şükela:  tümü | bugün
  • bir, john nashin karısı olan alicia nash aktivitesi*.
  • çizgi film dilinde, kafaya balyoz yemek.
  • avustralyalı astronom simon driver ve ekibi tarafından gelişmiş teleskoplarla yapılmış olaydır. aslında tamamen saymak olarak adlandırılamayacak bu aktivite galaksilerin parlaklığını ölçerek içindeki yıldız sayısını hesaplama yöntemine dayanmaktadır. bu hesaba göre uzayın görünen kısmında (bir de şu anki teknolojiyle göremedikleri kısımlar, galaksiler var tabi) yaklaşık 70.000.000.000.000.000.000.000 (bu 'yetmiş seksilyon' diye adlandırılan hoş isimli ve benim bugüne kadar duymadığım bir sayı) yıldız bulunmaktaymış. yıldızları saymak isteyenlere de buradan müjde vereyim ki çıplak gözle bunların 5000'inden fazlası gözükmemekteymiş.
  • bir insanın yapamayacağı, belki de yapmaması gereken eylem. sayma işlemi zaten belirli bir rakama kadar sürer. sonrası yoktur. iki şekilde mümkündür.

    birincisi şehrin merkeze yakın yerlerinde yapılanıdır. lakin pek mümkün değildir. şehrin yapay ışıkları insanın gözüne gökyüzünde hiçbir parlayan cismi göstermez. o aydınlıkta yıldızları sayacağım diye uğraşmak zaten saçma. ortada yıldız yok zaten. üstelik o ışıklar insanın gözünü alır, dikkatini dağıtır. olmaz.

    ikincisi ışığın olmadığı bir mekan. dağ tepesi... neresi olursa. yeter ki yapay ışık olmasın. o zaman da yıldızlar sayılamayacak derecede çok olur. sıkış tepiş bir sürü parlaklık... bir yerden sonra kendini kandırmaktır bu. sonunda saymaktan vazgeçilir. zati öyle güzel bir mekanda yıldızları saymak fırsatçılık değildir de nedir?. hepiciği gözküyor zaten, gezegeni de, yıldızı da. seyretmek yetmez mi ki?. "ben sayayım da manzara kaçsıncılıktır" bunun adı. hepsini bir araya toplamışken, arsızlık yapmaktır. doyumsuzluktur.

    en güzeli saymamaktır. saymadan yemektir.
  • kendini kendiliğinden çıkarsa bile sonucu sıfır bulamaz bir ruh halindeyken, kendi(di)ni(ni) dışına atmaya mecburenleşen ve ruhundan önce bedenini evin dışında bulan darksting, evlinin evine köylünün köyüne gittiği ıssız, insansız bir köyde, güne(şe) el sallarken elveda der gibi, birden alejandro amenabar'ın film setinde (gibi) bulur kendini.. elektrikler her zamanki gibi kesiktir, zaten elektrik alabilecek/verebilecek bir adam ve sevgi(li)si de yoktur okulun bahçesinde.. burnunun direği yanar halde derin derin hayat çekerken içine, bir ses duyar öylesine.. kürtçe bir şarkı mırıldanıyordur biri sanki uzaklardan, ama herhangi biri değil; bu sanki eylem’in sesine benziyordur.. e ama hiç kimse yok ki ortalıkta; eylem de. aramaya koyulmalı öyleyse, (pren)sesin çağırdığı yere gitmeli ne de olsa..prefabrik sınıfın arkasına ve oradan da okulun önüne kadar gidilir; yok; hiçbir yerde yok… ama sen ( özellikle de köydeki azgın ) köpeklerden korkuyorsun arkadaşım ne işin var burada? diye paslaşırken ben darksting ile okulu ve hayatımı çevreleyen duvar’ın öte yanından bir çift yeşil göz el sallar afacanlığıyla (b)akışan ışığıyla.tebessümünü yüzünün eyleme traşlanmış bölümüne iliştirir darksting ve yanına gider köydeki tek arkadaşının.. güzelliğinin bilincinde her kadın gibi umursamaz tabi önce yanına geleni, oradan oraya hoplayarak, büyüdüğünde de bir sevgiliden diğer sevgiliye koşmanın provasını yaparken, ilkokul ikinci sınıf öğrencisi birçok cadının yapacağı gibi ağzının kenarındaki umursamaz gülümseme ve havaya dikilmiş minik parmakları ile kararmaya yüz tutan gökyüzüne bakmaktadır..

    darksting : n’apıyorsun sen burada bakayım :) ?

    eylo : hiiç, yıldızları sayoyorum :))

    darksting : neden sayoyorsun peki yıldızları ?

    soru kimin umurunda, eylo acılar sorular ve yüzlerle bunalmışlardan değil ki hala, hayatının kıymetini biliyor ve oynuyor doyasıya..
    birden abisi gelir eylem’in ve :

    - yıldızları sayıyor hocam, yüz tane yıldız sayarsa bi dileği yerine gelirmiş, bizim buralarda öyle derler..

    darksting : doğru mu kız, onun için mi sayıyorsun yıldızları ?

    yüzündeki cevabı kelimelere giydirebilecek yetiye sahip biri değilim ne yazık ki.
    şaşkınlığı ve heyecanı ile darksting de diker boş bakışlarını gökyüzüne, anılarındaki musicboxda desert rose’dan

