şükela:  tümü | bugün
  • hayatımda ki en huzurlu, en sakin, en rahat, en mutlu dönemleri geçirmemi sağlamış olan şey. rahat batıyor sadece bir süre sonra.
    bedeni ruhu zihni eğitir. tanıtır. uzun süreli bir uygulama sabır ve disiplin gerektirir. yogaya ne verirsen o da sana aynısını* verir.
    "ruh ve beden birbirinden ayrıdır" diyen batı felsefesinin aksine doğu felsefesi olarak "ruh ve beden bütündür" der. iyide eder.
    düşünce rengi turuncudur.
    insanı her türlü eğitir geliştirir. hayatınızı değiştirir tek kelimeyle. "insanın omurgası ne kadar esnekse o kadar gençtir" der. ne de iyi eder.
    uygulama bitince meditasyon seansı başlar. çok iyi verim alınır zaten vücut rahatlamış olduğu için.
    günlük yarım saat ayrılacak bir çalışmayla çok iyi sonuçlar alınabilir.
    para tuzağı olan özel derslere filan hiç gerek yoktur. piyasadaki kitaplar genelde yetersizdir. tavsiyem 80 baskısı mavi bir kitap. üzerinde "iyi yaşayınız çok yaşayınız" yazıyor. kendi kendinize yapabilirsiniz.
    eğitim 8 aşamadan oluşur:
    a) yama: olumsuz dalgalardan uzak durmak (hırsızlık, kin, nefret) iradeye hakim olmak.
    b) niyama: pozitif güçlendirme anlamına gelir. disiplini öğretir.
    c) asana: vücut egzersizleri. (bir çok kültür fizik hareketi yogadan alıntıdır. ama hiç bir zaman yoga kadar faydalı olunamaz. çünkü kültür fizikte kişinin hareketleri yaparken ki ruhsal durumuna önem verilmez.)
    d) pranayama: doğru nefes almayı öğretmek.
    e) dharana: belli bir şey üzerinde konsantre olmak.
    f) dhayana: meditasyon çalışması.
    g) samadhi: meditasyonun en üst aşaması. üstün bilince erişme. beden dinlenirken aklın ve duyuların uyanık kalması..
  • yatağınızda sırt üstü yatın:
    gözlerinizi kapatın
    her iki kolunuzu avuçlarınız gökyüzünde yanınıza uzatın
    ayaklar kalça genişliğinde açık
    tüm ağırlığınızın ıslak bir çarşaf gibi yatağa yayıldığını düşünün
    bacaklar rahat
    kollar rahat
    boyun rahat
    kulaklar omuzlardan uzakta
    dilinizin damağınızdan uzaklaştırın
    alnınızı gevşetin
    vucudunuzun arka tarafının da sizin olduğunu hatırlayın
    ayak parmaklarınızdan başlayarak sıktığınız her noktada bekleyip oraya bir nefes gönderin.

    içinde olduğunuz durumda kalmaya çalışın.
    düşüncelerin akmasına izin verin...
    bırakın gelip gitsinler
    izin verin
    o an bir daha geri gelmeyecek...

    burnunuzun ucunda bir kalem hayal edin
    o kalemle havaya küçük sonsuzluk işaretleri çizin
    her yöne.

    en sonunda o kalemle istediğiniz şeyi havaya yazın.
    gözlerinizi açın.

    size, hem iyi, hem kötü bir haber:
    herşey geçer.
  • evde yoga yapmak isteyenlere için 30 günlük güzel bir seri tavsiye edeyim:
    yoga with adriene

    bu kadının tarzı hoşuma gitti; sakin ve eğlenceli, komplekssiz bir tarzı var. çekimleri basit bir ortamda yapıyor. ingilizcesi net, konuşması ve sesi kulağa hoş geliyor. videolarının altına saçma sapan müzikler koymuyor. tipi çok doğal, tam bir özge tipi var kızda. sizi bilmem ama, ben böyle mor saçlı, vücudu dövmelerle kaplı, kolları bilezik dolu, felsefi olacağım derken kafayı sıyırmış tipleri görmeye pek tahammül edemiyorum. bu kız çok normal, çok hoşuma gitti.

