şükela:  tümü | bugün soru sor
  • malum maçtan sonra kalbi kırılan birinin yılmaz erdoğana yazdığı açık mektup.

    kendisi mektubu cevaplamaz da, belki bir gün bir yerde küçük bir açıklama yapar. utanırız biz de. editleriz buraları...

    --- spoiler ---
    yılmaz abi merhaba. abi diyorum kusura bakmazsan. önce kendimi tanıtayım, belki hatırlarsın. 2004’te cebimde kelimeler gösterini izmir fuar açıkhava tiyatrosu’nda eşiyle birlikte izleyen erdem’im ben. iyi biri olduğumu düşünürüm. arkadaşlar falan da komik bulur. iyisin olum sen derler. 24 yaşındaydım o zaman. fuar açıkhava güzel bir sahnedir. paramız önlere yetmemişti ama fuar açıkhava’nın güzelliği budur. arka sıralardan da çok güzel izleyebilirsin sahneyi. gösteride izmir’e, izmir halkına dair süper doğaçlama espriler yapmıştın abi. gösteriyi olağanüstü bulmamıştım ama muhabbetin çok iyiydi be abi. “ne sıkı adammış yaa?” demiştim. yıllardır biliyordum seni ama canlı performansın da hiç fena değildi.

    biraz daha eskilere gidiyorum abi. 1800’lere kadar değil ama, televizyonun çok şey olduğu 1990’lara. biz ince ince devrimci oluyorduk 15’li yaşlarımızda. çünkü çok aşağılık işler oluyordu ülkede. televizyonlar vermiyordu. televole vardı genelde. o pek komik değildi. levent kırca çıkıp “maraba televole” diyordu. biz o sırada leman okumaya başlamıştık. cem yılmaz karikatür çiziyordu. o sırada ben karşılaştım abi seninle. kat’a devrimci olmayan mükremin, tv’lerde devrim yapıyordu ve deli gibi güldürüyordu bizi. bizim gibi konuşuyordu. ben o yıllar cem yılmaz’a ve mükremin çıtır’a çok güldüm abi. ikisine de katkıların için teşekkür ediyorum. gülen devrimciler olmamızda bu iki ismin etkisi var diye düşünüyorum.

    ülke 90’larda kaynıyordu. şimdi ne kadar kötü olduğu söylenen 90’lar vardı ya, harbiden çok kötüydü abi. çok genç ölüyordu. sokaklar ayaktaydı. gazi’de, 96 1 mayıs’ta yaşıtlarımı vuran kurşunlar bana değmediği için çok şanslı hissetmiştim vurulmadığım için. gezi’de benden 20 yaş küçük çocukları vurduğunda aynı kurşunlar, bu sefer şanslı falan değil çok kötü hissetim. keşke ben vurulsaydım dedim. sıralı ölümün sırasını berkin’in, ali ismail’in, abdullah’ın, medeni’nin bozmasını kabul edemiyorum. o çocuklar ölmemeliydi abi.

    97’de üniversiteye girdim. çok zor bir mevzu değildi açıkçası. 5 seçeneği olan 180 sorunun birazını doğru çözmeye bakıyordu. senin tabirinle “hülasa kente hukuk mukuk okumaya mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş anadolu çocukları”ydık. ben mühendislik okuyordum. senin de birkaç seneni harcadığın itü’deydim abi. memleketi ne kadar kurtarabildiğimizi bilmiyorum ama iyi dostlar edindiğimi düşünüyorum. yıllardır görmediğim okul arkadaşlarımdan bir çoğuyla gezi parkı’nda kucaklaştık. çok iyi geldi.

