şükela:  tümü | bugün soru sor
  • anlatımının güzelliğinden ötürü dini havası rahatsız etmeyen mustafa kutlu öyküsü..
  • mustafa kutlu'nun yoksulluk içimizde kitabı için eğitim-iş trabzon şubesi zararlıdır diyerek rapor tutmuştur. kendilerine akıl fikir dileyelim!

    --- spoiler ---

    meşhur bir sözdür: güneşin altında söylenmemiş söz yoktur, derler. bu elbette sözlerin bittiği anlamına gelmiyor. zira öyle olsa bugün artık yeni hikâyeler, romanlar, şiirler okuyamazdık. bu metinlerde anlatılanlar yeni değil belki ama onları yeni kılan bir şey var. hiç şüphesiz anlatım tarzları… mustafa kutlu’nun, “yoksulluk içimizde” kitabı da çokça işlenmiş bir hikâyeyi anlatıyor bize. ama onu farklı kılan, benzer hikâyelerin anlatıldığı metinlerden ayıran bir yanı var. tadı damakta kalan üslubu gibi…

    mustafa kutlu’nun en sevdiğim kitaplarından biri olan “yoksulluk içimizde”yi kabaca, bir-iki kelime ile anlatmak gerekseydi “bir hidayet öyküsü” denilebilirdi belki. ama sıradan bir hidayet öyküsü değil bu. açık açık gösterilmeyen bağlantılarla daha da derinleştirilmiş, kurgusu ve üslubu ile sıradan olmaktan uzaklaşan bir öykü.
    gerçek yoksulluk

    engin’den uzaklaştıkça daha da enginlere yelken açan süheyla’nın maddî yoksulluğuna karşın içinin zenginliği gösterilirken; engin’in kazanma hırsının, zenginliğinin iç dünyasında yoksulluk olarak tezahür ettiği anlatılıyor. necati tonga’nın da dediği gibi kitap “zenginlik dış unsurlara, eşyaya bağlanmakla değil, içimizi zenginleştirmekle olur ki eşyadan ve onun bizi kendisine çeken kuvvetinden kurtulmanın yolu da manevî değerlere yönelmektir.” fikri üzerine kurulmuş . süheyla da dünyanın tüm şatafatından kaçıp dünyaya ait eşyalardan ihtiyacı kadarını alıp gerisinden uzak durmayı tercih ediyor kitapta.

    “yoksulluk içimizde”, mustafa kutlu’nun “(post)modern öyküye” en yakın kitabıdır. olay örgüsü, zaman gibi öğeler üzerinden bu durumu kolaylıkla gözlemleyebiliriz. belirsizlik, olay sırasını takip etmeyen anlatım biçimi, yine bununla ilgili olarak zamanın kronolojik akmıyor oluşu bu savın delilleri olarak gösterilebilir.

    çocukları bu kitaptan uzak tutun?!

    yazıya başlamadan önce kitabın içeriği ilgili uzun uzun yazmak niyetindeydim. ancak mutadım olduğu üzere yazmaya başlamadan evvel “daha önce hakkında neler yazılmış” diye kısaca araştırdığımda internette rastladığım bir haber beni aşağıda anlattığım konudan da bahsetmeye zorladı.

    2009 yılında yapılmış olan söz konusu haberin başlığı “bunları mı okuyacaklar?”. haberde anlatılana göre eğitim iş trabzon şubesi tarafından oluşturulan bir komisyon ilk ve orta öğretim kurumlarının kütüphanelerine dağıtılan kitapları inceleyip bunlardan bazılarında çocuklara büyük zararlar verebilecek unsurlar olduğunu ortaya çıkarmış! kendilerini ne kadar tebrik etsek az.

    korkunç bir körlük!

