şükela:  tümü | bugün
  • yojimbo, kurosawa'nın westernlerden en çok etkilenmiş filmi olmasının yanında kendisinden sonraki westernleri de etkileyen en önemli filmlerden biridir malumunuz. iyidir ama nasıl iyidir, ondan bahsedeyim biraz.

    bana göre film aslında kurosawa'nın geçmişe özlemi, bir nevi gelenek güzellemesi. film, feodal yapı yıkıldıktan hemen sonraki dönemde yani burjuvanın ortaya çıktığı dönemde geçiyor, alengirli bir ortam var. neredeyse nedensiz kutuplaşmada, ahlak denen kavram kalmamış; kurosawa da özellikle iki taraflı kavgada iyi kötü kontrastını kullanmadan oluşturuyor karakterleri.

    açılış sahnesinde bir çiftçinin yakınmasını görüyoruz, oğlu kolay para için evden kaçıp çalışmayı reddediyor. çiftçinin kimin parası kimde belli değil, herkes kolay paranın peşinde sözleri aslında günümüz kapitalizmine çok da yabancı gelmiyor. aynı anton chigurh gibi samurayın da parayla işi pek yok. para peşinde gibi ama ilk başta kasabada kalma nedeni olarak kaosu gösteriyor. aslında yojimbo'nun daha bir çok yönden no country for old men'i etkilediğini söyleyebiliriz, ki yojimbo dashiell hammett'ın red harvest'ından etkilenmiştir, coenlerin miller's crossing'iyse neredeyse bir hammett uyarlamasıdır.

    kolay para peşinde olan insanların birbirini öldürdüğü, kanun adamlarının rüşvet alıp kanundan başka her şeyle uğraştığı, ahlaksızlığın kol gezdiği kasabada en çok iş yapan tabutçu gibi detaylarla sadece günümüze paralel sağlam bir alegori olduğundan değil sinematografisiyle de üst düzey bir film yojimbo. esen rüzgarlar, uçuşan yaprakların bir sonbahar havası yaratmasının yanında oldukça tiyatral bir havası var, bunun nedeni sadece genelinin bir sokakta geçmesinden ziyade kurosawa'nın orayı kullanışında yatıyor. genelde sergio leone'nin aksine yakın plan yok, kamera belli bir yüksekliğin üzerine çıkmadan, ortaya gelmeden iş yapıyor. oldukça sağlam, hesaplanmış gibi duran kareler var; misal samuray bir yere tüneyip savaşı adeta oradan soyutlanarak izlerken bir yönetici gelir ve kavga başlamadan biter. iki çete lideri karşı karşıya geldiğinde onların aralarından yukarıda samurayı görürüz. kanımca kurosawa daha önce bahsettiğim gibi sinematografiyle de gelenekseli kutsar.

    filmde bunu destekleyen bir kaç daha nokta var: birincisi, samuray çeteyi öldürdükten sonra evden kaçan çiftçinin oğlunu öldürmeyip onu azarlayarak evine ömür boyu 'yulaf' yemeye yollaması. ne de olsa çiftçinin yeri çiftliktir. ikincisiyse son sahnede silahını tutarak ölmek isteyen adama silahını veren samuray sahnesi. bir an olsun korkmadan silahı verir ve vurulma pahasına oradan çekilmez; tam bir samuraydır yani. bir diğeri oldukça alenidir; silah. silahın gelişiyle bozulan mertlik güç dengesini de değiştirir. (bu noktada nefis bir casting detayı var; silahı kasabaya getiren karakter bir japondan çok bir amerikan'a benzer ya da japon'a benzemez diyelim aşırı yorum olmasın)

    filmin üzerinde konuşulacak daha bir çok sahnesi vardır ama yavaştan bitireyim; yojimbo, kurosawa'nın bakış açısı modernist olduğundan günümüz için çok ilginç olmasa da sinema tarihinin her anlamda en önemli ve bir o kadar da keyifli filmlerinden biridir. aslında iki ustanın farklı yediği yoğurttur, zira bu saydıklarıma ek olarak a fistful of dollars'a bir western mitinin başlangıcı olarak da bakılabilir, nasıl farklılaştığı görülebilir.
  • --- spoiler ---

    asıl savaştan sonra onlarca ölü olmasına rağmen tabutçu üzgün üzgün ortalıkta dolaşmaktadır ve birisi o manalı soruyu sorar;

    +neden bu kadar hüzünlü görünüyorsun? işlerin bayağı artmış görünüyor.

    tabutçu bu durur mu, cevap verir;

    - bir savaş çok büyüdüğü zaman insanlar artık tabutlarla ilgilenmez.