    her seviyeye uygun, her bölgeyi çalıştıran dersler çekmiş. gayet başarılı.
  • yıllardır hayatıma giren en güzel şey. gönül istemez mi sen hariç mustafa tipi bir espri yapayım, ve gerçek hayatta mustafa diye bir civanı tanıyor olayım, heyhat! ama artık aklı başında biri olmaya karar verdim, ne varsa safa yatmada var, ki bu başka bir entry konusu.

    bu girişten sonra kaale alan olur mu bilmem ama, özellikle yoğun stres altında ve masa başı işiniz varsa, yoga ilaç gibi gelecektir; asla geçmez sandığım sırt ve boyun ağrılarım tarih olduğu gibi, iki gün yapmazsam da resmen kaslarım kaşınıyor. ya da kaslarım mı kamaşıyor acaba. veyahut at mı oldum acaba ben? tövbe. geyik bir yana yogaya başladığımdan beri hayatımın en dingin, stresle en etkin başa çıkabildiğim dönemini yaşıyorum desem yeridir. diyeceğim o ki daha önce önerdiğim gibi internet üstünden exercise tv'ye (bkz: exercise tv/@procastinator) ya da astanga yoga linklerine (bkz: astanga yoga/@procastinator) bakmadıysanız, veyahut halihazırda bir yoga stüdyosuna gitmiyorsanız, öyleyse size niye şu üçüncü kapıyı açmayayım? açtım gitti ayol. cin ali'yle yoga keyfi diye ilkokuldan itibaren beden derslerinde yaptırılmasını istiyorum, öylesi bir böylesi:

    sun salutation sequences: http://www.yogawithamey.com/…ges/sunsalutations.jpg
    standing poses: http://www.yogawithamey.com/…ages/standingposes.jpg
    balancing poses: http://www.yogawithamey.com/…ges/balancingposes.jpg
    inverted poses: böyle poz görülmemiştir http://www.yogawithamey.com/images/inversions.jpg
    backbands: http://www.yogawithamey.com/images/backbends.jpg
    hip openers: http://www.yogawithamey.com/images/hipopeners.jpg
    forward bends: http://www.yogawithamey.com/…mages/forwardbends.jpg
    twists: http://www.yogawithamey.com/images/twists.jpg
  • bugün yapmaya başlamamla, kanepenin altında kalan kayıp çorap tekini bulmamı sağlamış aktivite. çamaşır makinesini çalıştırmaya başlamadan önce bulmuş olsaydım tüm gerginliğimi alabilirdi gerçekten. önümüzdeki sessionlara bakacağız.
  • dun sabah yazılmıs bir entry vardı burada silinmis, ondan referans alarak yazacaktım aslında. konusu "niye insanlar yoga pozu fotografları paylasıyor?" gibi bir seydi. o sık sık yoga pozu paylasan manyaklardan biri de benim, anlatayım niye paylasıyoruz:

    (1) cunku canım istiyor. cunku o benim sayfam ve ben istedigimi koyarım, istedigimi yazarım. unfollow bakmak istemeyenler icin yaratılmıs, hic durma bas. ben egleniyorum o fotografları paylasarak. haters gonna hate, ama senin benim hayatımda zaten zerre kadar onemin yok. bazıları bos bos konusur, bazıları yapar, ve dunya doner...

    (2) cunku bu benim gunlugum gibi bir sey. kendi kendime motive oluyorum, ne zaman neyi iyi yaptıgımı goruyorum, ne kadar gelistigimi goruyorum. yeni poz paylasmak dusuncesi calısmamda belli bir disiplin yaratıyor.

    (3) cunku insanları motive etmek istiyorum, biliyorum ediyorum da. ben yapıyorum, sen de yapabilirsin demek icin paylasıyorum.

