şükela:  tümü | bugün
  • odtü siyaset bilimini bitiren,istanbul tutkunu,bilgi stk mezunu, sıradan bir metni yaratıcı bir şahesere getirme yeteneğine sahip, siyasal ufuk hareketi yk üyesi candan insan. 300 sayfaya ulaşan lisansüstü tezini 'tez elden' bitirmesini diliyorum başka da bir şey demiyorum.
  • adina eksi sozluk'te entry girilmesinden ote tarafimdan daha nice saygi hareketini hak eden, ozenilecek derecede donanimli, kat edecek cok yolunuz oldugu hususunda cesaret kirici birikimiyle menfi hissiyata sahip olmaniza sebebiyet veren, bir bulusma oncesi " laflarima dikkat edeyim de fazla batmayalim" dedirten, bu kadar cok entellektuel kalitesine vurgu yapilmis ovgunun yaninda ve otesinde kuculdukce buyuyen erdemli insan..
  • arnavutlar birbirinden ayrılırken allah'ın nuru üzerinde olsun gibi bir ifade kullanırlar ki bu ifade kendisi için de geçerlidir ve geçerli olacaktır.* yolu açık, aydınlık olur inşallah..
  • bahsedilen yazısı şöyledir;

    başı açık kadınlar araştırması

    bu araştırma şirketlerine yürek dayanmaz. öncetürbanlı kadınların sayısı azaldı deyip herkese derin bir oh çektirdiler , şimdi bundan cayıp hayır artıyor demeye başladılar, yürekleri ağızlara getirdiler .vallahi bu sefer malezya değil, iran oluyoruz deyip baygınlık geçirenler mi, yaşasın-eyvah arasında yoğun duygu patlamaları yüzünden kalbi sıkışanlar mı, tek düze bir toplumda yaşamaya alışmış oldukları için fazla heyecandan şekeri yükselenler mi dersin, herkes bir tarafa savruldu. tüm ayılmalar bayılmalar pek amatörceydi ama. bayılma numarası yapanlar ellerini başlarına koyup dizlerini kırarak en konforlu bir şekilde kendilerini yere bırakırken, kalbi sıkışanlarah kalbim derken elleri göğüslerinin yanlış tarafında duruyordu.
    insanlık namına yine yardıma koşup, neyiniz var demek mecburiyetinde kalıyoruz amatürbanlıların sayısı artmıyor, sadece kamusal alanda karşınıza daha çok çıkıyorlar diye başka araştırmalardaki verileri ortaya koyanlara gösterdikleri, yalan söylüyorsunuz artıyor işte refleksitürbanlıların sayısı artıyor eyvah ın aslındatürbanlıların sayısı artıyor, yaşasın olduğunu düşündürüyor insana.
    yaşasın türbanlıların sayısı artıyor ,yaşasın korkularımız haklı çıktı gibi patalojik bir şey. bir tür panik atak durumu. korkularımız kurtulmamız gereken şeylerdir halbuki. korkularımıza sevinmeyiz. o yüzden de türkiye nin iran ya da malezya olmaya doğru gittiğini ispatlamak için canını dişine takmışların ruh hali ve topladıkları deliller ise memlekette hala varsa irancıların gözlerini yaşartıyor, motivasyonlarını artırıyordur ancak.
    peki neden bu kadar çok istiyorlar türbanlıların sayısının arttığının ortaya çıkmasını? ellerine ne geçecek? bu neye gerekçe yapılacak? hangi cehennemin yoluna taşlar diziliyor yine? hangi operasyon için erzak toplanıyor? yoksa yakında ataması yapılacak yeni yök başkanının gözünü korkutmak için bircehenneme hoş geldiniz partisi mi bu?
    peki yatürbanlıların sayısı azalıyormuş yaşasın diyenler.bakın korkmayın, modernleştikçe türbanlıların sayısı azalıyor, biraz daha gayret modernleşmenin şaşmaz ilerleme çizgisi böyle giderse otuz yıla kadar türbanlı falan kalmaz diyen demokratlar, liberaller?
    bunun ne kadar incitici bir şey olduğunun farkında mısınız?
    neden durup durup başörtülü kadınları sayıyoruz ayrıca. son araştırmaya göre kadınlar arasında başını örtenlerin oranı %70. yani başı açık kadınları saymak daha pratik. başı açık kadınlar üzerine bir araştırma yapılması daha kolay ve ucuz olabilir. işaret edilmenin, araştırma nesnesi olmanın, sayılmanın, yorumlanmanın, istatistik tablolarında yaşamanın, kesilip biçilmenin tadını bir de başı açık kadınlar yaşasın. hatta araştırıcının muktedir koltuğuna bu kez başörtülü kadınlar otursunlar, bu kez fokus gruplar başı açık kadınlardan oluşsun.
    hem daha faydalı bir şey olmaz mıydı bu araştırma? başörtülü kadınlar hakkında bilmediğiniz ne kaldı artık? başörtülü kadınların reikiye bakış açısını bile biliyoruz. haklarında her şeyi bildiğimiz için, gidebilecekleri fazla bir yer de bırakmadığımız için kontrol altındalar, zararsızlar. peki ya başı açık kadınlar öyle mi? haklarında hiçbirşey bilmiyoruz. ab yi destekliyorlar mı? hrant dink'in öldürülmesi hakkında ne düşünüyorlar? misyonerlik faaliyetleri için ne diyorlar? tayip erdoğan ve abdullah gül ün yahudi asıllı olduğuna inanıyorlar mı? eğitimlilerle eğitimsizlerin eşit oy hakkı olmasını savunuyorlar mı?benim babaannemin de başı açıktı dan başka elimizde nesnel veriler yok. başı açık kadınlar aramızda yaşıyorlar, kimimizin annesi, kimimizin teyzesi ama haklarında hiçbir şey bilmiyoruz. sayıları artıyor mu, azalıyor mu? bilmiyoruz bu yüzden çok tedirginiz, çok korkuyoruz. türkiye nereye gidiyor? en saygın araştırma şirketlerimizden başı açık kadınlar hakkında acil bir araştırma istiyoruz.
  • kendi mahallesinin oray eğin'i. sırf oray ve yıldıray isimleri arasındaki kafiyeden çıkmıyor bu tespit. taraf'ın fellini dvd'leri nedeniyle evimize girmesi üzere hazretin yazılarıyla bir kez daha karşılaşınca çakıyor insanın zihninde ister istemez.

