şükela:  tümü | bugün
  • dün taksim'de patlayan bombanın ertesinde fırsat bu fırsat diyerek devrimcilere karşı bilmem kaçıncı taarruzuna başladı yine. tuhaf bir akıl yürütme metodu var kendisinin. saldırıyı henüz üstlenen olmamışken grup yorum ve şarkıları üzerinden devrimcilere saldırıyor, yorum'un dursun karataş'a şarkı ithaf etmesini ilginç ve kabul edilemez bulabiliyor. (haşmet babaoğlu'nun ertuğrul kürkçü'nün çayanist gelenek geldiğine şaşırması gibi bir şey herhalde bu da) ya da bu memlekette faşizm almış başını yürümüşken, bir yanda ırkçı milliyetçilik öte yanda bütün ötekilere(kürtler, eşcinseller, başörtülüler, ermeniler vs.) uygulanan düzenli zulümler, faili meçhuller, kemalist zorbalık, askeri oligarşi, polis terörü vs. bu boyutlardayken bu ülkeyi eleştirmek için "orhan yılmazkaya'nın mezarı başında anıldığı bir ülke burası" diyebilecek kadar da kendini kaybediyor.

    yüzbinlerce kürdün katledildiği bir ülke burası, karakollarda sistematik işkencelerin, tecavüzlerin yapıldığı bir ülke burası, on yıllardır sosyalistlerin hak hukuk tanınmadan sindirilip yok edilmeye çalışıldığı bir ülke burası, insanların kendi dillerini konuşamadığı bir ülke burası, bitmez tükenmez laiklik paranoyaları ve saplantıları yüzünden kadınların üniversite okuma, çalışma, sosyal hayata katılma haklarının ellerinden alındığı bir ülke burası... sabaha kadar bu örnekleri çoğaltabilirim ama orhan yılmazkaya'nın mezarı başında anıldığı bir ülke burası demeye sıra bile gelmez eminim. bugün mesela mehmet ağar elini kolunu sallayarak dışarıda gezerken herhangi bir x devrimcinin bu ülkeye ondan daha fazla zarar verdiğini iddia etmek en basitinden ayıptır, günahtır. ülkenin bugün içinde bulunduğu berbat şartların faturasını devrimcilere kesmek vicdansızlıktır. devrimci mücadeleyi sadece bir şiddet retoriğiymiş gibi göstererek, o sözde karşı çıktığı resmi ideolojinin ağzı ile terör kavramı etrafında tanımlayıp meşruiyetini yok etmeye, değersizleştirmeye ve yasadışı olarak kodlayıp her türlü menfi muameleyi hak ettiğini ima etmek de ya ikiyüzlülük ya da cehalettendir.

    eğer dünyayı yıldıray oğur gibi dar bir çerçeveden okuyor, onu sistemin sana vaazettiği şekilde anlamlandırmaya çalışıyorsan, her ne kadar karşı duruyormuş gibi görünürsen görün resmi ideolojinin topluma zerketmeye çalıştığı bir tarih perspektifi ile geçmişi yorumluyorsan, ezen-ezilen dinamiği üzerine fikirlerin kapitalizmin ahlaksız kurgusunun allayıp pullayarak sunduklarından gayrısı değilse, ülkenin sorunları için her daim gösterdiğin ilk adres sosyalistlerse sen de farkında ol ya da olma sistemin ideal yurttaş profilinin gereklerini sağlıyor oluyorsun ve muhalifliğin de sana dokunmayan yılanlara uzun ömürler dilemekten mürekkep kalıyor ancak işte.