    (4) cunku zor ve aslında yapamazsın. bu benim basardıgım bir sey, ve senin yapamadıgı bilmek bana zevk veriyor. kendimi ozel hissetiriyor.

    (5) yoga kominitesi acaip destekleyici ve motive edici. (biz turkler bilmeyiz bunu, cunku yoga yapan turkler yine aynı bok. gecen gun bir fotografın altında donen "yalnız ayakkabıyla yoga yapılmaz" cingeneligini gordum, yine tiksindim ya, hayatı bu kadar ciddiye almamak lazım. bugun ayakkabıyla yaparsın, obur gun yapmazsın, nedir yani vitamini mi kacıyor? ) neyse ne diyordum, dunyanin her yerinden pozitif ve destekleyici mesajlar alıyorsunuz, guzel arkadaslıklar kuruluyor, pozlar tartısılıyor vs... diger yoga seven insanlarla iletisime gecmemi saglıyor.

    (6) cunku vucudunun fotografını paylasmak aslında, insanlara "sizin yargılarınızdan arınıyorum" demek. acayip bir kafa rahatlıgı olusturuyor. komplekslerinden arınıyorsun, ben buyum, guzelim, iyiyim diyorsun.

    (7) kendimi ifade etmek, hayatımı kutlamak icin. ben de boyle yasıyorum. bu da benim hayatım demek icin. yemek yerken, kahve icerken, arkadaslarla, yalnız, karda kısta, sahilde, su altında, arabada, tatilde, is yerinde, hatta seks yaparken... her dakika her yerde fotograf cekip, bazılarını paylasmıyor muyuz? ee yoga niye farklı olsun ki, bu da benim hayatımı nasıl gecirdigimi anlatan bir resim sonucta.

    neticede yoga iyi bir sey. ciddi soyluyorum. yani ortalama turk insanin instagram profili: sigara, kahve, rakı, kafa egik selfie ve ozlu sozden olusuyor. bunlar mı iyi? yoga pozlarının cogu cok estetik, zarif ve seksi pozlar; cemkirecek her sey bitti, yoga fotografları mı goz zevkinizi bozuyor? bence bu konuyu sorun etmek, yoga pozu paylasmaktan daha hastalıklı, bir donup aynaya bakmanızı tavsiye ederim.
  • sabah uyandığınızda şöyle bir esnemek, gerinmek, durup bir kendinizi dinlemek, kendinize "bir yerim ağrıyor mu? bugün kendimi nasıl hissediyorum?" gibi soruları sormak için ne kadar vakit ayırıyorsunuz? ya da ayırıyor musunuz? şahsen ben ayırmıyorum. onun yerine 1-2 dakika fazla uyumanın hesaplarıyla yatıp sabah da alarmla beraber uyanıp hızlıca hazırlanıp çoğu zamandan sağlıklı bir kahvaltıyı geç, bir şeyler atıştıracak zamandan bile feragat ederek güne başlıyorum. en azından eskiden böyle yapıyordum. tüm bunlar birazcık daha fazla uyuyabilmek için kendimle ettiğim pazarlığın bir parçasıydı. ha ne değişti? evet doğru bildiniz yogaya başladım.

    yoga pratiğim, ilk bir iki sene boyunca sadece sırtım, boynum ağrıyıp da kambur durmaya başladığımda yaptığım bir iki hareketten ibaretken bir stüdyoya kaydolmamla haftada bir iki günlük bir düzene oturdu. arada bıraktığım ve tekrar başladığım oldu. ama bir şekilde hayatımda bir yer edindi. bir süre sonra haftada üç dört gün derse gider oldum. ama kendim için yaptığım en iyi şey yoga pratiğimi sabahları yatak odama taşımak oldu.