    “yoksulluk içimizde”de bu “büyük zarar verebilecek unsurlar” içeren kitaplardan biriymiş komisyona göre. haberde bu kitapta tespit edilen unsurlar şöyle sıralanmış:

    -kadını aşağılama ve küçümseme, alay etme, kadın-erkek eşitsizliğini savunma
    -şirk koşma
    -şekil esareti
    -biat etme kültürü
    -sanatla alay ve çağdaş ve teknolojik değerleri karalama

    bu unsurların yanına tespit edilen sayfa numaraları da yazılmış. bununla da kalmayıp çeşitli alıntılar da yapmışlar haberin içinde. bunları yapmasaydılar komisyonun isim bulma konusunda hayli yaratıcı olduğunu gösteren “sanatla alay ve çağdaş ve teknolojik değerleri karalama” unsurunun nasıl bir şey olduğunu çözmek mümkün olmayacaktı. bu unsurun var olduğu sayfaları ve verilen alıntıları karşılaştırdığımda ise o satırların altını çizip belirtilenlerle ilgili notlar almış olduğumu gördüm. “sanatla alay ve çağdaş ve teknolojik değerleri karalama” unsuru olduğundan bahsettikleri yerde “kapitalizm ve modernizm eleştirisi…” diye başlayan bir not aldığımı görmüş olmak ya komisyonun ya da benim yanıldığımı gösteriyordu. yoksa “sanat, çağdaş ve teknolojik” diye anlatılan şeyler sistemin birer çarkı mıydı? ya da sistem komisyona pek mi şirin görünüyordu? satırları tekrar okudum. kararım şu oldu: komisyon fena halde saçmalamıştı. diğer “unsurlar” ve alıntılarda da durum vahimdi.

    okuduğu metni türkçe ders kitaplarında yer alan “okuduğumuzu anlayalım” soruları derinliğinde anlayamamış bir komisyonun çocukları eğitiyor olmasına üzülmekten başka ne yapabiliriz ki? hikâyede başını örten süheyla’nın “bu ne hal?” diye soranlara karşı “müslüman oldum” demesini “başını örtmek müslüman olmakla eşdeğer tutuluyor” şeklinde yorumlayabilen insanlardan bahsediyorum. her okuduğu metni ders kitabı gibi değerlendirmekten olsa gerek bunlar. divan şiirini anlamayıp, sonra eserlere bakarak her padişaha “oğlancı” yaftası yapıştıranların halini hatırlattı bu bana.

    “yoksulluk içimizde”, hâlâ kendisi ile tanışmamış bahtsız okurlarını bekliyor. okuyup zenginleşsin diye içimiz. ama içimiz gibi aklımız da zenginleşirse biraz, şu komisyonun durumuna düşmemiz oluruz.

    haber linki
    --- spoiler ---
  • kuslara ve yagmurlara sorularak varilabilinecek bir sonuctur.
    (bkz: ozgurluk icimizde)
  • "hayatın "indirimli satışlardan" bir süveter almaktan öte manaları olduğunu nereden bilecek. sahi hayatın bu sıcaktan cıvımış asfaltlarda benzin kuyruğuna dadanmış arabalardan başka manası yok mu? yani ona bir deniz veya bir göl kenarında, müzik, yemek ve yataktan başka verebileceği bir şeyi. sanat eserlerinin bile giderek bu ortama fon teşkil etmeye çabaladığını, hatta tarih boyunca bunun böyle olduğunu ve dünyanın bütün ünlü randevu evlerinin, otellerinin deniz veya göl kenarında inşa edildiğini anlatacak. çoğu kez "burada hayat yok" der geçeriz. süheyla işte söylüyorum hayat bir imtihandır." *
  • içinde eşrofoğlu rûmî'nin şiirini barındıran, akıcı, engin ve süreyya'nın kişide hoş bir sada bırakan mustafa kutlu'nun bir başka hikayesi.

    cihanı hiçe saymaktır adı aşk,
    döküp varlığı gitmektir adı aşk.

    elinde sükkeri ayruğa vurup,
    ağuyu kendi yutmaktır adı aşk.

    bela yağmur gibi gökten yağarsa,
    başını ana tutmaktır adı aşk.

    bu âlem sanki oddan bir denizdir,
    ana kendini atmaktır adı aşk.

    var eşrofoğlu rûmî bil hakikat,
    vücudu fâni etmektir adı aşk.