    konuyu dağıtıyorum kusura bakma lütfen. 1997’de istanbul’a geldiğimde büyülendim. inanılmaz bir şehirdi. biz akşama kadar istiklal caddesi’nde geziyorduk. fonda senin “soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan” şiirin vardı. tüm caddede, tüm kentte. biz de aynı durumdaydık be abi. şehirlerarası otobüslerle ailesine kavuşacak kadar çocuktuk, iyi niyetli devrimcilerdik. ne şanslıydık ki sana abilerin, bize de sen ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi öğretiyordu. imza günün olmuştu ekim 1997’de yanılmıyorsam. ben istiklal’de dergi satışı planlayan ekipteydim sanırım, meşguldüm gelememiştim. o zamanki kız arkadaşım (evlendik abi biz sonrasında, 11 yıl önce) ve kuzenim gelmişti. ben bayağı sordum imza gününü onlara. ayrıntılarını merak ettim. üzülmüştüm gidemediğime. beni değil de belki eşimi çıkartırsın abi, o imza gününden.

    eşim çok iyi bir tiyatro oyuncusudur. üniversitede yıllarca oynadı. hatta 2001 gibi senin “haybeden gerçeküstü konuşmalar” kitabını oyunlaştırdılar. aylarca prova yaptılar. inanır mısın çok komik bir oyun oldu. provaları ben izledim, çok eğleniyorduk. hatta seninle de görüşmüşlerdi çok memnun olacağını söylemiştin bu oyundan. yönetmen imzalı izin istediğinde, onu tabii ki de dert etmemelerini belirtmiştin. ben bundan da çok etkilendim yılmaz abi. gençlerin önünü açmana sevindim.

    sonra oynayamadılar oyunu. haberin olmayabilir, belki menajerin falandır haberin yoktur. buradan yazayım dedim. 20 şehirde senin yazdığın oyun için turne düzenlediler. menajerlerin, birkaç ay sonra aynı şehirlerde senin de stand-up’ın olacağı için istememişler. güzel bir oyun olacaktı, olmadı. elimizde senden imzalı kağıt yoktu, oynayamadılar. afişlerini saklıyoruz hala. istersen bir tane yollayabiliriz. inan kızmadım sana, zamanlama açısından talihsizlik olmuştur dedim. ama inan, izlesen beğenirdin. bayağı iyi bir oyundu.

    yine o yıllarda vizontele çıktığında ilk gün sabah 11:30 seansına bilet aldık. fındıkzade sinemasına. çok ağladık filmde. çok da güldüm. hatta teşekkür etmek isterim. mühendis olarak çalışırken bir sunumumda “peki zeki müren de bizi görecek mi?” sözünü kullanmıştım. çok güzel bir sunumdu, yönetim çok beğendi. sonrasında şirkette başka bir pozisyona geçtim.

    vizontele tuuba’yı da sinemada zevkle izledim. ben çok iyi bir sinema izleyicisi olamadım abi. bazen uyuyorum filmlerde. ama ne yalan söyleyeyim senin filmlerini gözüm, kulağım, kalbimle izledim. gittim sonra vcd’lerini de aldım, arşiv olarak saklamak istedim. küçükken kuzenimin evinde züğürt ağa gibi birkaç kült filmin vhs kasedi vardı. çok imrenirdim. ben de çocuklarıma beğendiğim filmleri arşivlemek istedim. dvd almayı biraz pahalı biraz da enayice buluyorum. ama vizontele’lerin vcd’sini aldım, duruyor. tabi bu sırada çocuklarımız oldu. birkaç kere izledik birlikte. abi bir kez daha teşekkür ederim, çok beğendiler filmlerini. kelebeğin rüyası ve bir zamanlar anadolu’dan gurur duydum. dünya çapında filmler. sarhoş oldum izlerken. belki ileride çocuklara da izletirim diyordum. hatta bir zamanlar anadolu’da filminin dvd’sini aldım, arşivledim. vcd değil abi dvd. iki katı paraya kıydım.

