şükela:  tümü | bugün
  • bu ülkede on yıllarca sömürülen, günde 16 saat hayvanlar gibi çalışıtırıp 2 kuruş ekmeğe muhtaç edlien, sonrasında sırf patron istediği diye kapının önüne konan milyonlarca insan varken japonya ile karşılaştırılmasına oldukça güldüğüm beyanat. japonya'daki işçi özlük hakları ve hayat standartları türkiye'de olsa hiç kimse işini bırakmak istemez.

    edit: imlâ
  • yetişmiş elemana hala çırak maaşı verenlerin şikayet konusu.
    adı üstünde ,yetişmiş. hakkı neyse ver ki kalsın,kusura bakmayacaksın,kimse hayrına çalışmıyor.
  • ilk işe girdiğinde tecrübesiz diye 5000 tl'lik pozisyona 1500 tl verir. sonra adam gelişince gider konuşur tamam öğrendim hakkımı verin artık der. onlar da ama işi bizde öğrendin 5000 veremeyiz 2500 veririz derler. ulan işi öğrettin o adam boş durmadı ki bu sürede sana çalıştı emek verdi öğrenemeseydi zaten kovardın babanın oğlu değil ya.

    sonra niye çıktı işten çıkar tabi göt.
  • "canı sıkılan işi değiştirmesi ? "gibi mal ötesi bir fikiri olan insanların anlayamadığı durum.
    ulan yetiştirdiğin kadroya maaş veriyor musun sen? diye sormazlar mı adama
    yooo dostum kendisi audisi ne bileyim bmw ile gezerken bıraksın yetiştirdiği adam sabahın 6:30 da servis beklesin amk di mi?
    sonra bu adam niye gidiyor .
    ulan haftada 6 gün çalışma yaptırıyorsun elemanına , adam itiraz edince mazeretin şu;
    "bende geliyorum bak cumartesileri ". ulan sen istediğin zaman çıkıp istediğin zaman giriyorsun hesap soranın yok . o 1 günlük izinde o yetiştirdiğin adam temizlik yapıyor , pazara çıkıyor , ailesini mutlu etmek için etraflarında fır dönüyor . ama ne sinemaya gidebiliyor , ne sosyal bir aktiviteye ki kafasını dağıtsın . stres atabilsin . doğru düzgün izin kullandırtmazsın . sabahtan akşma adamın ensesinde mobingin kralını yaparsın.
    valla aslan iş hayatımın 10 yılının 7 sini şirket şirket gezdim. bu 7 yılda türk şirketlerde çalıştım . ilk 3 yılında bir türk şirketi bana yaptığım işi öğretti. 3 sene durdum orda. ama o zaman ki maaşım 1750tl gibiydi ( yamuluyor olabilirim) . ulan 3 sene sonra yeni girenler 2000 tl ye işe başladı . neden ? çünkü enflasyon denen hede %10 artarken o pislikler bana %2-3 zam yapıyordu . bende keriz gibi "ama bana su veğdi" diye kozimodo gibi dolanıyordum yanlarında
    ulan zam istedim .. dedim abi bak 3 yıldır haftada 6 gün geliyorum sadece 7 gün yıllık izin veriyorsun .
    adammın tepkisi şu oldu "yediğin kemiği ben önüne koyuyorum lan ne zammı?"
    şimdi mi? amerikan şirketindeyim kardeşim . haftasonum tatil. maaşım kendi işimi yapanlara göre belki bir tık fazla yada eşit. ama aynı işi yapan başka şirkettekilerden az değil .
    çatır çatır sosyal haklarım var . çatır çatır kullanabildiğim izinler. giriş saatim belli çıkışım belli. mesai mi yaptım . çat yaptığın mesai kadar iznin hakkın istediğin zaman kullan.
    ee paşam milletin enayisi ben miyim amk.
    defolup gidin elinizde eleman tutmayı öğrenin lan .
    mal mal konuşan kapitalizm ve emperyalizmden nasibimni alamamış patron piçlerinin anlayamayacağı durum bence . o japonları öveceğine o japonların verdiği maaşı ve sosyal hakları ver hıyar herif. ayrıca japonlar işi işte öğretmez kardeşim . orda hayvan gibi üniversitelerde okursun .
    değiştirir kardeşim işini en doğal hakkı o adamın .
  • türkiye'de birinin uzun yıllar aynı yerde çalışması, çalışanın değil işverenin prestiji olarak görülür.

    bu konuda başka da bir şey söylemeye gerek yok. her şey yukarıdaki cümlenin içerisinde.
  • küçük istisnalar dışında işverenin beceriksizliğidir. yıllardır emek verip yetiştirdiğin kişinin karakterini analiz edip ihtiyaçlarını karşılayamazsan o kişi de daha güzel fırsatlar sunan yere gider.

