şükela:  tümü | bugün
  • türkiye'ye yakışan bir manzara.

    1.
    2.

    --- spoiler ---

    bir sehpa üzerine serilen gazetelerin üstüne konulan kebabı doktorlar afiyetle yerken arka planda ise ameliyattan çıkmış bir hastanın kendinden geçmiş görüntüsü yer alıyor. sosyal medyadaki görüntüler üzerine sağlık bakanlığı olayla ilgili soruşturma başlattı.
    --- spoiler ---

    edit: şunu bile savunanlar çıktı ya. neymiş efem, vakitleri yokmuş, yerleri yokmuş.
    delirdiniz mi yahu?
    az objektif baksanıza olaya.
    düşün bak, anan, baban kalp, beyin, kanser ameliyatından çıkmış, sen dışarıda dokuz doğuruyorsun, önünden "xyz kebap salonu" kutulu bir adam geçiyor ve yoğun bakıma giriyor.
    empati lan empati.

    edit2: kebabı yiyenler doktorlar değil hastabakıcılarmış ve kovulmuşlar. bu; durumun vahametini ortadan kaldırmıyor. sonuçta önemli olan kimin ne yediği değil, ybü'de neyin yapıldığı.
    kovulduklarına dair haber.

    edit3: uçan fotoğraf linklerini yeniledim.
  • linçi bölmek istemem de sadece kısa bir bilgi vereyim. o nasıl kebap falan diyenler olmuş. yedikleri kağıt kebabıdır. ancak elazığ'da bunu doğru düzgün yapamazlar, saman gibi olur. en iyi kağıt kebabını malatya'da hacıbaba'da yiyebilirsiniz. şimdi linçe kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.
  • ulan tepsideki yeminle kadavra parçaları açmayın dedeler amk.
  • işin yanlışlığını, etik boyutunu, zararı olmasını, olmamasını geçtim...

    arkadaş o nasıl bir kebaptır? ne kebabıdır. yemediğim kebap türü, gitmediğim kebapçı kalmamıştır ama hayatımda bunun eşini benzerini görmedim. uzaylı etinden falan mı yapılıyor acaba?
  • hiç şaşırmadığım olay.

    kimse kusura bakmasın, tamam doktorlar çok ağır koşullarda çalışıyorlar, onlar her gün hastalar arasındalar, bunlar onların rutini, vs.

    ama bu konuda çok doluyum. babam son 48 saatini, ankara'nın en teşekküllü hastanelerinden birinde yoğun bakımda geçirdi. gece yoğun bakıma kedi girdi abi! evet kedi, yatakların arasında dolanıyordu, annemle görevlilere söylediğimizde, "o buranın müdavimidir" cevabını aldık. çığlık çığlığa bağırsan kaç yazar.

    ondan önce de gündüz, hasta yakını olarak hastayı sedyeye kaldırmalısınız dediklerinde çıldırmıştım, işte sağlık bakanlığı'nın her türlü hattını arayıp delirdiğim an o andır. bilinci kapalı babamı annemle ikimizin kaldırması imkansızdı çünkü. hala tüylerim ürperiyor orada gebeş gebeş oturan görevlileri düşündükçe.

    kimse kusura bakmasın, insan hayatının ülkedeki değerini anlamak için hastanelerde hastaya olan davranışlara bakmak yeterli. kök nedeni doktorların ve diğer sağlık personelinin olumsuz şartları olabilir, beni hasta yakını olarak hiç ilgilendirmiyor. bizim şartlarımız da mükemmel değil, ama olanın en iyisini yapmaya çalışıyoruz.
  • yoğun bakım ünitesinde çok az bulunmuşluğum vardır. dünyadaki en kıymetlim, babam orda yatarken. şansımızdan bu konularda çok hassastı orda çalışanlar. içeri dalan kedi falan olmadı çok şükür, hatta içeri girebilmek için biz bile kök söktük hijyen falan diye ki ben çok takdir ettim.

    aynı anda yakınını bekleyen bir hanımı tanıyorduk. tesadüf işte. bir gün dolmuşa binmişiz, yaşlı bir amcanın eli annemin bacağına düştü yanında otururken. adam rahatsız zaten, canının derdinde belli. olayın üstüne çok mahçup olan eşi anlatmıştı hastalığını. adam başka bir hastanede yoğun bakım ünitesindeyken mikrop kapmış yıllar önce. senelerdir şifa aramaktan maddi manevi çökmüş ikisi de. söylenenleri anlamakta, hareket etmekte zorlanan ve gittikçe kötüleyen eşine bakıp onu çok seviyorum derken dolan gözlerini hatırlıyorum. ilk böyle tanışmıştık ve o gün yoğun bakım ünitesi önünde bekleşirken de ordaydı aynı kadın, kocası içerde.