    salt ekranlardaki üretimlerinle anmak istemiyorum seni abi. otogargara, sen hiç ateşböceği gördün mü ve bana bir şeyhler oluyor oyunlarını canlı izledim. çok beğendim. hele ki 2001 krizini anlatan bana bir şeyhler oluyor’dan çok fena etkilendim. biz o kriz yüzünden bayağı bir süre iş bulmakta zorlandık çünkü. kimseler de bu krizin etkilerini anlatmıyordu. bir tek senin anlatmanı çok cesurca buldum abi. altan erkekli’nin müthiş oyunculuğuyla birlikte delirdim o oyunu izlerken. hatta bu bahsettiğim üç oyunun da vcd’lerini aldım. birkaç kere izledik. çok etkileniyorum her seferinde.

    ankara, şiirini ilk duyduğumda mühendis olarak çalıştığım şirketin bir projesi için yurtdışındaydım. şimdi 9 yaşında olan ikizlerim o zaman bir yaşındaydı. soğuk tiflis akşamlarında senin şiirini dinleyerek şarap içip çocuklarıma mektuplar yazıyordum. şiirlerinin bazılarını çok beğeniyorum yılmaz abi. ankara şiiri youtube’da kaç kere dinlenmiş bilmiyorum ama 6-7 yıldır bin kere falan ben tıklamışımdır. çok güzel be abi, eline sağlık.

    kısacası abi, sana teşekkür etmek istiyorum. 15 yaşımdan, 35 yaşıma kadar ürettiklerinle çok emeğin geçti bana. minnettarım. sayende öğrendim, hüzünlendim, özlem doldum. dört beş gün önce arkadaşlarla tatile çıkarken, yolda senin ne kadar üretken, ne kadar çok boyutlu bir sanatçı olduğunu savundum bir tartışmada uzun uzun. bize ne çok şeyi sevdirdiğini anlattım. eyvallah abi.

    sonra dün, senin recep tayyip erdoğan’ın gösteri maçında oynadığını gördüm. insan sevdiklerini istemediği formayla görünce alt üst oluyor. iyi bir galatasaraylıyım ben. tanju çolak ve fatih akyel fenerbahçe forması giydiğinde de çok üzülmüştüm. ama en azından demiştim, bir sebebi vardır. daha çok para vermiştir fener. galatasaray tatmin edememiştir, mutsuzdur. anlamaya çalışmıştım.

    şimdi de, muhtemelen en yakından takip ettiğim sanatçılardan biri olarak seni anlamaya çalışıyorum. mesela, bkm mutfak projeni beğenmemiştim bir izleyici gözüyle. ama sebeplerini bulmaya çalışmıştım. gençlere yol açmak, sadece sahne önü ve arkasında değil de biraz da bilirkişi gözüyle davranmak isteyişine yormuştum. ya da daha önce yapılan 23 nisan gösteri maçlarındaki varlığını futbol ve çocuk sevgisi ile bağdaştırmıştım. akil insanlar heyetini bir kandırmaca olarak görmekle birlikte girmende barışa katkı sunmak gibi bir amaç aramıştım. çünkü abi, 20 yıldır sokaklarda, okullarda, eylemlerde hep barış diyor, hep dayak yiyoruz. bu devletin küs olduğu herhangi birisiyle barışmak isteyeceğine dair samimi bir umut görmedim, hala da görmüyorum. ama helal olsun dedim, demek yılmaz erdoğan barış için kendini yollara vuranlardan birisi olacak. projeyi samimi bulmasam da senin adımında bir samimiyet aradım.

