şükela:  tümü | bugün
  • y'ol...
    evet, belki yol...
    ama daha fazlası...
    çok daha fazlası...
    sahici acının, sahici şiiri, sahici şaire nasıl yazdırdığının belgesi...
    içinize taş parçaları koyan acı sihir.
    şiir...
    bırakın birhan keskin içinizi kessin! ruhunuzu çizsin! ses çıkarmayın ve razı olun...
  • daha sunu'su ile adamın canına okuyan sonra da kafamızı kaldırdıkça bir tane daha vuran yeni birhan keskin kitabı.

    bir parça:

    "ben seni sevgilim ben seni hep
    yüzünden geçen dalgalardan okudum
    gözlerine sevgi okudum ellerine şefkat okudum
    annen seni inkar etmişti
    aldım etime dokudum"

    başka bir parça:

    "gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
    yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
    ve inançlı gitmenin bir şeyi değiştirmediğine

    bilemem belki bu yüzden
    ben sana yanlış bir yerden edilmiş
    bir büyük yemin gibiydim.
    beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
    yine de döneyim döneyim istedim."
  • bakış açısı tekniğini siire uygulamasini takdir ettigim bir y'ol. eksi bakış acısı sahiplerine de du bi önce ol da sonra bakmayi da öğrenirsin dedirtir..
    "dalgacı mahmut"lara bir yol, önce bir ol dedirten kitap. olgunluk dönemi şiirlerini içeriyor denilebilir. okumaya konulası...
    edit: mahkeme duvarlarını andırıyor bir yüzü.
    edit2: ... ben dönüyordum.
    edit 3: "paralı geçiş" mi? o halde bir züğürt tesellisi; yaldız hanım, tüm bunları geçelim mi?
  • ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum.
    öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim.
    her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım.
    her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim.
    her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde.
    her gün sana içimden bir kez sevgilim diye seslendim.
    her gün sana bir kez zalim diye seslendim.
    her gün, yan yana oturup birbirine rikkatle bakan iki yaşlı kadını düşündüm.
    her gün o kadınların bu fotoğrafı yırtıldı dedim.
    her gün ah ettim bir kere, bir kere o âh'ı geri aldım.
    her gün yol arkadaşım dedim, kahırla kapladım sözlerimi.
    her gün acını tattım.
    her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime.
    her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm.
    her gün bir kilidi açmaya çalıştım.
    başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yeryüzünün diliyle seslenmiştim.
    çile nedir, günah ne?
    bana ne bunlardan.
    dünyanın merkezi sendin
    her gün ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara.
  • sözlük sayesinde tanıma şansını bulduğum, imgelerle danseden şairimin son kitabı. bize hep yürüyüş öğretsin onun y'olu.

    "sunu (ya da bir parça matematik)

    her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim. her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım. her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. her gün bir kez “neredeyim” diye sordum kendime. her gün bir kuzey kışı indi içime. her gün karşımda duran fotoğraflarına baktım. bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. belki de her şey. her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. minareleri her gün sabaha ezan sesleriyle ben açtım. her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm.güvercinleri yolculadım. her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. gördüğüm her “cümle” bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. her gün bir taş parçası söktüm içimden. her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. her gün, gün bitiyor gece bitmiyor dedim. her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. ayrılık günlerini sonradan niçin bir sisli perde gibi hatırlarız diye sordum.öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde. her gün sana içimden bir kez “sevgilim” diye seslendim. her gün sana bir kez “zalim” diye seslendim. her gün, yan yana oturup birbirine rikkatle bakan iki yaşlı kadını düşündüm. her gün o kadınların bu fotoğrafı yırtıldı dedim. her gün “ah” ettim bir kere, bir kere o ahı geri aldım. her gün “yol arkadaşım” dedim, kahırla kapladım sözlerimi. her gün acını tattım. her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm. her gün bir kilidi açmaya çalıştım. başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yer yüzünün diliyle seslenmiştim. çile nedir, günah ne? bana ne bunlardan. dünyanın merkezi sendin her gün ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara. karrrrrrrrrrraaaaaaaaaa."
  • vii

    dünya ne ki sevgilim,
    benim sana yaptığım kubbe yanında?
    düşsün, olsun, bırak,
    içinde yıldızlar patlıyor.
    kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
    ister sal kendini dünyaya, ister kal yanımda.
    her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
    yoluna baş koymak diyoruz
    biz barbarlar buna.
  • xxii

    günler öylece kendi kendine geçsin diye
    bir camın arkasında durdum
    bana dokunmasın hiçbir şey
    hiçbir şey yarama merhem olmasın
    iyileşecekse, hiçbir şeysiz iyileşsin diye
    bir camın arkasında durup
    akan hayata ve zaman baktım.

    bilirdim, biliyordum, biliyorum,
    bittiğinde, geçtiğinde,
    azaldığında sızı, iyileştiğimde,
    o saman tadıyla karıştığında;
    her şey daha acı olacak.
  • y'ol kitabı, gülten akın'ın şu dizeleriyle başlıyor ve aslında nasıl bir kitap olduğunu ta oradan anlatıyor:
    en güzeli, yol yürüyüş öğretir
    dostum, eskimeyen arkadaşım

    bir kadın, öteki kadını seviyor. aşığı oluyor. arkadaşı ediyor, dostu. ona eşlik ediyor, mutfakte reçel yapıyorlar. bir kadın, sevdiğini, annesinin onu sevdiğinden daha çok seviyor. taş ağırlığında bir masal yaşıyorlar. sonra elbet taraflardan biri gidiyor. ve kalan taraf parçalarını toparlamakla, sevgisini sessizce haykırmakla sorumlu kalıyor. hatta durun, behzat ç'de bahsi geçmeden çok önce *, bu kitapta birhan keskin diyor: "ben seninle sevgilim, mutsuz ama bahtiyardım."

    kitabın son şiiri olan öteki'nin son cümleleri ise biz burada devrim yapıyoruz sinyorita'nın başlangıcında yer alıyor. ve sanırım yıllarca imza niyetine kullandığım bir alıntıdır: "balkonunuz çok yüksek sizin, baş döndürüyor. dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor."

    tüm bunların ötesinde, bu kitap ne mi anlatıyor?
    birbirini seven iki insan için "yol" demek, birlikte yaşlanmak demek. tam da bunu anlatıyor.
  • hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
    susmam bundan, konuşmam bundan.
    ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
    insan olmuştum ilk o zaman.
    ya da bozulmuşlardı beni yenidoğandan.
    kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım,
    ölünmüyordu, hatırladım.
  • xxix

    sonra, çoook sonra, bu parçaların sonunda
    sen beni kızını çok seven
    bir anne olarak hatırla.

    ben ki hiç kavuşamamıştım sana.