    her sabah normalden bir - bir buçuk saat önce kalkıp 30-45 dakikalık bir güneşi selamlama serisi yapıyorum. eğer uyandığımda bir tarafım ağrıyorsa ona iyi geldiğini hissettiğim pozlara yoğunlaşıyorum. hem beni güne hazırlayacak bir egzersiz yapmış oluyorum hem de o sabah ne hissettiğimi sorgulamamı sağlayacak bir zaman boşluğu yaratmış oluyorum.

    sadece bedenimi değil "ruhumu" da dinliyorum. eğer kendimi kötü hissediyorsam, bu kötü hissin aslında ne olduğuna dair irdelemeler yapıyorum: kızgın mıyım? korkuyor muyum? endişeli miyim? güçsüz mü hissediyorum? ya da iyi hissediyorsam: neşeli miyim? umutlu muyum? heyecanlı mıyım? huzurlu muyum? bu soruları sormak bile kendime dair bir iç görüye sahip olmamı sağlıyor. yani her sabah biraz daha kendimi bilerek güne başlıyorum. zaten gündelik krizlerimizin çoğu aslında farklı bir sebepten kaynaklanan kötü hislerimizi başka bir duruma yansıtmamızdan çıkmıyor mu?

    zamanla o bir iki saati uyumak yerine yoga ve kahvaltı yaparak harcadığımda kendimi çok daha enerjik, yeni günün stresine ve yorgunluğuna karşı hazır hissettiğimi fark ettim. artık afyonumun patlaması için kahveye de abanmıyorum mesela.

    kısacası: yoga + kahvaltı > uyku + kahve
  • bir yerde bahsi geçmeye görsün; türk insanı standart 1.0 modelinin, fabrika ayarı olarak, "ulan iki rekat namaz kılın bunlarla uğraşacağınıza" lafını yapıştırmaya programlandığı faaliyettir kendi kılmasada.
  • ''hemen bütün yoga yöntemleri, ufak tefek farklılıklarla da olsa temelde patanjali’nin sekiz basamaklı ya da sekiz aşamalı planını izler. ilk beş adım kısaca “dışsal yoga”, sonraki üç adımsa “içsel yoga” olarak nitelenebilir. adımların hepsi birbirine bağlı olmakla birlikte bunlardan beşinci adım olan pratyahara, dışsal ve içsel yoga arasındaki asıl büyük köprü işlevini görür ve içsel yogaya geçişteki en önemli aşamadır. öyle ki ilk dördü adeta pratyahara için hazırlıktır. bu sekiz aşamanın anlamları, kısmen de tanımları, mümkün olabilecek en özlü biçimde şöylece verilebilir:

    1.yama: kendine hakim olarak yaşam enerjisine (dolayısıyla da hayatına) yön vermektir. bilinçli olmak ve kendinle başkaları arasında köprü kurmanın başlangıcıdır.

    2.niyama: düzenli ve disiplinli bir hayat için doğru gözlemleme yapabilme anlamındadır. bu sağlanamazsa yogada başarı söz konusu olamaz. doğru uygulandığında daha ilk basamaklarda bile öğrenciler yoganın olumlu etkilerini hissetmeye başlayacaklar ve bu etkiler kişinin hayata bakışında, tutum ve davranışlarında kendisini gösterecektir. erdemli bir yaşam olmadan yapılacak her şey sadece kendini kandırmak olur. beşer adet olan yâma ve niyâma unsurlarını öğretmenlerinizden öğrenmelisiniz.

    3. asana: “duruş” demek olup, eski dilde “gevşemiş halde duruş” anlamına gelirdi. hayatınızda düzenlilik ve dinginlik olmadıkça doğru duruşa geçemezsiniz. niyâma ve asâna bedenle ilgilidir.

    4. pranayama: nefes alıp vermenin düzenlenmesidir. prânayâma, öğretilebilecek olmaktan çok ‘keşfedilebilecek’ bir şeydir... ve esasında içsel yolculuğa hazırlıktır. evrensel enerji demek olan prâna’nın içimize çekilmesiyle başlar. bedenle zihin arasındaki bağlantıyı oluşturan prânayâma ile yoga yolculuğunun ancak ilk yarısına ulaşılmıştır.