    kürkçü'yü kızıldere şiddet kültünü beslemekle suçluyor. istiyor ki bütün devrimciler nedamet getirsin, istiyor ki hepsi hataydı desin, devrimci şiddet lanetlensin. kızıldere'deki devlet terörü değil de yani erk sahibi olan, meşru şiddet tekeline sahip, kapitalist/milliyetçi egemenler değil de orada canı pahasına mücadele vermiş, beğenin ya da beğenmeyin -içeriğindeki hataları sabaha kadar tartışalım- onurlu bir devrimci kuşağın pek çoğu yargısız infaz edilmiş, hapislerde ömür tüketmiş, psikolojik travmalara boğulmuş olan üyelerini eleştirelim. kızıldere'de ya da bu ülkenin başka herhangi bir yerinde, dersim'de, diyarbakır cezaevi'nde sadece kürt, sadece sosyalist, sadece daha adil bir dünya isteyen insanları yok edilmeye çalışılırken biz bu seksen senelik tahakküm rejimini değil de devrimcileri kabahatli bulalım. bunları ciddi ciddi arzu ediyor ve genç sivillerin üç kuruşluk suya sabuna dokunmayan eylemlerinden övgüyle bahsederken yirmili yaşlarında birer birer düşen gençlerin mücadele geleneğini -komik ama- sistemin sınırları dahilinde olmadığı için eleştirebiliyor. devrimci şiddetin koşullar ve zaman dahilinde kimi zaman meşru müdafaa olduğu gerçeğini kabul etmesini beklemiyorum elbette ama sistemin göbeğinde, onun terminolojisi ve akıl yürütme metodu ile sanki onun karşısındaymış gibi de görünmeye çalışmasın bari.

    hem grup yorum-karataş mevzusunda, hem devrimci şiddet ve dolayısyla silahlı mücadele konusunda, kürkçü örneğinde ve düzenli olarak yumurtladığı nice söylemde o kadar konunun bağlamına, kendi iç dinamiklerine, vücut bulduğu şartlara, geçmişine, teorisine vs. uzak ve o kadar ondan kopuk söylemlerle çıkıyor ki ortaya ben kendimde bütün bunları kendisine tek tek izah edecek gücü bulamıyorum.

    kendi gibi düşünmeyenleri aşağılama, tektipleştirme, genelleyerek hakir görme konusunda ulusalcılardan herhangi bir farkı yok. maalesef kemalizmle ve tsk ile hesaplaşarak ve onların egemenliğini kırarak, alaşağı ederek, tek başına bunlarla ne sivilleşilebiliyor ne demokratikleşiliyor. polis terörü üzerine tek kelam etmeden, onu görmezden gelerek ya da sosyalistlerin maruz bırakıldıkları hukuk dışı uygulamaları es geçerek, övmelere doyamadığını sistemin palazlandırdığı bireysel iktidar ilişkilerinin, tahakküm kültürünün kadınların sorunlarında meseleyi içinde çıkılamaz hale getirdiğini fark etmeden, o biat ettiğiniz kapitalizmin sözde karşı olduğunuz milliyetçilik ve kutsal devlet kültünü hiç durmadan beslediğini bilmezden gelip, liberalizmin sosyal adaletsizlikler üzerine tek bir makul vaazı yokken hala yoksulun, ezilenin, kısaca 'halkın' yanındaymış gibi yaparak belki bir grup heyecanlı genci kandırabilirsiniz ama biz bu çirkin oyunu yemiyoruz abicim, haberin olsun. mucx.
  • taraf'taki bugünkü (12 şubat 2009) yazısında (yazının başlığı: demokrasi için telefon dinleyen de dinleten de şereflidir), son günlerde gündeme gelen yasadışı olarak kaydedilen veya medyaya verilen kayıtları savunmuştur.

    http://www.taraf.com.tr/makale/4003.htm

    bunu yaparken de tezine meşruluk kazandırmak için "sizi öldürme planları yapan birinin kayıtlarını duysanız hoşunuza gitmez mi?", "kenan evren'in telefonunu dinleyip 12 eylül darbesini engelleselerdi fena mı olur mu?" gibi büyük ve çarpıcı örnekler vermiştir. biz de bunlardan yola çıkacağız ve "iyi ki telefonlar, ortamlar mahkeme kararı olmadan da dinleniyor, oh ne güzel" diye sevinceğiz.

    yazının çıkış kaynağı son günlerdeki her tahliye kararından sonra patlayan konuşma bantları; bilhassa şener eruygur'un eşinin söyledikleri...