    --- spoiler ---
  • akira kurosowa nin sanat filmi ile aksiyon filmi arasinda dingildeyen sahane yapiti. basrolde ki japon, japon olmasina ragmen, o kadar karizmadir, o kadar sahanedir ki, bunu birebir taklid eden filmdeki, 'clint eastwood' un bile kulaklarini oynatabilecek seviyededir.

    konusu kisaca soyledir:

    yojimbo, bir ronindir (bkz: efendisiz) ski tasagina denklestirdigi gunden beri avare kasnak gezmektedir. bi gun bi kasabaya gider. kasaba da cete savaslari suregelmektedir, kral bi adam oldugundan iki tarafi da maymun eder, voliyi vurur.ama o da ne? hirpani goruntusunun altinda altin gibi bi kalp mi vardir nedir, abuk subuk bi iki hareket yapar.olaylar gelisir ama ne gelisir allah allah diye inlersinizzevkten.

    sahane filmdir, zamaninin otesindedir.
  • akira kurosawa'nın zekasına ve kılıcına güvenen yalnız bir samurayı anlattığı tadından yenmeyen filmi. film 1961 yapımı, sergio leone'nin a fistful of dollarsı ise 1964. yani leone filmi izler izlemez çalışmalara başlamış. neyse başroldeki kahramanımız karizmatik, role cuk oturmuş. diğer rollerdeki yavşak arkadaşlar da oldukça başarılı.
    hah bir de tüfek icat oldu mertlik bozuldu sözü bu filmle doğrulanmıştır.
  • son 20 dakikasını hiçbir şeye değişmeyeceğim film. ara ara izlerim o son 20 dakikayı. neler olduğuna şöyle bir göz atarsak,

    --- spoiler çok ağır spoiler var, sonra birbirimizin kalbini kırmayalım ---

    samurayımız ağır yaralı olarak büyük bir kovada ölü gibi taşınırken az ileride iki çete birbirini katletiyordur. samuray kendisini taşıyanlara durmalarını, arbedeyi izlemek istediğini söyler. bunu eğlencesine veya içindeki şiddet tutkusunu tatmin etmek için yapmamaktadır. çete üyelerinin nasıl dövüştüklerini ve kaç kişi kaldıklarını analiz etmektedir. bu sahnede görülür ki; 1 adamın üstüne en az 10 kişi amatörce kılıç sallamaktadır. burada en endişenilmesi gereken kişi tabancalı yavşaktır. hemen planını kurar samurayımız.

    kendine geldiği kulübede uçuşan yaprağı elindeki bıçakla mermi mantığıyla avlayarak pratik yapar. tabutcunun başında türbanıyla gelip, hancının yakalandığını haber vermesiyle olduğu yerden fırlar samuray. ne zamanı ve ne de başka bir silahı vardır. elindeki bıçakla işi bitirmek zorundadır. tabutçunun bu sırada çıkardığı kılıcı görünce çocuğunu bulmuş bir anne gibi heyecanlanır. artık lock n' load'tur.

