şükela:  tümü | bugün
  • inceldiği yerden koparmayı bilmeyendir yıkıcı.
  • gecekondulari yikmakla gorevli isciye de denir halk arasinda..
    ve metin altiok anlatir onlari:

    "ve evin yüzü burkuldu
    bir kıpırtı vardı sakaklarında.
    yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar.
    kiremitleri topladılar birer.
    tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri
    ellerinde keserler.

    anımsar misin denize karsı oturmuştuk.
    ikimizde arkamızı dönmek istememiştik kıyıya.
    susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla.
    iki sevgili vardı yan masada;
    umurlarında bile değildi deniz,
    alınları birbirine değecekti az daha.

    yıkıcılar geldiler,
    çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını.
    kör gözleri ve açılmış ağzıyla
    kaldı temelleri üstünde umarsız ev.
    sıra balyozlardaydı artık,
    çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için.

    benim göğüs kafesimde bir iskete,
    iskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime.
    sıçrayıp duruyordu oradan oraya,
    duyuyordum kıpırtısını içimde.
    bir bulut geçiyordu senin gözlerinden.
    oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsın göğünle.

    yıkıcılar geldiler;
    düştü gürültüsüyle yüzü köhne evin,
    göründü bazı odaları ve iç duvarları.
    ayni renklerle boyanmış sofası, isli mutfağı.
    bir kesit kalmıştı geriye simdi o evden
    eski bir yaşantıyı simgeleyen

    çıkıp yürümüştük kıyı boyu
    benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle.
    oysa sen yürümeyi sevmezsin.
    nasılda değişmişti görünüşü
    yillardir görmediğimiz kentin
    yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin.

    yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları.
    yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı.
    iş araçlarında artık,
    bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı.
    ve temizleyecekler kazılan yerlerde
    bizden kalan balçığı."
  • kaç kilo vermek istiyorsanız, tartılacağınızda baskülün ibresini -3 -5 ayarlayın, çıkın üstüne. tahmin ettiğiniz kiloya ya indimiz, ya yaklaştınız. ondan sonra yapıcı veya yıkıcı kilosal etkinliklerimize devam!

    insanda haset var, hınç var, terk ediliş, diğer hayvanlardan apayrı oluş var. birbirimize öfke gösterdiğimiz kadar hayata, doğaya da öfke göstermekteyiz. hz. süleyman gibi hayvanların dilinden anlayan insanlar bile ara halka, ne o ne o. yıkıcı, benden sonra tufan, ben yoksam* hiçbir şey olmasın diyen insanoğlu.. kendi annesi sevse bile kendisinden çok önce olup bitmiş bir gelişmeyle hayvan ortaklığından, biteviye süregiden olmaktan çıkmış. belki insan için iki anne söz konusu. hayvan ana/doğa anadan kopmuş, insan anneyle ilişkisi de titrek. öfke/hınç bu eski kopmadan ötürü zorunlu: hayvanımsıyız ama artık özgün hayvan değiliz, kategori dışıyız. (bkz: kopuş/@ibisile)

    "diğer bir deyişle bir insanın doğasındaki görece kötülüğü fark etmesi olasılık sınırları içerisindedir, fakat gerçek kötülüğün yüzüne bakmak hem nadir hem de yıkıcı bir deneyimdir." carl gustav jung - aspects of the feminine

    (ilk giri tarihi: 17.5.2018)

    (bkz: yıkıcılık)