şükela:  tümü | bugün
  • aylar sonra gelen barisma teklifini kacirdiysaniz dusunebileceginiz eylem. yillar once ayni okul ve sinifta okudugumuz bir kiz arkadasim vardi. lise son sinifta ayni dershaneye gitmis, tum yil ayni sirada oturmustuk. eften puften nedenlerle tartismis, okul bittiginde de birbirimizle hic konusmaz olmustuk. kinci biri degilim, o zaman da degildim. ama barisma teklifimi bir turlu yapamadim. ayri sehirlerde olsak da hep aklimda idi barismak. bir yandan da ondan beklemekteydim ayni davranisi. dort yil sonra hala bu dusunce aklimdayken olum haberini aldim. pismanlik ve uzuntu karisimi duygularim bugune kadar devam etti. okul yilligina benim icin yazdigi "sira arkadasini unutma sakin" satirlari hep aklimda. keske, keske boyle olmasaydi p.

    (bkz: basligin yazarin basina kalmasi)
  • iki eski sevgili arasında değilde, daha çok iki eski akraba, eski sülale veya ünite arasında geçebilecek bir hadise olsa gerek..
    zira, iki eski sevgili arasında olsa, boşa olmaz.. e dolu da almaz... bu barışma teklifinin ardından muhakkak izdivaca da talip olunması gerekir.
  • 50 yil sonra geldikten sonra hayri kalmaz bu tur barisma teklifinin.
  • eski dostlardan geliyor bana.
    yıllar öncesinde bitip gitmiş, çok da eski dostlarımdan...

    dostluk, is, ozel ilişkiler vs düzlemlerde, çok uzun zamandır bir derli topluluk ilkesi gozetirim. bi şekilde lacka olmuş, şiddet dolu bir aileden çıkıp geldiğim için mi bilmiyorum. ama karsimdaki (benim için değerli olan) insan ne yaparsa yapsin, kendi cizgimi bozmadan bi sure disimi sıkar ve sure veririm. yahut duruma gore hemen yol veririm...

    mesela aldatildim. "görürsün sen" deyip ben de ilk önüme çıkan adamla yatağa girmem. ayrılır, önüme bakarım.

    "efendi gibi" önemli bir kavram insan ilişkilerinde bence. rezillesmeden, skandal isler cevirmeden, temiz temiz-derli toplu oluruna bakmali; yahut yol vermeli o ilişkiye insan hayatında....

    dun aksam mesaj atmış çocukluk arkadaşım. 17 yıllık dostluğumuz, 10 sene önce bitmişti.
    çok direndim ben. inanılmaz direndim zamaninda. bi çeşit akil tutulması yaşadığı bir dönemdi. beraber büyüdüğüm, her kotu animizda birbirimize kostugumuz o dostu tanıyamaz hale gelmistim o donem.

    baktım çok zarar görüyorum, çıkıp gittim o ilişkiden. içinde duracak bi alan kalmamıştı zaten.

    10 seneden sonra "naaptim ben delfi? çok üzgünüm. beni affeder misin kadim dostum?" minvalli biseyler yazmış.

    içimde bi yer buruldu. o donem def calmistim "s. yapma, bak hic normal davranmiyorsun. su su, bu bu bak. inanmıyorum, nasıl goremiyorsun bunu?" diye..

    birkaç sene önce gene başka bi dostumdan gelmişti benzer bi mesaj.

    kendimi kassandra gibi hissediyorum bazen. yapilan yanlışı da, sonrasında yaşayacakları pişmanlığı da, bu tavir yuzunden zaman içinde hayatlarında ortaya çıkacak (benim disimdaki) kayıpları da açık ve net bi şekilde görebiliyorum. ve bu benim canımı acitiyor.

    sevdim abi ben sizi. amk, tek yaptığım yanınızda olmaktı. bok mu vardı delirip yıkıp doktunuz, esip gurlediniz?
    neler söyledim, inandiramadim.

    gene ayni şey yaşanıyor. başkalarıyla, hali hazırda...

    gene içimden konuşuyorum mütemadiyen kassandra tonuyla
    "yapma! bu son ihtarim, yapma! kaybedeceksin, yapma!"

    times of gypsy'de khaditza ananın bi bakışı vardı. hıdrellezde, azra ve perhan nehirdeki kayıkta sevişmek üzereyken.
    khaditza elini çenesine götürür ve kaygılı bakışlarla nehre dalar gider. azra ve perhan'in kaderini görüyor gibidir. ama elinden de bisey gelmiyordur.
    na su bakış

    https://i.hizliresim.com/lbn0xv.jpg

    gelen his tamamen bu.
    öylece bakıyorum bazen delirmelerine. elimden bisey gelmiyor. ve biliyorum, 1 ay sonra, 11 ay ya da 11 sene sonra, "naaptin ben?" diyecekler. allah kahretsin, ben bunu yasarken görebiliyorum. çünkü onları tanıyorum.
    insanlar kendilerini goremiyorlar bazen. neye dönüştüklerini, o yolun sonunu...

    kahretsin! goremiyorlar!

    benim lanetim mi bu, bilmiyorum.

    bakıyorum onumdeki mesaja.
    ilk aşkını bilirim, ilk sarhoslugumuzu beraber yaşadık. ilk ask acimda sevkatli kollarindaydim. düzinelerce mektubumuz var birbirimizde. evet bassan kitap olur. hep mektuplasirdik.
    ilk kocasından ayrılma kararı aldığında yanindaydim, kocasından kalan son şeyi, o minicik fetüsü aldırmak için o çatala yattığında elini tutuyordum. beraber agladik sonrasında.
    her sevincimizde, her uzuntumuzde beraberdik.
    en sevdiği rengi, içince hangi şarkıyı söylediğini, kotunun bedenini, kimi nasıl sevdiğini, en nefret ettiği şeyleri... ulan ilk yazdigi şiiri bile ezbere bilirim lan!

