*

şükela:  tümü | bugün
  • özdemir asaf'ın hanımı... türkiye'nin, akademik eğitim almış ilk kadın fotoğrafcısıdır...
  • zamanının çok ötesinde eserleri ve inanılmaz cesaretiyle ve hayata karşı duruşuyla büyük saygı hak eden fotoğrafçımız
  • özdemir asafla bir sergisinin açılış davetiyeleri için gittiği matbaa da tanışırlar. aralarında büyük bir aşk vardır. özdemir asaf o dönemde evlidir ve yıldız moran ilk çocuğunu doğurduğunda henüz evlenmemişlerdir. böyle bir şeye cesaret etmek bu gün bile zorken bu kadın bunu 1950-60 lı yıllarda yapmaya cesaret edebilmiştir. muhteşem bir insandır. hayatını doya doya yaşamış gibi geliyor bana.
  • ayrıca çocukları olduktan sonra son derece başarılı olduğu fotoğrafçılığı bırakmıştır.
  • adalet cimcoz'un biyografi kitabinin kapagindaki resim (ve icindeki bazilari) ona aittir.
  • dünyanın, 50 ve 60 lı yıllarında; henüz 20 li yaşlarında iken; fotoğraf tutkusunu ve aşkını yaşayan; yansıtan, ülkenin hem ilk kadın; hem de ilk akademik eğitim almış kadın fotoğraf sanatçısıdır.

    24 temmuz 1932'de istanbul'da doğdu.
    ahmet vahid moran ve nemide moran ‘ın kızıdır.
    robert college okudu. koleji bitirmeden ingiltere’ye fotoğraf okumaya gitti. liseyi orada bitirdi. 1951
    ingiltere’de 1951’de bloomsbury technical college’i ve 1952’de ealing technical college’i bitirdi.

    vogue dergisi ilk fotoğrafçılarından, moda ve ingiliz kraliyet ailesinin fotoğrafşısı baron adolph de meyer ve old vic theatre portre fotoğrafçısı olan reklam fotoğrafçısı john vickers a assistanlık yaptı.
    1953 de cambridge de bir ve
    1953-1954 de londra’da beş, toplam altı sergi açtı.
    ispanya ve portekiz fotoğraflarını kapsayan bir fotoğraf kitabı hazırladı.

    1954’de 22 yaşında ingiltere’den istanbul’a döndü.

    4 kasım 1954'de saat 11:00'de fotoğraflarını yılbaşı kartı olarak bastırmak üzere şair özdemir asaf ’ın - halit özdemir arun - matbaasına gitti.

    1955'de beyoğlu kallavi sokak’ta maya sanat galerisi üstünde stüdyosunu açtı.

    istanbul’da ilk sergisini açtı 1955

    haziran 1955 ankara sergisinden sonra mart 1956 istanbul'da ikinci sergisini açtı.

    mayıs 1957, istanbul ve 1962’de edinburg sergilerini açtı.

    1962’de eş ve anne oldu. 1962 de gün arun, 1963’de olgun arun ve 1966’da etkin arun un annesi oldu. fotoğraf çekmeyi bıraktı. çalışmaya devam etti. 1970 – 1974 – 1976 yıllarında retrospektif sergiler açtı.

    28 ocak 1981 de yaşamının 27 yılını paylaştığı eşi özdemir asaf ( halit özdemir arun ) u kaybetti.

    1982 yılında; istanbul güzel sanatlar akademisi, fotoğraf enstitüsü onur üyesi oldu. 1988 yılında bir retrospektif sergi açtı. sözlük ve çeviri çalışmalarını sürdürdü.

    * sözlükler:
    babası ahmet vahid moran 'ın derlediği, türkçe - iingilizce sözlüğü genişletti – adam yayınları - 1985
    eş anlamlı sözcükler ve karşıt anlamları sözlüğü – spatyom yayınları - 1992
    reklam sözlüğü - cenajans

    çeviriler:
    to go to - özdemir asaf, yuvarlak masa yayınları
    a study of history - arnold toynbee, milliyet yayınları
    pre-ottoman turkey - claud cohen, e yayınları
    lands and people, europe and north america - grolier
    export financing - sinai kalkınma bankası
    one minute manager - cenajans

    15 nisan 1995 de dünyadan ayrıldı.