    oğur ayrıca, "evrensel demokrasi ilkelerine göre bu amaçla yapılan gizli telefon ve ortam dinlemeleri de mubahtır, caizdir hatta sevaptır." diyor.

    hukuk bilmem. usul ve esas üzerine cümleler kuramam. ama bu sivil, demokrat oğur bütün her şeyi bir birine karıştırıp resmen hukuka aykırı bir insan hakkı ihlalini pervasızca savunuyor.

    bunun bir adım sonrası, sokağa bomba bırakan adama, "bomba hangi sokakta" öğrenmek için işkenceyi savunmak olabilir mi mesela?

    ergenekon operasyonu birilerinin moralini bozarken, birilerinin iktidarını sallarken, faşist odaklar paniklerken, oğur gibilerin de dengesi bozuluyor. akıl tutulması yaşıyorlar. şamil tayyar olsun, yıldıray oğur olsun, zaman gazetesinin türlü yazarları olsun kendilerine göre yeni bir ergenekon ahlakı geliştirdiler.

    operasyon kapsamında yapılan bin bir türlü hukuksuzluğu eleştirip bu haklı davayı daha sağlıklı bir çizgiye sokacaklarına pervasızca "ulusalcılar bu başlarına gelenleri bundan önce yaptıklarına saysınlar" diyorlar. böyle hukuk olur mu? bütün pisliklere, 27 mayıs benzeri uygulamalara sahip çıkıyorlar. mahkeme bitmeden herkesi mahkum ediyorlar.

    yıldıray oğur da işte böyle insanları kendi hayatları üzerinden ve "12 eylül'ü engelleyebilirdik" diyerek ikna etmeye çalışıyor. yıldıray oğur hadi sen bu hukuksuzluğa, bu kanun dışı ortam ve telefon dinlemelerin iyi doğru güzel olduğuna inanıyorsun, bari bu fikrini kendine sakla.

    binali yıldırım'ın "suçlu değilseniz korkmayın dinlesek de bir şey olmaz" beyanatıyla ne kadar da paralel fikirler bunlar.

    evrensel hukuk kuralıdır kanun dışı kayıtlar mahkemede delil teşkil etmez ama mahkemeyi takan kim? yıldıray oğur mahkemeyi köşesinde kurmuş, hükmü veriyor.

    hukuki olmayan delilin yargısız infazdan farkı yoktur. aslında evrensel ilkemiz basit ve bir tane. hukuk her şeyin üstündedir; yıldıray oğur'un bile. bu nasıl tetikçilik arzusu, merakı. oğur, "katiline aşık olmuş insan"dan bahsediyor. kendisi de maşallah ergenekon'dan boşalacak yere talip yeni yapılanmaya aşık olsa gerek.

    ayrıca bu ne konfor anlamıyorum? sanki gün olacak devran dönmeyecek gibi. belki de gün gelecek yıldıray oğur'un telefonları dinlenecek, kendisi sabahın 4'ünde gözaltına alınacak. kafasına bastırılıp toros otomobile bindirilecek. bu ülkede hiçbir şeyin garantisi yok. bugün savunduğun hukuksuzluk gün gelir kapını çalar. haklı olsan da, suçlu olsan da ihtiyacın olan tek şey hukuk. bugün hukukun ayak altına alınmasına böyle aynalı sözlerle çanak tutarsan, o gün geldiğinde bir cümle kuramazsın. seni savunmak yine bize düşer. biz hukukun üstünlüğüne inananlara...

    son olarak... yargılanmadan infaz edilseydi abdullah öcalan için yollara dökülürdüm. eğer böyle hukuk dışı delillerle medyada kampanya yürütecekseniz, medyada tetikçilik yapacaksanız, hukukun yerini alacaksanız veli küçük için de yollara dökülürüm. normalde günde 24 saat küfrettiğim veli küçük'ün önüne geçer size karşı saf tutarım.
  • her zamanki komik beyniyle ve bir manda zarafetiyle bedri baykamın bıçaklanmasını böyle yorumlamış hümanist:
    "dünya bıçaklandıktan sonra ayakta kalma rekoru bedri baykam'ın oldu."
    artık, ar namus, haysiyet, şeref, onur, vicdan, insanlık, merhamet..... bu ve benzeri herşeyi çoooktan geride bırakmış komik... insanlık timsali...
    gergedanlaşanlardan birisidir sadece...
  • "gazeteciliği" üzerine bilinmeyen bir çok şey olan kişi.