    bize bunu niye yaptın? kızım, ne çok cabaladim ben senin için. bize bunu niye yaptın?

    bakıyorum mesaja. mesaj bana bakıyor. ne yazayım?
    10 sene geçmiş, ne yazayım?
    1 kere değil, 2 kere değil. defalarca kere yasattin bunu bana o donem. done done vurdun bana. dinlene dinlene dovdun.

    yapma dedim, dinletemedim. rezil ettin kendini herkesin gözünde de...

    değdi mi? ayrı gecen 10 seneye değdi mi?
    değdi mi beni, bizi kaybettiğine? bana kaybettirdigine?

    yapmayın bunu. bakacaginiz yüze tukurmeyin. pişman olacağınız şeyler yapmayın.

    herkes durduğu yerde dursun. istemiyorum 1 ay sonra, 11 ay sonra, 11 yıl sonra uzatacaginiz eli de.

    bi kere teptiyseniz, uzatmayin bi daha elinizi filan.
    def caldim. dinletemedim...

    yapmayın bunu
    gittiyseniz dönmeyin.
    donecekseniz hic gitmeyin
  • bazen de ev yapimi scone, krem peynir ve orman meyvesi receliyle vuku bulan..

    2 sene once dublin'e gezmeye gittim bir arkadasimla. ikimiz de gorece taze ayriliklar yasamistik ve bu bekarlik doneminde ani bir sekilde yakinlasmistik. biraz fazla yakin ve fazla ani sanki. surekli konusuyorduk, konusmadigimiz zamanlar whatsapplasiyorduk. hayat uzerine, psikoloji, ask; merak ettigimiz her sey.

    o onu mutsuz eden melankolilerden mesgul olmakla kacmayi secen biriydi. mesgul, daha da mesgul ol. dans kursuna git ardindan partiye git ardindan dogada kampa git, sadece 5 saat uyu ise git. hayat ritmi bu. bense sor sor sor. sorgula anla ve tamir et. bir cozum bul ve tamir et ki o aciyi bir daha yasayamasin mantigi.
    hepimizin bir hayatta kalma sekli var iste.
    sonra ben en buyuk korkum olan karsiliksiz askla karsilastim. bilincaltimin derinliklerinde ne kadar sey biriktirdiysem kustum. inanilmaz buyuk acilar icindeydim ve destikce acimin azalacagini dusundum sanirim..sorguladikca sorguladim.
    cok konustu benimle allah icin. alatmaya calisti. ama ayagindan tutup onu melankolinin icine cekiyor gibiydim o hallerimle. onun az uyuyup surekli dans ederek kacmaya calistigi o melankolinin tam gobegine.
    bir gun cat diye benimle konusmaz oldu. kusluk gibi degil de..daha fenasi sanki. daha gurur kiricisi.
    keske "beni boguyorsun, seninle konusmayi kaldiramiyorum" deseydi.
    onun yerine kacmayi tercih etti.
    basta cok kizdim..bir kelam etmeyip, beni uyarmayip birakmasina sinirlendim. benden sikilmis olabilirdi, zira ben kendimden bikmistim..da, keske iyi bir arkadas gibi once ciddi ciddi uyarsaydi. tutup omuzlarimdan sarssaydi keske.
    yapmadi ama. onun butun hayatini ve arkadasliklarini dusundugumde simdi, cok da sasirtici degil aslinda.
    o yuzden, cok kizip uzulmeme ragmen kisisel algilayamadim bunu. hakli oldugu yanlari da goruyordum bir yandan. benden uzaklasma sekline degil ama uzaklasmak istemesine hak verebilirdim.
    kendine haline biraktim. ne yapabilirim? hayat bu, bazen yoruyoruz birbirimizi. biz birilerinden yoruluyoruz, birileri bizden yoruluyor.
    eskiden olsa siler atardim; egom ancak o sekilde tatmin olurdu. buyuyorum belki de.

    birkac aydir ufak ufak geri donmek icin adimlar atiyor. o da farkinda sanirim, hicbir zaman o sureklli iletisim halinde oldugumuz hale donmeyecegiz. donmemeliyiz de zaten.
    her ne kadar kisisel almasam da, ona yeniden ve ne kadar guven duyabilirim bilmiyorum mesela. aklimin bir kosesinde hep "asil dusundugunu bana soylemiyor olabilir" ikazi asili kalacak.
    belki bununla yasamayi da ogrenecegim, genel olarak. insanlarin kaci kendi kendilerine durust olabildiler ki, bana buyuk bir transparanlik ve durustlukle davranabilsinler.

    son 10 gundur cok hastaydim, evden disari adim atamayacak kadar. nerden aklima dustuyse, aklima dublin'de yedigim sconelar dustu. cok sever bu tarz seyler pisirmeyi o, bilirim. denedigi bir tarif var mi diye sordum.
    ertesi aksam bir tepsi scone, yanina da krem peyniri ve recelle cikageldi.

    kendimi en kotu hissettigim donemlerden birinde sessizce cikivermisti hayatimdan. simdi yine zor bir zamanimda, ama bu sefer scone ile kapiyi caliyor. azicik araladim tabi, scone hatrina. *