şükela:  tümü | bugün
  • uzaklasma istegiyle dolu, bıkkın, sıkkın, kırgın, korkak, endiseli...
    acılı, sancılı, sızılı.
  • bir turgut uyarsiiri.

    bir sargın umut yakaladım onu kuşandım
    serin mavi bir gökyüzü buldum onu kuşandım
    denizde doğru sokaklar gördüm onları da kuşandım
    üstlerine üstlük seni kuşandım
    tedirgindim namussuzdum deli deliydim
    uslandım.

    üç dilim kavun kestim birini ben yedim
    kavundan üç dilim kestim birini yedim.
    birini sana ayırdım kadın al birini sen ye
    sabah olsun sabah olsun ilk işim bu
    öbürünü götürüp civcivlere vereceğim.

    senin bir yönün var orada durur yaşarım
    bir de acun var ben içindeyim
    ben içindeyim tüm itlikler sahanda yumurtalar onun içinde

    orospular içinde hurşit bey içinde sen içindesin
    üç dilim kavun kestim birini sen ye
    kabuğunu at hurşit bey'i at itlikleri at

    durup durup sana sesleniyorum.
  • (bkz: yorgun)
  • olan hiç bir şey,
    çok seven bir aşık,
    özleyen dostlar, sımsıkı saran bir aile, ve vesaire,
    kurataramıyorsa kişiyi; ısrarlıysa hep
    her yeni başlangıca ve her girişime
    çoktan kaybetmiş gibi bir ruh haliyle başlamakta,
    iflah olmaz bir "her gün ölümlü"dür o,
    yaren olamaz kimse çektiği acıyı anlamakta,
    o yalnızlıkta mümkünsüzdür,
    sevmek de hayata bağlanmak da.
  • " yılgın

    uzun ve uyanık bir bırakış gibisin şimdi sen
    ayırdında yani çok,
    vesüreklilikiçinde
    elini
    usul
    usul
    ve
    inceden
    inceye
    değdirerek çekmek gibi bir yanaktan biteviye

    yanına ise
    hiç çekemeyerek
    "
    (p.s. adı ve kimliği bilinmiyor (tahminen?) şairin veyahut yazanın, artık her ne ise.
    adı uymuş fakat.
    bilenlerin bulanların insaniyet namına bildirmesi evladır.
    sonra müntehil vaziyeti hakikaten yılgın yapar insanı.)
  • yaşar'ın sevda sinemalarda albümünden bir şarkısı, gidenlerin ardından söylenecek cinsten.

    besbelli bir giden var sen misin yoksa
    neden bu limanda gemiler ağlamaklı
    kaldırın şu masayı gözlerimden
    bu ne çok deniz bu ne çok martı

    en iyisi meyhane yokluğunda
    belki durulur o zaman bu çalkantı
    götürün şu masayı gözüm görmesin
    bu ne çok kadeh bu ne çok rakı

    ne güzel ayaklardı ki hala unutmadın
    ve elleri şarkı söylerken ağlardı
    susturun şu şarkıları yeter artık
    bu ne çok beste bu ne çok şarkı

    batırın gemileri vurun zamana
    ya bir hançer verin bana gümüş saplı
    bırakmayın öldürün, öldürün beni
    bu ne çok keder bu ne çok acı

    bu ne çok deniz bu ne çok martı
    bu ne çok kadeh bu ne çok rakı
    bu ne çok keder bu ne çok acı
    bu ne çok beste bu ne çok şarkı
  • "konuşsana, birşeyler anlatsana" dedi erkek. "sen konuşunca rahatlıyorsun. bir tuhaflık var bu durumda. neyin var ?" diye devam etti. oysa ki kadının söyleyecek tek bir sözü bile yoktu. konuşmak istemiyordu. konuşmak herşeyi çözmüyordu ki. boş boş televizyona bakmayı yeğledi. kadın, henüz bir öfke nöbetinden çıkmış, o an yaptıklarının muhasebesini yapmakla meşguldü. "hep böyle mi kalacağım"ın endişesini taşıyordu. çok mu sert bakıyordu gerçekten ? her an kavgaya hazır bekler durumda mıydı? dalıp gittiğinde içinde kimlerle kavga ediyordu? düşüncelerini mi okuyordu insanlar ki soruyorlardı; neyin var? yılgınlığı arttı. baraj gölünde boğulmakta olan biri gibi çırpınıyordu. üste çıkmaya çalıştıkça, su onu çekiyordu. anlık mutluluklar tercihiydi. soruları soranlar ise o anlık mutlulukların çetelesini tutup bir de eleştirirlerdi. sonra da "konuşsana, neden konuşmuyorsun" derlerdi. fikri buydu. öğüt, eleştiri. nefret ediyordu. ak kaşık olmadığının farkındaydı zaten. adam etmeye uğraşmasınlardı. o olurdu adam ya. şimdi değil de belki sonra. önceden adamdı ya. yine olabilirdi. şimdi yarım adamdı sadece. adamlık elbisesi iki beden bol geliyordu. kendiyle ilgili yeni kararlar alırdı. bazılarını uygulardı. onu en mutlu edecekler içinse hep bir bahanesi vardı. geciktirirdi. eli varmazdı. basireti bağlanırdı. demek ki çok istemiyordu, ondan mı ? yoksa elinde patlamasından mı endişe ediyordu? bilmiyordu. hiç birşey bilmiyordu. algısının kapıları kapalıydı. çıkış yoktu. çömelip çocuk gibi ağlamak istedi sadece. ona bile üşendi. "ağlamanın üşenmesi mi olurmuş" dedi içinden. oluyormuş öğrendi. ertelediği ağlamalar ise en olmadık yerde çıkagelirdi. gözyaşı kadısı, ruhunun namusunu temizlemek için arada baskın yapardı nasılsa.
  • kaç tekrarı yıktı hüsran?
    kaç cevabı var bu sorunun ?
    peki kaç hüsran yaşamalı insan
    tekrar tekrar yıkarak yılgınlığını ?

    halit ruhi heder
  • hayır diyemeyen.

    "bir kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
    bir kalır yılgın adamların hep 'evet' dedikleri"
  • "ve elleri şarkı söylerken ağlardı" dizesiyle, bu nasıl bir gözlem yeteneği, bu nasıl bir hayal gücü dedirtir insana. adamım yaşar yine yazmışş yaaa yinee bitirmiş..