    ikilem
    sevgi ise, sevişeceğiz seninle..
    kavga ise, dövüşeceğiz seninle..
    ölümü de paylaştığımız yaşamda
    ortaklaşa bölüşeceğiz seninle.
    özdemir asaf

    kendisinden sonra düzenlenen sergiler:
    1998 – istanbul - retrospektif
    2004 – ankara – 4. ankara fotoğraf günleri kapsamında
    2008 - frankfurt - 60. frankfurt kitap fuarı kapsamında
    2011 - istanbul - 12. istanbul bienali - solo sunum @ antrepo 3

    yaşamı, fotoğrafları, verdiği söyleşiler, hakkındaki yazılar ile ilgili daha ayrıntılı bilgi edinebilmek için :
    https://www.facebook.com/…n/286971991328360?sk=wall
  • 12. istanbul bienali solo sunumlarda yer alan sanatçıdır.

    yıldız moran arun
    1932’de türkiye, istanbul’da doğdu / 1995’de türkiye, istanbul’da öldü
    adriano pedrosa (ap): yıldız moran arun’un fotoğraf kariyeri 1950 ile 1962 yılları arasında, sadece 12 yıl sürdü, ama bu süre içinde sanatçı canlı ve içten bir yapıtlar bütünü yarattı. 1932’de doğan sanatçı, türkiye’nin bu alanda resmi eğitim gören ilk kadın fotoğrafçısıydı.

    jens hoffmann (jh): sanatçının çalışmalarında en çok dikkatimi çeken şey dolambaçsız güzellikleri ve acımasızlıkları. gördüklerini süzgeçten geçirmeden fotoğraflamış. çoğu fotoğrafı anadolu’da çekilmiş. gittiği çoğu yer, o zamanlar bilinmeyen ve ulaşılamayan yerlerdi. sağlam bir dünya görüşü olan cesur bir kadındı.

    ap: o zamanlar bir kadının fotoğrafçılık yapması uç bir durum olsa da kariyerine tüm kalbiyle bağlandı. ingiltere’de fotoğraf eğitimi aldıktan sonra italya, ispanya, avusturya, fransa, monako ve yunanistan’a fotoğraf çekmek için gitti. ilk kişisel sergisini 21 yaşındayken ingiltere’de açtı ve ilk günden tüm yapıtlarını sattı. türkiye’de aldığı tepkiyse farklıydı. türkiye’deki ilk sergisini 23 yaşındayken açtı, ama iki yıl boyunca hiçbir yapıtı satılmadı. kendi fotoğraf stüdyosunu açarak bir yandan o dönemin sanatçılarının portrelerini çekerken bir yandan da kişisel sanatına devam etti. stüdyosunda fotoğraflarını sergilemeyi sürdürdü, 1950’lerde istanbul ve ankara’da sergiler açtı, ama zaman içinde fotoğrafçılığı bıraktı ve neredeyse tamamen unutuldu. 30 yaşındayken şair özdemir asaf ile evlendi, anne oldu ve fotoğraf sanatına bir daha hiç geri dönmedi. 1982’de, ölümünden on üç yıl önce istanbul güzel sanatlar akademisi fotoğraf enstitüsü’ne onur üyesi seçildi.

    jh: bir keresinde, “şairane olan her şey fotoğraf konusudur” demişti. fotoğrafları, gerçek insan ve mekan imgeleriydi. sokakta sattığı sepet kulelerinin yanında kahvesini yudumlayan adam. sırtına binecek birini bekleyen, üstüne halı örtülmüş deve. harabelerin arasından geçen bir nehrin kenarında duran iki kadın. çölde oynayan iki keçi. onun fotoğrafları çoğu zaman anadolu’daki gündelik yaşamdan kasvetli sahneler gösterir, ama bir yandan da duygusal ve derinden etkileyicidirler.

    ap: evet, evrensel olanı bir anın içinde yakalamakla ilgileniyordu. şipşak fotoğrafın özelliklerini taşımalarına rağmen, bu çalışmalar dinamik ve kışkırtıcı. bu fotoğraflar, herkes tarafından bilinmeyen ve onun içten gözlemiyle tanıdık hale gelen bir toplumun portresini çiziyor.

    jh: bu sergide yer alan fotoğraflar uzun yıllardır gün yüzüne çıkmamış fotoğraflar. yıldız moran arun’un anısına bu fotoğrafların tekrar hayat bulmasına olanak sağlayabilmemizin özel bir durum olduğuna inanıyorum.

    kaynak link:
    http://12b.iksv.org/…lolar.asp?id=10&c=1&show=metin
  • the wall street journal ın bienal haberinde yer alandır:
    " turkish photographer yıldız moran arun, deemed a maverick in the 1960s because she crisscrossed the country documenting the lives of women at a time when few local women traveled solo."
    kaynak:
    http://online.wsj.com/…53504576567072239682768.html