    taraf gazetesi'nin arka tarafında sırf ferhat kentel gibi kendilerine yakın durmadığı için ahmet insel'e çeşitli suçlamalarda bulunmuş kendisi. ahmet insel taraf gazetesi'nden neşe düzel'e röportaj verip islamcılıkla ilgili "hıristiyan nüfus, kürt nüfusu kadar yüksek olsaydı, ümmet milliyetçiliğinin akıtacağı kan, ırk milliyetçiliğinden daha az olmazdı" gibi bir yorumda bulunmuştu. iş bu yorum üzere yıldıray bey, zaten 27 nisan'da da "12 eylül islamcıları sola karşı besledi" demişti bu ahmet insel diye çemkirmiş.

    sonra da sünni müslümanları mazlum göstermek için elinden geleni yapmış. bilenler bilir ulusalcı tayfayla uzaktan yakından alakam yoktur, ama böylesi "niye bizden değilsin"ci demokratları da ulusalcıların simetrisi olarak gördüğümü söylemeden geçemeyeceğim. yıldıray bey, ahmet insel, çok kereler tekrarladığı gibi sosyalisttir; sırf size yakın durmadığı için demokratlıktan men etmek isterseniz onu da sizin iktidarla kabaran demokratlığınıza vemek gerekir.
  • ahmet insel'in taraf gazetesi'ndeki röportajına binaen yazdığı yazı iki gündür evde okunmayı bekliyordu. ancak gece yarısı eve dönebildiğimden iki akşamdır elimi süremiyordum. neyse ki şimdi okuyabildim. buraya alıntılamalıyım ki bu mükemmel yazıdan herkes istifade etsin:

    vallahi ben akp’li değilim ama…

    türkiye’de demokrat olmayı zorlaştıran, her yere sızmış ‘en derin çelme takan’ milliyetçilik değil. o azıcık okuyup yazanın kolayca geçebileceği türden bir demokratlık sınavı . asıl kazık sınav için okuyup yazmak da çare etmeyebiliyor. hatta ne kadar çok okursan kafan o kadar daha karışıyor. demokratlığımız bu ülkede aslında en çok laiklik ve din ile test olmakta. modernist zihinlerin din algısı daha sinsi, daha az fark edilmiş bir totaliterlik kancası olarak iş görüyor. iyi niyetli bir çağdaşlık, eğitim şart konuşmasından sizi yakalıyor, bir bakmışsınız ki sırtınıza kara gömlekler giydiriverilmiş .