    ki çoğu kişi düzenini bozup yeni adaptasyon süreciyle uğraşmak istemez. eğer böyle bir karar alıyorsa o iş yerinde bir şeyler rayında gitmiyordur.
  • elemana yeteri kadar değer verilmemesindendir.
    *esnek* çalıştırırsan, adam işi öğrenene kadar kalır, sonra siktiri basar.
  • işi öğretiyoruz diye az paraya eşşek muamelesi yapılan eleman fırsatını bulunca kaçar, bu tamamen işverenin mallığı. ayrıca iş hayatında vefa falan olmaz. 20 yıllık personelini işten atan büyük firmalar da var.
  • gerizekalı patronların anlayamayacağı bir konsept. şunu bir idrak edin artık, senin için çalışan adamın, günün o saatinde orada olmasının ilk sebebi hayatını devam ettirecek parayı kazanmak zorunda olması, ki bunu illa senin yanında yapmak zorunda değil. ikincisi ise sana para kazandırmak.

    yani birisi senin cebin için hayatından çalarak sana veriyor. istediği zaman da atlayıp gitmek hakkıdır. iş hukuku olmasa ne sikerlerdi bizi bu zihniyetle düşünmek bile istemiyorum.
  • bazen şok etkisi yaratabilir.

    sahip olduğumuz ticarethanede bir bulaşıkçımız vardı. kendisi biraz arıza bir tipti ama eli çok çabuk, seri ve şıkır şıkır bir arkadaştı.

    bulaşıkları bitirince pat diye ya ortadan kaybolur, ya da sıkılırsa kendine dolaptan bir bira açıp müşteri gibi geçerdi bir masaya, paşa paşa keyif yapardı pezevenk. bilgisayarı boş bulunca hemen ergen şarkıları açardı. müziğin inanılmaz bir tarzla değiştiğini duyan bazı müşteriler bile ''biri osman'ı içeri kilitlesin!'' diye espriler yapardı.

    böyle dengesiz tavırlarına her ne kadar sinir olsak da, deliliğine verip gülüp geçer, adam etmeye çalışırdık delikanlıyı. yüzlerce bardağı, tabağı beklenenden önce hazır etmesine rağmen hiç beklenmeyen hareketlerinin hepimizi dumura bağlatmasına da alışmıştık. görmezden gelip genç adam, olur falan diye geçiştirirdik. huysuzdu ama bir şeytan tüyü vardı bizim osman'da. bu kendine has tavırlarından mı, orijinalliğinden mi nedense artık billmiyorum sevdiriyordu kendini.

    birlikteliğimiz 3 yılı aşmıştı. zamanla biz ona alıştık, o da bize. fakat son dönemlerde iyice surat yapmaya başladı. ''ne işsin lan osmi?'' diye halini soruyoruz, ''yok bişey abi.'' diyor. gak guk ediyor. sonra bu parayı beğenmiyor herhalde diye düşünüp günlüğüne güzel bir zam yaptık. sigarasını zaten kasadan alıyoruz. bayram seyranlarda, ara sıra üstbaş beyefendiye. kız arkadaşına hediye alacak, ekstradan harçlık. halısaha maçı yapacağız osman da gelsin. zorla sinemaya yolluyoruz. dostça yaklaşıyoruz. afedersiniz bir küçük osmanı ağzımıza almıyoruz yani, o derece. onun bize verdiği emeğin yanında bizim ona verdiğimiz emeğin fazlası vardır, azı yoktur.

    bir bayram akşamı, üzerinde bizzat beğenip aldığım kot pantolonu ve gömleği var. saçları jölelenmiş, kolasına buzunu limonunu atmış, elinde sigarası, telefondan müzik dinleyip kız arkadaşıyla yazışıyor mutfakta. (bkz: osman the king)
    bu arada müşteriler de bastırmaya başladı. masalar doluyor. bulaşıklar birikiyor. hadi osman, canım osman, güzel osman diyerek gazlıyorum.

    -abi ben iki dakka karşı bakkala gidicem. sakız alıp geliyorum.
    +tamam. çabuk ol.

    2 dakika geçti 10 oldu, 10 dakika geçti 1 saat oldu. arıyoruz, telefonu açmıyor, mesajlara cevap yok. bulaşıklar tepelendi. bir garsonumuzla beraber bizim ortak mecburen daldı mutfağa. bu yavşak nereye kaçtı gene acaba diye söylenip duruyoruz.

    2 saat sonra mesaj attı;

    ''abi ben gelmicem beni beklemeyin. nurcanı kaçırdım.''

    ya! biz osman'ı, osman da nurcan'ı kaçırmıştı.

    mesajı bulaşıkların içinde kaybolan ortağıma gösterdiğimde verdiği tepki şu oldu;

    ''bunun böyle bir bok yiyeceği belliydi. ulan götoğlanı söyleseydin de kızı adam gibi isteseydik. kim yıkayacak bu kadar bardağı şimdi?''.

    edit: güzel mesajlarınız için teşekkür ederim. ben de merak edip memleketten bir arkadaşımı aradım az önce. osman'ın bir kızı olmuş. hem de okula başlayacakmış. bundan önceki patronunun arabasını alıp ailecek pikniğe gitmişler. hasta bakmaya gideceğiz diye kandırmış adamı. yakalanmışlar ve osman kovulmuş. şimdi aşçılık yapıyormuş başka bir yerde. havadisler böyle. osman aynı osman. life goes on osman.