    çetenin üstüne koşar sağlı sollu ve tek hamlede bıçağını tabancalı yavşağın koluna saplar. rampa bitmiştir artık, bundan sonrası bayır aşağı son gazdır. tüm çeteyi 10 saniye içerisinde kılıçtan geçirir. bazı adamlara kılıcını iki kez sallamıştır. bunu yapmasının sebebi ilk darbenin yetersizliği değil, ikincisi için yeterli zamanı bulabilecek kadar hızlı olmasıdır.

    tabancalı yavşak ölmek üzeredir ve tabancasını tutabilmek için yalvarmaktadır. tabancasız, kendini çıplak hissettiğini söyler. samuray bu isteği geri çevirmez. silahı alıp verirken silaha öyle bir bakar ki "bu ne amk çük kadar, bununla savaş mı yapılır?" dediğini duyar gibi olursunuz. tabancayı alan yavşak gülerek tabancayı doğrulttuğunda ise hiçbir tepki vermez, çünkü tabanca onun için hiçbir anlam ifade etmemektedir o an. kendisine doğrultulan bir sopa olsaydı belki daha ciddiye alabilirdi. (burada bir aktörün sırtı dönükken bile nasıl rol kesebildiğine şahit oluruz. yüzünde mimik olmadan sadece duruşuyla içten içe güldüğünü ve memnuniyetini görebilmekteyiz.) içten içe gülmektedir çünkü daha az önce göğsünü yardığı düşmanının tam olarak neler yapabileceğinin farkındadır. ateş edemez, gözlerine perde iner tabancalı yavşağın, giderayak "seni cehennemde bekliyor olacağım" diye de laf koyar. samuray bu hareketi "terbiyesizlik" olarak yorumlayacaktır.

    sonrasında, elleri gövdesine yapışık şekilde bağlı olan hancıya bir elveda öpücüğü kondurmak üzere kılıcını kaldırır ve hancının göğsüne sallar. ipler kesilip yere düşerken hancı da kalan ömrünün yüzde seksenini o an tüketir.

    "hadi, kalın sağlıcakla" der ve arkasını dönüp uzaklaşır. ama o nasıl bir yürüyüştür, o nasıl bir omuz seğirtiştir. yılan, yılannn.

    --- spoiler ---
  • sergio leone per un pugno di dollari adlı filmi ile bu filmden etkilenmez, bu filmin aynen tekrarını çevirir, üstelik bunu izinsiz yapar zaten bu da vukuata filan dönüşür. per un pugno di dollari ile yojimbo arasında ilişki ile polanski'nin macbeth ve kurosawa'nın kumonosu-jo (kanlı taht) arasındaki ilişki ise tamamen farklıdır. hikayeler aynı çünkü ikisi de william shakespeare 'nin macbeth'ine dayanır. yanı per un pugno di dollari, yobimjo'nun tekrar çevrimidir. macbeth ve kanlı taht arasında ki ilişki ise tamamem farklıdır...
  • filmin en önemli sahnelerinden birisi bana göre, elinde tabancayla dönmüş olan zorbanın kardeşinin tabancayı çıkarıp meydanda ateş etmesi ve bu sahneyi gören efendisiz samuray ve hancının tahta panjuru kapatmasıdır. bu sahneden sonra delikli demirin bir çağı kapatmasına güzel bir gönderme olduğunu düşünmekteyim. the last man standing filmi bunun modern versiyonudur.
  • akira kurosawa'nın benim bildiğim iki versiyonu daha çekilmiş filmi. yalnız bir samuray bir kasabaya gelir. kasabada birbirine düşman iki grup vardır. samuray da iki tarafa sıra ile paralı askerlik yaparak, adamları birbirine düşürerek cebini doldurmaktadır. ta ki o olay olana kadar. filmin teması yaşlı adamın samuraya söylediği şu sözde saklıdır. "sen aslında iyi birisin. kötü rolü yapıyorsun."
  • kurosawanın izlediğim filmleri arasında amerikan sinemasına en çok nazirede bulunanı ve açıkçası en kötüsü (en az iyi olanı diyelim).
    kurosawa filmlerinden aldığım zevkin baş sebebi olan doğa yerine vahşi batıdan esinlenilmiş gibi duran mekanlar;filmlerine sinmiş o garip soyluluk yerine ironi hakimdir filme baştan sona.
    ama kurosawa yine de kral bir yönetmendir,ve sergio leone'yi ne kadar beğensekte yojimbo for a fistfull of dollars dan daha iyi bir filmdir.
  • ronin'in adı yojimbo değil sanjuro kuwabatake'dir. filmdeki anlatımıyla yojimbo bir korumadan çok fedai tanımına uyar.