    severek dinlediğimiz “çokkültürlülük”, “her tarafımızı kuşatan milliyetçi söylem”, “kadınlar olmadan asla” radyosunun frekanslarına söz konusu olan dindarlar ve din olduğunda polis radyosu karışıveriyor. daha çok yakınlarda tüm demokratlık sınavlarından pekiyi ile geçip laiklik sınav kâğıdının ortasına “ne şeriat ne darbe ” yazarak sınıfta kalanlar oldu. din ve dindarla ezber dışı bir ilişkiniz olmaya görsün vatan haini, sorosçu ithamları atanların yapı sökümünü yapanlar hakkınızda “dinci, akpci, fettullahçı olmuş” terörü estiriveriyorlar.
    tüm bunları bizim gazetede neşe düzel’in ahmet insel ile yeni şafak’ta mehmet gündem’in ferhat kentel ile röportajlarını okurken düşündüm.

    hemen en baştan söyleyeyim. tüm yazı boşu boşuna baskın hoca’nın kampanyasında “ezberleri bozalım” diye bağırarak geçirmişiz. kampanyanın siyasi kanat sorumlusu ahmet insel meğerki sadece başkalarının ezberlerini kast ediyormuş bununla. “onlar ezberlerini bozsun, bizim ezberlerimizi kabul etsin” demekmiş bu.

    bizim kuşağın kendisinden çok şey öğrendiği insel’e göre “sünni müslüman türkler bu ülkenin esas sahibiymiş”. hani başörtülü kızını bile ancak yurtdışında okutabilen başbakan’ın mezhebi sünnilik. içki içmiyor, eşi türbanlı diye subayların ordudan atıldığı ülkenin sahipleriymiş sünni müslümanlar. insel bilimsel olmayı da bir tarafa bırakıp küresine bakıyor “ hıristiyan nüfus, kürt nüfus kadar yüksek olsaydı, ümmet milliyetçiliğinin akıtacağı kan, ırk milliyetçiliğinden daha az olmazdı.” talat paşa, bahattin şakir’in hangi ümmetin milliyetçisi olduğunu merak etmeye başlıyorsunuz? hâlbuki ben de küreme baktım ve onları eğer bugün yaşıyor olsalardı “akp türkiye’ye ılımlı islam getiriyor” diye dövünenler arasında gördüm.

    insel’e göre her şeyin suçlusu 12 eylül rejimi. “12 eylül islamcıları sola karşı besledi, şimdi de kendi yarattıkları canavarla boğuşuyorlar, bu kavganın bizimle bir ilgisi yok” demişti 27 nisan günlerinde en kolayından. acaba 12 eylül için de birileri zamanında “dp iktidarında yükselen islamcılığa karşı 27 mayıs darbesiyle devlet solu yarattı, sonra da kendi elleriyle yarattığı canavarı 12 eylül’de öldürdü” demiş midir acaba? kimin haddine solu böylesine laboratuar koşullarında incelemek.

    insel’i okurken zaten şöyle düşünüyorsunuz. bu ülkenin siyasetinde kendiliğinden ortaya çıkmış tek politik aktör solcular. geri kalanın hepsi derin devlet operasyonu, darbelerin piyasaya sunduğu pilli bebekler.

    en büyük kanıtımız da zorunlu din dersleri. milli eğitim’in tüm sistemi berbat, bizi bilimin aydınlık yolunda hiç yılmadan yürütmeye and içmiş diğer tüm dersler boş geçiyor hükmünde. ama o din dersi yok mu? yeşil kuşak sahibi abd’li uzmanlar tarafından en son teknolojiyle hazırlanan bu dersler öğrencileri özenle kodlayan bağnaz sunni üretim bantları gibi çalışıyor. ahmet insel hiçbir zaman göstermediği yaşı gereği herhalde bilmiyor ki memleket okullarında din dersleri insanın iki kuruşluk imanını da götüren cinsten.

    ama işte bu ülkede dindarların da kendiliğinden örgütlenip, iletişim ağlarını, partilerini, entelektüel çevrelerini kurmalarının ihtimaline bile inanmak mümkün değil. nasıl ki “sivil toplum denilen şey “ab fonları ve soros’un paralarıyla beslenen şer odaklarından ibaret ise”, bunca cemaat tarikat falan da ancak devletin desteğiyle, yeşil kuşak projesiyle falan palazlanmış olabilir, yoksa patates çuvalı gibi orda yatan halk kitlelerin dinle diyanetle de bir ilgisi yoktu.