    1 mayıs yaklaşırken hatırlamış da oluruz taraf'taki yıldıray oğur gazeteciliğini.

    2012 yılında taraf gazetesi'nde halil berktay'ın üstün çabasıyla 1 mayıs 1977 katliamının solcuların işi olduğu iddia edildi günlerce. berktay, devleti ve kontrgerillayı aklamak için epey uğraştı o günlerde.

    http://i.hizliresim.com/8mown7.jpg

    sonra topa yıldıray oğur da girdi. şimdi kanada'da yaşayan belgeselci ishak ışıtan'la telefon görüşmesi yapıp bununla ilgili bir yazı yazdı. ishak ışıtan 1977 katliamında taksim sular idaresi üzerindeki silahlı kişilerin video kaydını alan kişidir aynı zamanda.

    http://i.hizliresim.com/vbgaj4.jpg

    yıldıray o kadar ileri gitti ki yazısının başlığını demirel'in meşhur sözüne atıf yaparak adice "bana solcular adam öldürdü dedirtemezsiniz" şeklinde koydu.

    http://i.hizliresim.com/alv8zv.jpg

    bütün 1 mayıs 1977 tanıklıkları bir çırpıda komplo oldu!

    yazı yayınlanınca ishak ışıtan kendisine atfedilen sözlerin açıkça çarpıtıldığını gördü. gazeteciliğinden utandı.

    http://i.hizliresim.com/2rdw62.jpg

    ishak ışıtan şaşkındır ve anlam verememektedir. ancak unuttuğu bir şey vardır. karşısında yıldıray oğur gazeteciliği vardır.

    http://i.hizliresim.com/oj5qxx.jpg

    bu kontra yazı dizisinde bülent uluer'le de görüşüldü. o görüşme de çarpıtılarak 'ilk kurşunu sıkan maocular' manşeti atıldı. ümit kıvanç bunun üzerine, "bu manşeti atmak sadece gazeteciliğe ihanet değil, düpedüz kötü niyetliliktir" diyerek taraf'tan istifa etti.

    işte yıldıray bu karakterde bir insandır. şimdi kullanılmış bir peçete gibi atıldı. ama şerefsizlikleri aklımızda. vereceği çok hesap var.
  • "zekanız kısıtlı, izanınız az, fikirleriniz mantıksızsa yazılarınızın konuşulmasının en kısa yolu provokatif olmaktır."
    -edved, bratislava, 2010.
  • kendi mahallesinin oray eğin'i. sırf oray ve yıldıray isimleri arasındaki kafiyeden çıkmıyor bu tespit. taraf'ın fellini dvd'leri nedeniyle evimize girmesi üzere hazretin yazılarıyla bir kez daha karşılaşınca çakıyor insanın zihninde ister istemez.

    taraf gazetesi'nin arka tarafında sırf ferhat kentel gibi kendilerine yakın durmadığı için ahmet insel'e çeşitli suçlamalarda bulunmuş kendisi. ahmet insel taraf gazetesi'nden neşe düzel'e röportaj verip islamcılıkla ilgili "hıristiyan nüfus, kürt nüfusu kadar yüksek olsaydı, ümmet milliyetçiliğinin akıtacağı kan, ırk milliyetçiliğinden daha az olmazdı" gibi bir yorumda bulunmuştu. iş bu yorum üzere yıldıray bey, zaten 27 nisan'da da "12 eylül islamcıları sola karşı besledi" demişti bu ahmet insel diye çemkirmiş.