    5. pratyahara: soyutlamanın başlangıç evresi olup “eve geri dönüş” ve “içeri girmek” anlamlarına gelir. esası, dikkatin dış dünyadan iç dünyaya yönlendirilmesidir. ama önce yolu ve yordamı (prânayâma) bilecek ve doğru uygulayacaksınız ki eve dönebilesiniz. çakralar ve kundalini de pratyahâra’nın konularındandır. daha ilk aşamalarda iken, belli sayıda kursa devam etme koşulu ile ve ücreti mukabili çakra açan ve kundalini’yi harekete geçirdiğini söyleyen dolandırıcılardan lütfen uzak durunuz.

    6. dharana: mevcut prânayâma bağlantısını ve pratyahâra köprüsünü kullanarak kapıya yaklaşmıştınız. artık dharâna ile zihninizi odaklama (konsantrasyon) aşamasına ulaşabilirsiniz. zihne yön vermenin ardından gelen ise, istendiğinde onu sabitleme, yani bir bakıma zihnin efendisi olma aşamasıdır. zihin sabitlendiğinde düşünceler durur. pratyahâra ve dharâna bilinçliliğe giden basamaklardır.

    7.dhyana: tek bir noktada yoğunlaşma sağlanıp dharâna ile zihin sabitlendikten sonra düşünceler durdurulabilirse, dhyâna’ya geçilebilir. çünkü meditasyon yoğunlaşma değildir; yoğunlaşma sadece bir basamaktır, bir zihin hâlidir, soyutlanma ve ilişki kesmedir. yoğunlaşan bir zihin bu geçiş halinden kurtulmadıkça meditasyon yapamaz. yani bir başka ifade ile meditasyon, bilinmeyenin devinimi demek olduğundan, ancak bir zihinsel faaliyet demek olan o koşullu-bilme halinden kurtulmakla meditasyona geçilebilir. çünkü orada artık “bildiğiniz haldeki siz” de olmayacaksınız. çünkü meditasyon bir bakıma düşünceden de özgür olma ve “zamanı aşma” demektir. zihin düşünceden ve dolayısıyla zamandan da özgür kılınabilirse sessizce 'hakikat'in sonsuzluğuna ulaşılabilir. orada inanılmaz şeyler keşfedilir ve yaşamın tümüyle farklı bir anlamına erişilir. yoğunlaşılan noktanın (nesnenin) daraltılmasıyla (veya başka bir söyleyişle ‘aşılmasıyla’) artık hiçbir yere gidilmeksizin tamamen merkezde yoğunlaşırsınız. dhyâna salt öznelliktir. yani meditasyondur. sanskritçe bir sözcük olan dhyâna’nın batı dillerinde maalesef tam bir karşılığı bulunmamakla beraber, onun yerine geçmek üzere en yaygın olarak kullanılan sözcük, anlambilim bakımından ciddi biçimde yanlış olmasına rağmen, meditasyon’dur (buda, dhyana’nın pali dilindeki karşılığı olan jhana’yı kullandığı için budistler “jhana” demişler; çin’e “chan” olarak geçmiş; japoncadaki karşılığı ise “zen” oluvermiştir). artık herşey atılmış, herşeyden vazgeçilmiş, zihin boşlanmış ve yoğun bir “farkındalık” aşamasına ulaşılmıştır.
    bu aşamada artık ego yoktur, tamamen yokolmuştur; burada zorlanmadan kalınabilmelidir. konsantrasyon bir zihin hâlidir, meditasyon ise zihinsizliktir. konsantrasyon dışa yönelme idi, meditasyon içe yönelmedir. ama maalesef, adının başında ‘profesör’ olan bazı iddialı yoga uzmanları dahi konsantrasyonla meditasyonu sürekli karıştırmakta, bazıları bununla da kalmayıp konsantrasyonu “odaklanma”, meditasyonu da “derin odaklanma” olarak tanımlama yanılgısına düşmektedirler. bu kişiler meditasyonu kesin olarak bilmezler ve hayatları boyunca da yaşamamışlardır. ayrıca bu ciddi hatâlar hep veda ve upanishad’ların kasıtlı-yanlış çevirilerinden kaynaklanan ve bütün yoga sistemini temelinden bozan hatâlardır. meditasyon en üst farkındalık ve tanık olma durumudur. bu nedenledir ki ona, kimi zaman ‘zihinsiz bilinç’ de denilmektedir. osho, “zihin senin uykundur, meditasyonsa uyanışın” der. daha pek çok farklı biçimde tanımlanabilirse de, farkedeceğiniz gibi her tanım kaçınılmaz olarak eksik kalacaktır. özetle, bozulmamış orijinal yoga sistemlerinde önce “zihin ve beden birleştirilir”; meditasyon aşamasında “zihnin ötesine geçilir”. birleşme sağlanmadıkça aşma, öteye geçme söz konusu olamaz; “bütünleşme” ise öteye geçtikten sonraki “nihaî aşama”dır.