    1950 lerde, yirmili yaşlarda, anadolu da fotoğraf çeken bir kadın, bir sanatçı .......

    hürriyet bienal haberi:
    geçen yüzyıldan fotoğraflar: türkiye’nin ilk kadın fotoğrafçısı, zamanının çok ötesinde eserleri, inanılmaz cesareti ve hayata karşı duruşuyla büyük saygı hak eden fotoğrafçımız yıldız moran arun ’un, geçen yüzyılın başında çektiği fotoğraflar bienalin solo sergiler kısmında yer alacak.
  • the art newspaper da söz edilen sanatçıdır
    " certain artists tend to dominate the international biennial circuit so it is refreshing to see names such as yildiz moran (turkey, 1932-95) and brazil-born rosangela renno in the mix in istanbul. "

    istanbul fotoğrafları ile yeniden hatırlanan sanatçı.....1950 lerin istanbul'u......ve anadolu......

    kaynak:
    http://www.theartnewspaper.com/…of-many-parts/24617
  • fotoğraf büyücüsü-dür.

    yildiz ‘ li bienal

    “yildiz bir fotoğraf büyücüsü. varlığından taşan tutku, heyecan, aşk ile büyülüyor ve büyütüyor. “

    20 mart 2001 saat 14:03 de tanıdım onu.

    bembeyaz, ferah, yüksek tavanlı bir odada oturuyordum. önce gözlerim bu bembeyaz, ferah odanın duvarlarında dolandı. siyah – beyaz fotoğraflardaki hikaye beni aldı, götürdü bir yerlere. elimde olmadan izledim, tanık oldum, hikayenin sessiz bir parçası yaptı beni.

    elim cam sehpanın üzerindeki geniş açı dergisine gitti. beklerken fotoğraf dünyasında dolanmanın ilk kez keyfini sürdüğümü fark ettim. dergi sayfalarında birden duvardaki fotoğraflarla karşılaştım. ve okumaya başladım. ilk kez fotoğraf okumaya başladım.

    eşsiz bir kadın ile tanıştım, on yıl kadar önce. zaman içinde, onun hakkında başka hikayeler okudum, dinledim. tüm okuduklarım ve dinlediklerim hiçbir zaman onun çektiği fotoğraflarda hissettiklerimi bana veremedi.

    dünyanın 1950 ve 1960 larından; şehirler, köyler, insanlar, anlar, hareketler öyle ilginç bir şekilde canlanıyordu ve beni tüm bunların içinde bir zerre yapıyordu ki bunun fotoğraf sanatçısının; yildiz’ın büyüsü olduğunu fark ettim. üstelik bu büyü 2000 li yıllarda bakan gözlerimi geçmişe götürmüyordu, tamamı ile zamansız bir zaman diliminde o anın, sonsuz bir anın insanı, gözlemcisi yapıyordu.

    yildiz bir fotoğraf büyücüsü. varlığından taşan tutku, heyecan, aşk ile büyülüyor ve büyütüyor.

    zaman içinde onun sergi düzenlemek için hazırladığı kontakları da görme şansına eriştim. kontak baskıların içinde seçtikleri, bastıkları ve sergiledikleri yanında şu ana kadar hiç sergilenmeyen kareler de var.

    içimde büyüyen bu heyecanı paylaşma hisleri ile olurken, gazeteci ve kültür-sanat yazarı ayşegül sönmez ’den bir e-mektup aldım. ayşegül, istanbul bienal’i direktörü bige örer ile yildiz’ı, bizi birleştirdi. bige ile harika ışıklı bir istanbul günü, iksv nin bulunduğu deniz palas’ın haliç’i gören terasında bir araya geldik. 12. istanbul bienal’i küratörlerinin de, bige’nin de yildiz ın bizlere yansıttığı ile birebir büyük bir heyecan içinde olduklarını hissettim. hisler bizler için çok değerli. sözler ise gereksiz. gözler ile anlaşmak ise en yüksek iletişim.

