şükela:  tümü | bugün
  • bir charles baudelaire şiiri:

    ölüm, avutan da –ne çare ki- yaşatan da;
    hayatın sonu; yine de tek ümit, tek güven;
    bizi bir iksir gibi kavrıyan, sarhoş eden;
    karda kışta, boralar, tipiler arasında.

    akşamlara kadar didinmek gücünü veren;
    parıldayan tek ışık, kapkaranlık dünyada;
    dört kitabın yazdığı o koskocaman handa
    mümkün artık doyup, dinlenip uyuyabilmen.

    sihirli parmaklarla, üstüne titreyerek,
    uykuların en güzelini getiren melek;
    yoksulun, çıplağın yatağını yapan elller;

    tılsımlı ambar; tanrıların şerefi, şanı;
    yoksulun dağarcığı ve en eski vatanı;
    bilinmedik göklere açılan tak-ı zafer
  • george orwell'in kitaplar ve sigaralar eserinin bir bölümü.
  • bir garip ölmüş diyeler
    üç günden sonra duyalar
    soğuk su ile yuyalar
    şöyle garip bencileyin

    (bkz: yunus emre)
  • "ölüm bu,
    fukara ölümü
    geldim, geliyorum demez.
    ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
    ya da seher, mahmurlukta,
    bakarsın, olmuş olacak...''

    ahmed arif-vay kurban
  • metin abi, asgari ücretli çalışıyor ve evi kira.
    eba işini beceremediklerinden beni aradı yardım istedi. öyle haberim oldu.
    fabrika, üretim neredeyse durmuş olmasına rağmen kimseye izin vermemiş. ancak patron da müdür de günlerdir ortalıkta yokmuş.

    selim dayı hatta selim dede, bekçilik yapıyor bir tır garajında. oğlunun yediği bokları temizlemek için çalışmak zorunda. " seni işten çıkaracağız mecburen. sokağa çıkma yasağın var. " demişler. o da çare olarak eve gitmemeyi seçmiş. yani orada yatıp kalkıyor şu anda. bir konteyner içinde.

    benim can ciğer dostlarım, karton toplayıcı çocuklar. sadece mansur yavaş düşündü şimdiye kadar onları. başka kimseden çıt yok. yazmışlar sözlüğe, köpeklerini gezdiremiyormuş gariplerim, belediye buna çare bulmalıymış!
    bu çocukların köpek kadar değeri yok çoğunuzun gözünde. geçenlerde açılan bir başlıkta en çok favoriyi bu çocuklarla dalga geçen bir yazının almasından da belliydi. burası türkiye'nin mikro aynası.

    tevfik amca, vardiyalı çalışıyor. " virüs falan hikâye ben soğuktan öleceğim " diyor. yani öylesine soğuk bir ortamda çalışıyor: bir demirçelik fabrikası.

    gündüz vardiyalarında " ücretsiz " izinli; gece vardiyalarında işteler. geceleri virüsün yayılmadığını düşünmüş olsa gerek fabrika sahipleri.

    pazarcılar, seyyar simitçiler, su - mendil satan çocuklar, bu ara kaçak çalıştırılması moda olan özbek - türkmen insanlar ve daha nicesi!

    #hayatevesığar'mış!

    doğru!

    sarayı, villası yok bu insanların ama yine de o mütevazı evlerinde hayatlarını sürdürebiliyorlar. lâkin bir farkla!
    evlerinden çıkmak zorunda onlar. aksi hâlde parasız pulsuz kalacaklar.

    şimdi sen bana diyorsun ki; #hayatevesığar!

    bankada milyarca lira paran, limitsiz kredi kartın varken; dilediğin yemeği internet üzerinden evine sipariş edebiliyorken, evinden çıkmak zorunda kalsan da hemen hususî arabana binip işlerini halledebiliyorken hayat tabii sığar senin evine!

    lâkin senin suçun yok!
    devlet, senden aldığı vergiyi onlardan da alırken gönüllü müsün gönülsüz müsün diye sorduğu için!
    " zor geçiniyorum zaten benden şu kaçak payını ya da bilmem ne vergisini almayın " diyen yoksul vatandaşını vergiden muaf tuttuğu için!
    şimdi de karantinasını gönüllü uygulamasını bekliyor yoksul vatandaştan.

    evlere hayat sığdırmak değil bu! ölümü, yoksulun eviyle sınırlı tutmaya çalışmak.

    üstelik sanatçıların internet üzerinden yaptıkları canlı konserler eşliğinde...