    sonra da sünni müslümanları mazlum göstermek için elinden geleni yapmış. bilenler bilir ulusalcı tayfayla uzaktan yakından alakam yoktur, ama böylesi "niye bizden değilsin"ci demokratları da ulusalcıların simetrisi olarak gördüğümü söylemeden geçemeyeceğim. yıldıray bey, ahmet insel, çok kereler tekrarladığı gibi sosyalisttir; sırf size yakın durmadığı için demokratlıktan men etmek isterseniz onu da sizin iktidarla kabaran demokratlığınıza vemek gerekir.
  • anladığım kadarı ile tam bir özal dönemi çocuğu. ailesi kökten dp'li, babası anap teşkilatından. elbette kişiler aileleri ile yargılanamazlar ancak yazılarına baktığımızda o klasik sağ aile zihniyetini aşamamış, hasbelkader aldığı akademik eğitimle biraz demokratik retorik yapmış ortalama bir yazar. mümtazer türköne gibi bir kafa yapısı. ahmet insel'e ona buna bulaşması, çakma demokratlığı bir yana ufak bir örnek vereyim de muhakeme düzeyini anlayın:

    "oğlunun ‘şeriatçılığını’ kabul etmedikleri için nefretle andığı gazetelerden biri de alparslan arslan’ın okuyup, etkilenip, kupürlerini kesip gazete bombaladığı, danıştay bastığı vakit gazetesiymiş. karşımızda önüne totolojinin dibine vurup ‘tipik’ sıfatı bile getirilecek sıklıkta rastlanan bir “islamcı katil” profili varmış ama onu vakit gazetesi bile beğenmiyormuş demek ki." http://www.taraf.com.tr/detay.asp?yazar=33&yz=79

    "baykal’ın yerinde olsaydım, vallahi bir liderlik beklentim yok, arslan’ın cinayeti işlemeden önce okuyup etkilendiği, üzerinden kupürü çıktığı söylenen vakit gazetesinin bile katile ve yaptığına sahip çıkmamasının, “yok o islamcı olamaz, kesin bir çete işi bu” diye tutturmasının ne kadar iyi bir şey olduğunu birazcık düşünerek, susardım. "
    http://www.taraf.com.tr/detay.asp?yazar=33&yz=231

    yani diyor ki "alparslan arslan'da vakit küpürü bulundu, cinayeti türban için işlediğini söyledi ama vakit bile beğenmiyor onu."

    yani? vakit'in cinayetin ertesi günü "şanlı mücahidimiz şer yuvasını bastı islam düşmanlarına derslerini verdi" diye mi çıkması gerekiyordu? bu nasıl bir mantıktır? hayır burada alparslan arslan dinciydi, ergenekoncuydu konusunu tartışmıyorum. neymiş? vakit beğenmiyormuş alparslan arslan'ı. öyleyse alparslan arslan dinci değil. pes.
  • demokrat olduğunu iddia eden kişi. yazılarında: "yasa dışı telefon dinlemelerini ve bu dinlemeleri yapan fethullahçı gladyo'yu savunan" abuk sabuk görüşlerinden anladığım kadarıyla ise demokrasi nedir, demokrat kime denir pek bilmiyor. cemaat çölünden geçimini sağlayan biri olarak kavramları çıkarlarına doğru kendince sündürerek bundan cemaati ve kendisi için bir menfaat bulabileceğini zannediyor. dahası alemi kör, herkesi de sersem sanıyor.

    sanıyorum fetokulli erbabı cemaat, medyaya servis ettiği usulsüz dinleme kayıtlarından sonra sıkıntıya girmiş olacak ki, yıldıray efendiye "bizim bu gayrimeşru, yasa dışı, illegal dinleme faaliyetimizi savunan ve aklayan şöyle cabbar bir yazı kaleme al" demişler, maşallah bu orta yaşlı ve ultra demokrat kardeşimiz de o dillere destan demokrasi (!) anlayışından örnekler vermiş, demokrasiyi ise eğip bükerek, hukuku ezip büzerek çarpıtılmış yoğun bir bilgiyle harmanlamış ve bir demokratın gayet demokrat düşünceleri olarak meydana salmış, ki kanun dışı yapılan telefon dinleme ve ortam izlemeleri, fethullahçı istihbaratçılar'ın yasadışı faaliyetleri bakın nasıl temize çekilmeye çalışılmış, allah aşkına okuyun:

    ~~~
    "birileri sizi öldürmek istiyor. ve sizin bundan hiç haberiniz yok.
    muhtemel katilleriniz toplanıp hakkınızda konuşuyor, planlar yapıyor, peşinize adam takıyor, telefonlarınızı dinliyor, bıçak mı silah mı ip mi diye karar vermeye çalışıyor. siz her şeyden habersiz günlük hayatınıza devam ediyorsunuz. ne böyle sinsi planlara aklınız eriyor ne de böyle karanlık planlara karşı koymaya gücünüz yetiyor. normal şartlarda sizi koruması gerekenlere yargıçlara, polise, askere güveniyor, hakkınızda verilmiş hükmün verileceği o melun günün gelmesini elinizi kolunuz bağlanmış bekliyorsunuz. sonra bir gün kapınızın altından bir zarf atılıyor. zarfın içinden de muhtemel katillerinizin tüm bu karanlık planlarını deşifre eden bir ses kaydı çıkıyor. biri sizi uyarıyor ve hayatınızı kurtarıyor.

    şimdi böyle bir durum karşısında siz kimi tutardınız?
    sizi öldürmek isteyen karanlık adamları mı, öldürüleceğinizi size söyleyerek hayatınızı kurtaran karanlık adamları mı?

    'birileri beni öldürmek isteyebilirler. bu konuda ciddi planlar yapmış da olabilirler. yani hâlâ hayatta olduğuma göre bu o kadar mesele edilecek bir şey değil. ama ya masumiyet karinesi ilkesi gereği hâlâ suçsuz olan muhtemel katillerimi yasa dışı yollarla gizlice dinleyip kaydeden, sonra da bunun kasetini mahremiyetimi ihlal ederek gizlice kapımın altından atanlara ne demeli? o bilmem ne tipi yapılanmaya? asıl tehlikeli olan bu değil mi?' diyen birine ne derdiniz peki?

    salaklık derecesinde saftirik?
    katiline âşık olmuş?
    ölmek için can atıyor?

    işte medyanın 'darbecileri dinleme skandalları' haberlerine bir de bu gözle bakın.

    367 krizinde nasıl devrede olduğunu hakaretlerle anlatan eski genelkurmay başkanlarının, mahkemeleri, baroları nasıl ayarladıklarını, nasıl yalancıktan ayılıp bayılıp hastanelere kaldırıldıklarını anlatan ergenekon zanlılarının yakınlarının internete düşen ses kayıtları karşısında 'yeni bir dinleme skandalı', 'koskoca paşa bile dinlenmiş', 'yaşasın yasadışı dinlemeler delil sayılamayacak', 'iletişim özgürlüğüne darbe' diye başlıklar atanlara, bu haberleri görmezden gelenlere bir de buradan bakmayı deneyin.

    ...bu ülkede demokrasi ve hukuk devleti tıpkı katillerinin planlarından habersiz yaşayan o adam kadar korumasızdır, saftır. onun aklı böyle karanlık, derin işlere ermez. kırılgandır, şiddetle korunmaya muhtaçtır. özenle ve serin yerde muhafaza edilmeli, pamuklara sarıp saklanmalıdır. hele onu koruması gereken silahlar ona karşı dönmüşse, onu koruması gereken yargıçlar, savcılar ona karşı bilenmişse yurttaşlar bu ülkenin polisi, askeri, yargıcı var demeden durumdan vazife çıkarmalı acil durum talimatlarına uyup demokrasi savunma hatlarına çekilmelidir. hatta demokratik rejimi yıkmaya yönelik karanlık planlara karşı demokrasiyi, hukuk devletini korumak bir kamu görevidir.
    böyle karanlık kumpaslara şahit olan devlet görevlilerinin bunları deşifre etmesi en birincil vazifeleri, anayasadan kaynaklanan mecburiyetleri, hatta vatani borçlarıdır.

    evrensel demokrasi ilkelerine göre bu amaçla yapılan gizli telefon ve ortam dinlemeleri de mubahtır, caizdir hatta sevaptır.

