şükela:  tümü | bugün
  • derece derece tabi...
    camel yerine winston içmek de bir derecesi, akşam yemeği olarak kuru ekmeği ıslatıp da yemek ayrı bir derecesi.
  • kronik yoksun olma durumu. yeni moda terim ile; "ihtiyaçlı".
  • gelirinin toplumun ortalamasının çok altında olması, toplumun yaşam şekliyle uyum gösteremeyip dışlanmak üstelik yapabilecek tüketimin yoksulun kendi kendisini toplumsal olarak yeniden üretebilmesi için yeterli olmaması, kapana kısılmışlık, umutsuzluk...
  • (yoksunlukla karıştırmaya özen göstererek) yoksulluk, hayatın taşrasında olma durumudur. taşra da her zaman taşralaştırılmış olandır. taşradan bahsettiğimiz anda bir iktidar ilişkisinden, hakimlerin/merkez(ler)in adlandırma/sınıflandırma/nesneleştirme söyleminden de bahsetmiş oluruz. söylemsel bir oluşum olarak yoksulluk da ekonomik, sosyal, siyasal iktidar merkezlerinden uzaklaştırılmayı, çevreye atılmayı, marjinalleştirilmeyi tanımı gereği barındırır. uzaklaştırılma aynı zamanda toplumun dilinden, anlamlandırma mekanizmalarından da uzaklaşmadır. bu durumda yoksulun, toplumla ilişkisi de müphemdir. ne içinde ne dışındadır. toplumun merkezi ile toplum-dışı arasındaki ara-bölgede arafta konumlanır yoksulluk. köyden kente göç ise araftalığı daha da keskinleştirir. yoksul köylünün en azından bağlanabileceği bir toprağı ya da geleneksel değerleri varken göçmen kent yoksulunun üzerinde duracağı zemin iyice daralmıştır. kentin göçmenin kendine dair imgesinde oluşturduğu yarıklar, hem bireysel hem de topluluksal düzlemde kimlik kaymalarına neden olur. geçmişle şimdi, köyle kent, sözlü olanla yazılı olan arasındaki eşikteki bu insanların hayata karşı temel tutumları ambivalens[çiftdeğerlilik] olur. kent hem arzunun hem hasedin mekanı olur bu heterojen kimlikli kişilerde.
  • bir kesmeşeker şarkısı.
  • ne avrupa birliği, ne modernleşme, ne kopenhag kriterleri ne de doğu/batı/kuzey/güney... yoksulluk bu ülkenin birinci ve en büyük, en kronik sorunudur. yoksulluk görmek istemediğimiz, yüzleşmek istemediğimiz ama gözümüzün önünde, bedenimizin üstünde, ruhumuzun derinlerinde her yerde hissetiğimiz, gördüğümüz sorunumuzdur. büyük gazetelerin, büyük televizyonların, büyük dergilerin yok saydığı dramımızdır. ismi geçtiği vakit, ertuğrul özkök'ün "canım şimdi ne gerek var bunu konuşmaya, hem yok ki yoksulluk, hani nerede! ülke gayet zengin" diye kağıt mendil gibi saklamaya çalıştığı trjedimizdir.

    ısrarla yoksulluktan bahsedenlerin "duygu sömürücüsü, fakir edebiyatçısı, servet düşmanları" diye aşağılanmasına sebep olan öyle içimize işlemiz derdimizdir. memleketi kendi yalısından ibaret sayanların kompleksidir yoksulluk. ab'ye yol haritası çizen, bağdat'a asker çıkaran amerika'ya taktik haritası çizen, hamileyken poz veren ayşe arman'a çocuğun cinsiyetini belirleme haritası çıkartan medyamızın aklına gelmeyendir.

    açların, evsizlerin, mülksüzlerin haritasıdır yoksulluk.
  • bazen parayla ilintili olmayan şey; yokluk...

    "...
    sen yoksun
    çevrende kimseler yok
    zengin de olsan
    yoksulluğun gitmez.
    ..."*
  • hakkın olanı alamamaktan kaynaklanan vaziyet.nedir bu yoksul insanlardaki kronik suskunluk, bu kadar çok sayıda olmalarına rağmen, kim onlara bu rolü ezberletmiş, kim "sen sadece bu kadarını hakediyorsun gerisi bizim" fikrini mantıklı hale getirmiş anlamak mümkün değil.rahatı yerinde olan insanın sahip olduğundan bir nebze faydalanabilmek adına dilenmek ya da sözde söz sahibi olan kadere inanıp boyun eğmek yerine maruz kaldığı her türlü haksızlığın hesabını sormadığı sürece insanlar yoksul kalacaktır.belki bunun için yeterince bilgili değiller, güçlü değiller, ne yapacaklarından da emin değiller çünkü zenginlerin polisleri var, zenginlerin orduları, zenginlerin devletleri var ama yoksullara yol gösteren devrimciler de her dönem ortaya çıkmışlardır, bazen jakoben, bazen peygamber, bazen sadece deli diye anılsalar da.
  • maneviyatın da maddiyatın da fakiri olmak,garip,yabancı olmak,dipte ve boşlukta yaşamak..