    8.samadhi: varolduğunuzu dahi unuttuğunuzda meydana gelen vecd halidir. “öteye geçmek”tir... burada olabilirsiniz, ama artık eviniz bambaşka bir yerdedir. yoganın, meditasyon aracılığıyla ulaşılabilecek nihai aşamasıdır; evrensel bilinç ile özdeşleşmektir. samadhi’de insan bu dünyada yaşar, ama dünya onun içinde yaşamaz.

    böyle bir durum daha fazla açıklanamaz, anlatılamaz; fazlasından sözetmek de zaten yararsız, hattâ sakıncalı ve/veya zararlıdır. nedeni ise gerçekte ne olduğunu bilemeyen ya da deneyimlememiş olanlar tarafından sözünün edilmiş olma olasılığının oldukça yüksek olması bir yana; gerçek anlamda yogada esasında böylesine koşullandırılmış, tanımlanmış, kodlanmış, herkes için önceden ayrıntılarıyla belirlenmiş standart hedeflerin olmamasıdır. olmaması da gerekir, aksi halde üniformite ya da konformite oluşur; hattâ hiç arzu edilmediği halde dogmatizm, sıradanlık, ısmarlamacılık olur; öylesi bir basmakalıplık ve koşullu beklenti duygusu aksine o zaman nihai aşamanın önünde engel oluşturur. yani sonucun herkes için önceden apaçık bir biçimde belirlenmiş gibi olması, veya öngörülmesi, dolayısıyla yolda yürüyenlerin de önceden böylesi bir hedefe koşullandırılmaları yoga değildir, olamaz. ilk dört aşama nispeten kolaydır. ama bu dört basamağın sırasıyla her biri mükemmellikle geçilmediği sürece doğru ilerleme olasılığı yoktur. tıpkı zayıf temelin üzerine sağlam yapı inşa edilmesinin mümkün olmaması gibidir. esasında yoganın her basamağında insan biraz daha tekâmül etmektedir.
    beşinci basamaktan itibaren rehberin, ustanın rolü ve önemi daha da artar. ama artık herkese göre, herkes için nispî farklılıkların olduğu, olacağı ve olması gereken bir aşamaya gelinmiş olduğundan, bundan sonrası büyük ölçüde başlangıçtaki temelin sağlamlığına, o zamana kadarki bilgi ve deneyimlerin doğru algılanıp doğru özümlenmiş olmasına; tevazu ve sebatla yolda yürüme inanç ve kararlılığına bağlı olacaktır. bu aşamadaki en önemli tehlike aceleciliktir. yoga elbette ki herşeyden önce bir “içsel yolculuk”tur ve yogacılar olarak bu yolculukta kendimize hiçbir zaman statik bir hedef belirlemeyiz. yani önemli olan yolda durmaksızın yürüyebilmektir.
    ‘tarihsel buda’ olarak da bilinen siddhartha gautama dört tür keşiş tanımlar:
    “yolu kazanan, yolu gösteren, yolda yaşayan ve yolda yürüyen.”
    yolda yürüyenin edinimleri ve yansımaları dışsal dünyada da farkedilecektir; kimler tarafından derseniz, elbette ki yola çıkanlar ve bakmasını bilenler tarafından... bir yogacı aslâ tutucu ya da dogmatik olamaz. hoşgörülü, nazik ve sevecendir; özgürlükçü, merhametli, cesaretli ve yaratıcıdır; sezgisi gelişmiştir; kısacası farkındalıkla yaşayan, sağduyulu ve sevgi dolu bir insandır. öyle ki ona, örneğin toplumsal düzen ve kişi hakları konusunda hiçbir şeyin hatırlatılması gerekmez; çünkü o zaten gereğini yapacaktır ve yapmaktadır. bunun nedeni, zaman içinde önce meditatif bir zihne, daha sonra ise meditasyon bilincine erişmiş olmasıdır. artık biliyoruz ki zihnin kendisinde bir yanlışlık yoktur, yanlışlık oraya depolananlardadır. o halde zihin aşılıp merkeze ulaşıldığında zihnin kargaşası da yokolacaktır. bir başka deyişle, zihnin derinlerine inildiğinde zihin kaybolacaktır. bu nedenledir ki meditasyona “zihinsizlik hâli” denilmektedir. zihinsizlik, doğal olarak aynı zamanda da “egosuzluk” demektir. ve işte ancak o zaman samadhi’ye ulaşılabilir. burada bir hususu, doğru anlaşılması için biraz açmak gerekir: zihinsizlik, zihne karşı olmak ya da ona karşı bir çaba sarfetmek demek değildir; zihnin ötesine geçmek demektir. yoksa zihin gereklidir; bilgileri biriktiren, bilinir ve anlaşılır hâle getiren ve bilinenleri tasarlayan, onları akıl ve zekâ ile birlikte işleyen, onlardan yeni sonuçlar çıkarıp yeni verilere ulaşılmasını sağlayan düşünme ve akıl yürütme aracıdır.