    böyle lakayıt hareketlerin eleştirilmesine karşı çıkan, yok saygı gösterin diyen arkadaşlarımız olmuş. benim gördüğüm ve makul olan o birime bakkal poşetinde kola, ocakbaşı ortamında hazırlanmış yeşillikli bilmemneli yemek getirtmek ordaki pek çok hastanın hayatıyla oynamak demektir.

    eleştirmeyip ne yapacağız. yarasın koçlarıma diyerek teşvik mi edeceğiz. sağlık sektöründe çalışan insanları sever, hallerinden anlarım ama aklı başında yazarların da söylediği gibi üç kişiler, sırayla çıkıp yesinler efendim. ayrıca orası özel hastaneymiş. kol gibi faturaları millete dayarken iyi de bir tane olsun dört duvar arası yok mu yani personelin yemek ihtiyacı için de kullanabileceği. hiç olmadı yemeklerini sigaraya çıktıkları sırada yesinler madem. öyle yayılıp bir de resim çektirmek nedir. sadece yolu yoğun bakıma düşen, morali göçmüş hasta yakını değil herkesin içini burkması gereken manzaradır bu. bana dokunmayan yılancıysanız bile bari teşvik etmeyin. yarın öbürgün kendinizi o arka planda yatan hasta veya yakını olarak bulmayacağınızın garantisi yok çünkü.
  • normalize edilemez bir durum bu. vicdansızlık en hafif tabirle.

    siktir olup git hastanenin hasta olmayan bir köşesinde ne zıkkımlanırsan zıkkımlan.

    çok çok çeşitli sebeplerden ötürü ağızdan gıda alamayan onlarca hasta vardır hastanelerde kaldı ki burası yoğun bakım. denecek laf , kelime bulamıyorum.

    yataklı servis koridorunda su bile içmekten imtina ederim yıllardır.

    siz hiç burnunuzdan midenize giden bir hortumdan, direk midenize açılan gastrostomi'den , hatta direk damardan beslenmek zorunda kaldınız mı ? suyun tadına dudaklarınıza sürdüğünüz ıslak pamuk ile varmaya çalıştınız mı ? hem de günlerce.

    keyfinizin te amına koyayım sizin . vicdansızlar!

    edit: bana dünya üzerinde yemek yemeğe zaman bulunamayacak bir tane yoğun bakım gösterin mesleği bırakmayanın da te amına koyayım.
  • annemi iki hafta önce yoğun bakıma aldılar, 6 gün sonra da vefat etti. bu 6 gün boyunca çok ilginç ve iğrenç şeyler tecrübe ettik, ancak konumuz bu değil ben sadece yoğun bakımın hassasiyetinden bahsedicem. öncelikle yoğun bakıma günde iki defa sadece tek kişi alıyorlar çünkü adı üstünde yoğun bakım hastaların durumu kritik, her an her şey olabiliyor. ziyaretçi girişlerinde önce ellerimizi bir güzel alkollü solüsyon ile yıkayıp dezenfekte edip -hatta ben önceki hafta grip olduğumdan yüzümü yakmasına rağmen sürüyordum çünkü annemi öpmek istiyodum ama ola ki mikrop varsa bulaşmasın, ciddi olan durumu daha da ciddi olmasın istiyordum- ardından üstümüze önlük ağzımıza maske taktırıp alıyorlardı. çünkü mikrop birinci düşman hastalar enfeksiyon kapabilirler. böyle de ciddi bir müessese idi işte yoğun bakım. şimdi bakıyorum bu fotoğrafa nerden geldiği belli olmayan temiz mi mikrop var mı belli olmayan bir şeyleri yoğun bakıma sokmuşlar. olay yemeleri değil oraya sokmaları bunları. üzgünüm abartıyor diyebilirsiniz ama ordaki ortamı yaşamayan insanlar bilemez ben de bilemezdim büyük ihtimal, ama bu kadar hassas bir bölümde kesinlikle yanlış olduğuna inanıyorum.
  • savunulacak bir tarafı olmayan olay.

    yoğun bakımda illa ki bir dinlenme odası, mutfak vb bir yer olur. hastalar boş bırakılır mı demek saçma. fotoğrafta iki kişi var, bir de fotoğrafı çeken. rahatlıkla sırayla yiyebilirler. kaldı ki yoğun bakımda hastaların çoğu monitörizedir. sen alarmı duyar duymaz koşar hastaya bakarsın.

    bir de yoğun bakımda her an bir hastaya müdahale etmek gerekebilecekken elle yemek yemek de iyiymiş. yağlı ellerle mi eldiven giyecekler ne yapacaklar merak ettim.

    hepsini geçtim yediğin yemeğin fotoğrafını paylaşmak tek başına ayıp olarak yeter.

    ayrıca o yediklerinin ne olduğunu çözemedim.