    ...bu ülkede önceden duyamadıklarımız ve olmadan bilemediklerimiz yüzünden başımıza çok büyük felaketler geldi. bu yüzden o sözün tam zamanıdır. demokrasi ve hukuk devletini korumak için o dinletmeleri yapanlar da, yaptıranlar da, internete koyup yayanlar da şereflidir." demokrasi için telefon dinleyen de dinleten de şereflidir
    ~~~

    (bkz: devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir)

    yıldıray oğur, yasa dışı telefon dinlemelerini böyle savunuyor. demokrasiyi ve hukuk devletini korumanın anayasa kaynaklı bir kamu görevi olduğunu belirtiyor, bu kamu görevlilerinin de demokrasiyi korumak için "darbe yapmayı düşünenleri tespit edebilmek amacıyla illegal olarak herkesi dinleyecebileceğini, teknik araçlarla izleyebileceğini" söylüyor. hatta bu yasadışı faaliyetin yerine getirilmesinin, devlet görevlileri için de mubah, caiz ve sevap olduğunu iddia ediyor. (dinleyen tayfa fetocu ya, o bakımdan burada dinsel figürler kullanmış).

    temel birey hak ve özgürlüklerine ne oldu yıldıray? sen nasıl bir liberal, ne tür bir demokratsın? sen kimsin ki, ne gerekçeyle ve ne sebeble olursa olsun "kanunsuz dinlemeleri helal sayan fetvalar verebilme cesaretini" kendinde görebilmektesin?

    darbe yapan, darbe sonrası abd'nin arzusu doğrultusunda "abd muhalifi" herkesi işkenceden geçiren, sindiren, susturan ve bu hakkı anayasa'daki cumhuriyeti koruma ve kollama görevinden aldığını öne süren darbecilerden ne farkın kaldı? onlar da demokrasi ve hukuk düzenini koruduklarını söylüyorlardı.

    nihayetinde bu dünya kimseye kalmaz, ki yarın iktidar el değiştirdiğinde bu yasa dışı telefon dinleme silahının karşıt görüşün emrine gireceğini ve bu defa senin sahip olduğun düşüncenin bu hukuksuzlukla muhatap olacağını göremeyecek kadar sığ görüşlü müsün?

    körlük derecesinde saf?
    telefonunu dinleyecek olana aşık olmuş?
    mağdur olmak için can atıyor?

    yıldıray, hangisisin sen?
    nasıl tanımlamalı, ne demeli sana bilmem.
  • taraf'in eski spor muduru onur yazicioglu'dan geliyor:
    "biz spor servisinde çalışırken hakan şükür’ün bir derbi öncesi 'kutlu doğum haftasına' gönderme yaptığı bir demecini eleştirdiğimizde, hiç üzerine vazife olmadığı hâlde bu yazımızı eleştiren isim önce yıldıray oğur, sonra ahmet altan oldu. istifa kararımı o zaman almıştım."
    bu sahis ve tayfasinin liberallikleri bu kadar.
  • insanda ashab-ı kehf olma isteği uyandıran bir köşe yazarı. yani keşke uyuyaydım da uyandığımda başka bir dünyayla karşılaşaydım. yeni bir baharla muhatap olaydım.

    şimdi bu fantastik liberal, daha evvel yasa dışı telefon dinlemelerini savunmuş, fethullahçı istihbaratçılar'a kol kanat germişti: (#17920466).
    şimdi ise devlet içinde çöreklenmiş yasa dışı bir çetenin rezilliğini aklamaya ve fethullah gülen cemaati'ni paklamaya çalışıyor. (bkz: kirli devleti teşhir için sahte belge üretmek).

    bence gerçek değil bu kişi. insanları bu kadar gerizekalı yerine koyan bir zihniyet gerçek olamaz. evet. yok böyle biri. hatta roni margulies, rasim ozan kütahyalı, mehmet metiner, sevan nişanyan, mustafa akyol, mümtaz'er türköne, fikri akyüz, altanlar, ılıcaklar falan hayal hep. serap bunlar. gerçek değiller.

    bir sabah uyanacağım, gerçeğe ve güneşe doyacağım. ben buna inanıyorum.