    yani söz konusu olan din ve dindarlar olduğunda türkiye’yi en iyi okuyan entelektüellerden biri bile değişen türkiye dinamiklerini okumayı bırakıp sadece kendi bildiğini okumaya başlıyor. cumhuriyet gazetesinin ikinci sayfasında yorumu yayınlanan, ceviz kabuğu’na telefonla bağlanan herhangi bir araştırmacı-yazar ile ortak bir frekansa bağlanıveriyor. böylece “neler oluyor entelektüel ve ahlaki önderliği mi kaybediyoruz” beka kaygısı içindeki çevrelere “sakin olun, her şey kontrol altında, bunlar da kötü, sadece biz iyiyiz” mesajı mı veriliyor. yoksa etrafın mahalle baskısından bunalıp “vallahi akp’li değilim” demek mi bu bilmiyorum. bildiğim, ne derler endişesi duymadan sahiden ezber bozan bir şeyler okumak isterseniz ferhat kentel’in pazartesi günü yeni şafak’ta çıkan röportajını okumanız gerektiği. tabi “yeni şafak’ta konuşuyor işte” diyenlere yapabileceğimiz hiçbir şey yok. üzgünüm.
  • (bkz: #12481549)
  • ali bayramoğlu'nun bugünkü köşesinde yer verdiği yazar.

    "yıldıray oğur, taraf gazetesi'nde yazıyor. son dönemlerde basın dünyasına katılan en parlak ve demokrat yazarlardan birisi… "

    (bkz: http://www.yenisafak.com.tr/…2.2008&y=alibayramoglu)
  • anladığım kadarı ile tam bir özal dönemi çocuğu. ailesi kökten dp'li, babası anap teşkilatından. elbette kişiler aileleri ile yargılanamazlar ancak yazılarına baktığımızda o klasik sağ aile zihniyetini aşamamış, hasbelkader aldığı akademik eğitimle biraz demokratik retorik yapmış ortalama bir yazar. mümtazer türköne gibi bir kafa yapısı. ahmet insel'e ona buna bulaşması, çakma demokratlığı bir yana ufak bir örnek vereyim de muhakeme düzeyini anlayın:

    "oğlunun ‘şeriatçılığını’ kabul etmedikleri için nefretle andığı gazetelerden biri de alparslan arslan’ın okuyup, etkilenip, kupürlerini kesip gazete bombaladığı, danıştay bastığı vakit gazetesiymiş. karşımızda önüne totolojinin dibine vurup ‘tipik’ sıfatı bile getirilecek sıklıkta rastlanan bir “islamcı katil” profili varmış ama onu vakit gazetesi bile beğenmiyormuş demek ki." http://www.taraf.com.tr/detay.asp?yazar=33&yz=79

    "baykal’ın yerinde olsaydım, vallahi bir liderlik beklentim yok, arslan’ın cinayeti işlemeden önce okuyup etkilendiği, üzerinden kupürü çıktığı söylenen vakit gazetesinin bile katile ve yaptığına sahip çıkmamasının, “yok o islamcı olamaz, kesin bir çete işi bu” diye tutturmasının ne kadar iyi bir şey olduğunu birazcık düşünerek, susardım. "
    http://www.taraf.com.tr/detay.asp?yazar=33&yz=231

    yani diyor ki "alparslan arslan'da vakit küpürü bulundu, cinayeti türban için işlediğini söyledi ama vakit bile beğenmiyor onu."

    yani? vakit'in cinayetin ertesi günü "şanlı mücahidimiz şer yuvasını bastı islam düşmanlarına derslerini verdi" diye mi çıkması gerekiyordu? bu nasıl bir mantıktır? hayır burada alparslan arslan dinciydi, ergenekoncuydu konusunu tartışmıyorum. neymiş? vakit beğenmiyormuş alparslan arslan'ı. öyleyse alparslan arslan dinci değil. pes.
  • her yazisiyla icimi ferahlatan, ayaklari yere saglam basan, kivirmayan, yamanmayan, 'ama'siz gercek demokrat. onu okudukca turkiye'ye dair umutsuzlugum azaliyor.