    “i lift my gaze to empty skies above
    i close my eyes, this rare perfume
    is the sweet intoxication of her love” melodisi ile beraber..

    saymaya başlar : 1..2…3..4..5..6…7…..8 tane yıldız bulur samanyolu'nun çok çeşitliliğinden..
    sonra bakışlarını eylem’in masum yüzüne diker ve sol penceresini işaret edip 9, sağdakini gösterip oonnnnn der :)

    kendisini ne kadar sevdiğimi bildiğinden, bakışlarını bakışlarımdan kaçırdığı tek kişi oluşumdan, bir de köye ilk gelişimde "sen o hani varya, senden çocuum olsun isteyorum diyen, ona benzeyorsun, ben onu çok seviyorm" deyişinden ve hayatımda bir kızdan aldığım (yapma da olsa ) ilk ve tek kırmızı gülün hatrından olsa gerek saçlarının dans eden ela/@darksting coşkusu yüzünün uçurumlarından (b)akar bir halde :

    eylo : o zaman sen de on biiirr :)) . . .

    der ve koşarak, aslında kaçarak evine gider… birini seviyor olmak ve üstelik bunu belli etmek ne yazık ki suç diye öğretiliyor bu yalanlığı kanıtlanmış hayatta hala, ayıp kılıfına sarılıp...

    “gelişinle büyülerken, gidişinle bendeki büyünü bozar mısın ki deli kız, ben büyüyü bozmak/@darksting’e inanmıyorum senin ablaların gibi, dilediğin yere gidebilirsin...”

    belki de yolumun hiçbir zaman bir kez daha çatallaşmayacağı bu terkedilmiş, virane köydeki tek arkadaşım, kızım, platoniğim, masumiyet imgem, öğrencim ve öğretmenim : minik eylocum...
    annesine satın bu kızı bana teyzecim diye takılsam da, ve annesi de bana "al götür hoca, para istemez, bıktım bu cadıdan" dese de sana sahip olabilecek tek kişi seni seven bi adam olsun güzeller güzelim..

    sen de olmasan vay benim halime karabahçe'(m)de. . .

    saçlarının ortasındaki mor simleri arkadaşından almış, kolyesi ise annesinden, okula değil club'a gidiyo sanki eşoleşek :
    http://www.ozgurol.com/imajlar/eyl0.jpg

    kırmızı en sevdiği renk :
    http://www.ozgurol.com/imajlar/eyl02.jpg

    duvar'ın öte yanından savrulan muzip bir bakış :
    http://www.ozgurol.com/imajlar/eyl03.jpg
  • kapalı havalarda mümkün olan sayma eylemi. üç beş yıldızı ancak görürsün ve rahatça sayarsın.
  • çocukken, yazın dışarda yatarken yapmaya çalıştığımız aktivite. yazın gece berrak olduğundan ve etrafta yıldızları görmenizi engelleyen başka ışık olmadığında, hele bir de ay yoksa gökyüzünde size göz kırpan yıldızları her seferinde başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen saymaya çalışırdık. bir noktadan sonra ya canınız sıkıldığı için bırakır, ya da diğer gün yatağınıza yatıp gökyüzüne baktığınızda dün gece saymaya çalışırken uyuya kaldığınızı hatırlarsınız. eğer inatçıysanız aynı şeyi bir daha tekrarlarsınız, sonra bir daha, sonra bir daha ama sonradan ya artık büyüdüğünüz için ya da bunun mümkün olmadığını anladığınız için vazgecersiniz.

    şimdi ne zaman memlekete gittiğimde uyurken yıldızları görsem çocukluğun o masum günlerine dönerim.
  • mesela ani kafa darbesiyle* "yıldızları saymak" öteden beri deniyor olabilecek bir kalıp. buna benzer gibi görünen "hayatının gözlerinin önünden film şeridi gibi geçmesi" ise evrensel bir deneyim* olduğu halde ifadesini sinema çağında buldu.

    (bkz: film şeridi/@ibisile)
  • bir ruhun kendi bedenini kaybettiğin düşünün. yıldızların arasında onu aradığını ve gecenin bu karanlık girdabında yalnız kaldığını hayal edin. bir ruh nasıl kaybolurdu gökyüzünde? bedeni nasıl terk ederdi onu?
    belki de günahları ve hataları ona ağır gelmiştir. kendinden nefret eden bu beden ise ruhunu gökyüzüne salmış ve yoluna manasız bir hayat ile devam etmeyi seçmiştir. bazen karşılaştığımız insanlara "ne kadar da ruhsuzsun!" deriz. haklıyız elbette. onlar ki ruhlarını gökyüzüne kaptırmış, yıldızların arasında kaybetmişlerdir.

    gecenin bu saatinde yıldızları sayıyorum.
    ayın karanlık yüzüne saklanan anılar gibi yalnızlığın pençesinde yapacak başka bir şey bulamıyorum. her şey o kadar manasız ve derinlikten uzak ki. pencereden uzaklaşıp odanın ortasına doğru yürüyorum. aynanın karşısında bu ruhsuz ve yıpranmış bedeni uzunca seyrediyorum. yarını olmayan bir hayal gibi geliyordu her şey; bir gece sonra unutulacak ve yeniden başlayacaktı bu karanlık dünya.