    16 eylül 2011 cuma günü, üsküdar’dan kabataş’a kadar boğaz’ın üzerinde yildiz ile gittik. istanbul’a baktık. parlak ve parlayan istanbul’a. bienal antrepolarının önüne demirlemiş iki büyük yolcu gemisi de parlıyordu. antrepo’lara kadar yürüdüm.

    yildiz’ın fotoğraf enstitüsü onur üyesi olduğu “ akademi “ nin önünden geçtim. açılış partisi alanına vardım. henüz hava aydınlıktı. etrafta güzel insanlar gördüm, dünyanın her yerinden güzel insanlar. küçük gişeden bir “ el kitabı “ aldım. yere oturdum, batmakta olan güneşin altında, “ el kitabı”ındaki planlardan hemen yildiz’ın antrepo 3 deki “ beyaz oda “ sını buldum.

    ve kendimi işte o odada buldum. sakince odanın köşesinde yere oturdum. küratörler jens h. & adriano p. nın; “akademi “ fotoğraf bölümü başkanı prof. yusuf murat şen ile iş birliği yaparak seçtikleri 16 fotoğrafı, açılış öncesi sakince görenlere, gezenlere sakince baktım. 2001 yılında yildiz ı yine “beyaz bir oda”dan bana bakarken hatırladım. yine 2011 yılında bu kez yildiz yine “beyaz bir oda”dan dünyaya bakıyordu.

    bige “ el kitabı “ girişine bir yazı yazmış: buradan daha iyi bir yer yok…
    hissettiğim tam da buydu. anda, durduğum, yildizın “beyaz oda”sının köşesinden daha iyi bir yoktu.

    geçen 10 yılı, okuduklarımı, dinlediklerimi bir kenara bırakarak sadece olunan bir an. yildiz ile olunan bir an.

    sonra güneş battı. bizler harika bir kutlama yaşadık. dünyanın birçok yerinden gelen sanatçılar, küratörler, sanat müze ve galeri temsilcileri, gazeteciler, sanatseverler ve birçok genç insan ile birlikte dreamhead’in setleri eşliğinde, mimar ryue nishizawa’nın tasarımı antrepolarda gezdik, sanata dokunduk, dışarıda yildizların altında dans ettik.

    yaşadıklarımı ve hissettiklerimi yazmak için bir süre bekledim. hisleri sindirmek için bekledim. bu yolculuğun tadını ve keyfini yansıtmak için bekledim. ve 12. istanbul bienal ’i 13 kasıma kadar açık; yolculuk yapmak için altı kocaman hafta var.

    “istanbul bienali” ilk yılı 1987’den beri benim için her zaman büyük heyecan veren, bakış açısı genişleten bir sanat nefesi oldu, yildiz bana fotoğrafa bakmayı nezaket ve zerafet ile öğreten oldu, ikisi bir olunca ise istanbul gerçekten parlak oldu. hele küratörlerin ve mimarın işbirliği ile bir araya gelen tüm sanatçılar ve sanatçıların işlerinin bütünlüğü ve keşif etmeyi bize bırakan saygılı davetleri beni benden aldı.

    şimdi, partiler bitti, davetliler evlerine döndüler ve bienal bizlere kaldı. bir kez gezerek yaşanacak bir yolculuk değil bu; birkaç kez, “ el kitabı “ nı okuyarak, not alarak, fotoğraf, video çekerek yaşanacak belki de birkaç günlük bir yolculuk.

    tüm bunları yaşarken hep düşündüm: yildiz mutlu musun? her şey yolunda mı? bu bienalin parçası olmak seni keyiflendirdi mi? bizim ile partide eğlendin mi?
    diğer sanatçılar ile ne muhabbetler ettin? kalbimde gülümseme ile olumlu yanıt aldım.

    yildiz, böyle bir sanatçı; böyle bir insan, böyle bir kadın: bazı yorumlardaki gibi gizemli, ketum, saklı kalan ya da unutulan değil. sadece fotoğrafları ile konuşan bir sanatçı.

    aşk, tutku ile içinden geleni geldiği gibi yaşamış, işini yapmış, seçimlerinden hiçbir zaman pişman olmamış, cesur, inançlı, yaratıcı, üretken, bir sanatçı. onu ülkenin ilk kadın; ilk akademik eğitim almış kadın fotoğraf sanatçıcı ve akademi fotoğraf enstitüsü onur üyeliği ünvanları mutlaka mutlu ediyor; en fazla mutlu edecek olanın ise hiç sergilenmemiş işlerinin sergilenmesi ve paylaşılması olacaktır.

    insanlar evet ölümlü, sanat ise ölümsüz, zamansız, mekansız.
    yildiz’ın dünyaya bakış açısının işte bu bienal ile örtüştüğünü düşünüyorum:
    “ sade, yalın, şeffaf kişisel keşiflere saygılı, zamansız ve mekansız. “

    onikinci istanbul bienal’inde; yildiz’lı yolculuklar ve keşifler dilerim.
    belki antrepoların bir yerinde karşılaşırız.

    yazı: nazlı çetinok arun