    özetlersek yoga, merkeze doğru ilerlemek, orada kök salmak, yerleşmek ve orada yoğunlaşmaktır. yoga ile bir bakıma önce özgün ve saf zihninize döner; kaynağa dönerken de zihnin efendisi olursunuz. böylelikle derinlerde saklı olan artık açığa çıkabilecektir. tanrısallık buradan başlar...

    yunus emre ne diyordu:
    “ilim ilim bilmekdir,
    ilim kendin bilmekdir.
    sen kendini bilmezsen,
    ya nice okumakdır.”

    ancak, yirmibeş asır önce söylenip tripitaka’ya yazıldığı gibi, “bilinçli yaşamak kolay değildir; sürekli dikkatli olmayı gerektirir... gelişiminizi sürdürmeniz gerek; en derin sular bile hareketsizlikten bozulur.” o nedenledir ki dostlar, gerçekte yaşayanlar sadece “farkında” olanlardır, onlar aslâ durmazlar; farkında olmayanlarsa ya bilinçsizce ölüme doğru gidiyordur, ya da çoktan ölmüşlerdir.

    yoga gerçekte bir başkaldırıdır; gerçeği kendi başımıza arayıştır... bizlere dayatılmış olanların bize yetmemesine isyandır, zincirlerimizin kırılmasıdır; kimilerimiz içinse en azından içine sıkıştırıldığımız kabuğun çatlatılmasıdır. kendini bilme ve tanıma arzumuzun boygöstermesidir. kaderciliğin yokedilmesine yönelik irademizin açığa çıkmasıdır, yaşama sorumluluğudur. büyümenin de, gelişmenin de, mutluluğun da, özgürlük ve farkındalığın da yolu budur. bunlar başarılabilirse işte size “insan”...''

    kaynak: yoga ve meditasyon - kerim soley - derki, 29.sayı