    peki abi, ürettiklerini, duruşunu, kişiliğini bu kadar iyi takip eden birisi olarak dünkü o maça çıkmandan neden hiçbir şey anlamıyorum ben? bu ülkede milyonlarca insan geleceğinden, hatta bugününden endişeliyken; geçen yıl gezi’de, bu yıl soma’daki katliamlara yönelik öfke dururken seni izleyen milyonların duyguları bir halı saha maçında ezip geçilecek kadar bayağı mı abi? hala aramızda “napıyonuz ulen devrimciler?” şakasını yapıp gülüyoruz biz. ülkenin diktatörlüğe doğru gitme endişesi bu kadar mı hafif bir şaka senin için? hangi motivasyonla oynadın o maçta abi? anlatsan anlamaya çalışırım, bak kanıt. anlattığın her şeyi tekrar tekrar izleyip anladım. varsa bir gerekçesi söyle bilelim. ama hırsızlığın, polis şiddetinin, tek tip düşüncenin marifetmiş gibi sunulduğu bu gün hangi gerekçe çıkarır abi seni o maça? basit bir halı saha maçı değil ki o? ülkenin kilitlendiği bir seçimin adaylarından birisinin, en çok korkulanının propaganda maçındasın abi sen. siyasi düşünceni ve milliyetini bilmiyorum. ama nasıl bakacaksın mazlumların, gezi’deki gençlerin, kürtler’in, aleviler’in, soma’daki işçilerin yüzüne. ben nasıl izleteceğim çocuklarıma senin vcd’lerini? berkin’in annesinin yuhalatılmasını nasıl sindirdin abi sen?

    eğer diyetse abi, al ş harfinden orak çekiç figürü esprini. ben istemiyorum artık. ankara şiirini bir daha dinlemem, çok seviyordum ama ne yapalım. ankara’ya kar yakışmayıversin. ben özgürlük istiyorum. kendime, çocuklarıma, arkadaşlarıma, tanımadıklarıma. ülkenin en korkulan adamıyla gevrek gevrek sırıtarak maç yapan bir sanatçının bana verecek bir şeyi yoktur. uzak olsun. eğer bir adres verirsen vcd’lerimi, eşimin 17 yıl önce imzalattığı kitabını, imzasız diğer kitaplarını ve anılarımı sana göndermek isterim. onların çocuklarımla aynı evde olmasını istemiyorum. kirli buluyorum o eserleri.

    senin beyaz formayı giyme hakkın kadar, benim de söz söyleme hakkım var. eğer uygun olursam, ilk canlı oyununda tiyatro, stand-up her neyse bilet alıp gelerek üzerinde “adı yılmaz kendi değil”, ya da “ne yaptın be abi?” gibi bir pankartla seni protesto etmeyi düşünüyorum. tam olarak ne yazacağıma karar vermedim. düşüneceğim. barışçıl olacağı kesin, esprili olmasına da çalışacağım. gösterinin sonunda yaparım herhalde bunu. amacım oyunu sabote etmek değil. koruman var mı, beni döverler mi inan bilmiyorum ama dövseler de kalbim daha fazla kırılamaz. dilerim bir açıklaman vardır da ben o açıklamayı duyar ikna olurum. beni geç, roboski’de, soma’da, gezi’de ölenlerin yakınlarını ikna edersin. çünkü artık senin hiçbir eserini izlemeyecek, dinlemeyeceğim. anılarımla, özgürlük isteğimle arama kurulan bu duvarı örmeye, zamanında sevdiğim eserlerin sahibinin bile gücü yetmez. izin vermem. sen git topunu oyna ama bir zahmet özgürlük isteğimizi kirletme.

    kolay gelsin.
    --- spoiler ---

    http://kabavicdan.tumblr.com/…st/93063220951/y-lmaz
  • yılmaz erdoğan'ı anlatan harika bir mektup.
  • yazanla aynı fikirde olduğum, çok güzel yazılmış mektuptur.
    sahip olduğu maddi değerleri kaybetmekten korkanlar, onları kaybetmemek adına manevi değerlerinden ödün verirler.
  • güzel yazı. pankarta "ben senin dönebilme ihtimalini sevmedim." yazılabilir.
  • ınsanlarin canlariyla , ozgurlukleriyle verdigi savasi bir korkak gibi disardan izleyip , yillar sonra bi de bunun ustunden para kazanan orta yolcu bir kisiye yazilmis mektup.

    vicdanin sizliyor degil mi yilmaz erdogan , hep kactigin icin , hep disardan seyredip sonra da kendin yapmis gibi anlattigin icin.

    mizah seviyesi cem yilmaz'in anca kirintilari kadar olan kisisin sen.