmler ise doğal ritimden çok fazla hızlı. işte ustaoğlu bunun kararını bulmuş gibi. acelesi de yok, sanatsallık iddiasını kafamıza kakan bir yavaşlığı da. acaba neler anlatıyorum.

    bir de türk filmleri prodüksiyon kurbanı. adam mesela metroda bi sahne çekicek. metroda sahne çektik kolay mı çektik bu sahneyi. bokunu çıkarana kadar yememiz lazım malzemeyi şeklinde metro sahnesi veriyor. oysa sadece üç saniyelik metro sahneleri gördüm ben ve çok etkileyiciydi. keza adam evin içini öle bi hazırlıyo ki eşyaları tek tek döneme göre seçiyo ama bizim kafamıza kakmıyor bakın görün boşuna mı uğraştık gibilerden. türk filminde buna hasretiz.

    yine de beğendim tamam hoş ama beni rahatsız eden bişey de var filmlerinde . onu şu an tanımlayamıyorum belki daha çok filmini izledikten sonra
  • --- spoiler ---

    ''gelecekle ilgili bir umut kurmak istiyorsak, bugünümüzle geçmişimizle de barışmalıyız.

    bugün ürettiğimiz bütün korkular, paranoyalar,korkunun bizi bu kadar esir alması, idare ediyor olması; bizim geçmişimizle ilgili problemleri çözemememize de bağlı bir anlamda.

    ne kadar açık, ferah bir toplum olmak istiyorsak her şeyi de o kadar açık yakalamalıyız.hiçbir şeyi örterek rahat edebileceğimizi zannetmiyorum.''

    --- spoiler ---
  • nuri bilge ceylan, zeki demirkubuz ve yeşim ustaoğlu.

    90'lardan beri bizi pataklıyorlar. demirkubuz belden aşağıya vurur, hakemden yardım isteyecek ne halin kalır ne de yüzün. nuri bilge psikolojik vurur, içine doğru patlarsın. yeşim ustaoğlu hayati yerinden vurur. hayatta kalmak için filmle hesaplaşman gerekir.

    hepsini çok severim ama ustaoğlu'nun yeri başka.
  • 12. ucan supurge film festivali kapsaminda bir soylesi vermistir. bu soylesisinde kullandigi dil, buram buram erkeklik kokan bir dildir. oyle ki, izleyicilerden birinin "toplumsal cinsiyet" ile ilgili sorusunu tamamlamasina bile izin vermeden "ben bu tip sorulardan rahatsiz oluyorum." diye itiraz etmistir. konusmasi sirasinda "harbiden" ve "eyvallah" gibi eril ifadeleri bol bol kullanmistir. kendisine sorulan sorularin bir bolumune kucumsercesine, tepeden bakarcasina abuk sabuk cevaplar vermistir. trabzonlu kadinlarin en azindan "medyatik" olanlarinda bu erilligi gormek mumkundur. (bkz: nuray mert)

    bu ornegi inceledigimiz uzere goruluyor ki, film yonetmenlerinin tumunun yontulmus insanlar olmalarini beklemek ham hayaldir. bir yonetmen gercekten isini hakkini vererek, iyi yapiyor olabilir. baska meslek gruplari icin de soz konusu olabilir bu. ancak isini iyi yapan bir insan, beklentilerin cok 'altinda' bir uslupla konustugunda, hayal kirikligi yaratmaktan baska bir sey yapmaz.
  • 'sırtlarındaki hayat' belgesel filmi ücretsiz izlenebilir. tavsiye olunur:

    https://www.istanbulmodern.org/…aki-hayat_2438.html
  • mesafeli, net, derin bir kadındır. film çekeceği zamanlar sigaraya başlar, sonra bırakır.
  • 2017'nin en iyi yönetmen kategorisinde altın lale ödülü'nün sahibidir. tereddüt filmiyle...
  • güneşe yaptığı güzel yolculuk sonrası ulu basınımız tarafından görmezden gelinen; ama pandoranın kutusu'nu açmasıyla aynı basın tarafından -buna, kendine sol diyen basın da dahildir- peşinden koşulmaya başlanan içi güzel, dışı güzel kadın.