şükela:  tümü | bugün
125 entry daha
  • bugün izleme fırsatı yakaladığım sağlam yavuz turgul filmi.
    şener şen'in uzun zamandır film yapmak istememesine filmi izleyince hak verdim.
    çünkü türk sinemasında böyle senaryoların sayısı bir elin parmağını geçmiyor maalesef.
    film gayet güzel anlatıyor her şeyi. "insan"ı ve "insan" olarak kendimizi hapsettiğimiz dünyalarımızı anlatıyor. film, hangi kesimden olursa olsun herkese hayatını sorgulatmıştır diye düşünüyorum. bir durup bakınca, "acaba gerçekten kendi seçimim olan hayatı mı yaşıyorum" sorusunu soruyorsunuz kendinize.
    ve tabii ki iyisiyle kötüsüyle yaşadığımız hayatlarımızda aslında yaptığımız seçimlerin nasıl bir insan olacağımızı ve hatta ölümden sonramızı da etkilediği üzerinde duruluyor. bundan sonrası spoiler efendiler.

    --- spoiler ---

    öncelikle mazhar kozanlı karakteri adeta şener şen için biçilmiş kaftan. filmin ilk sahnelerinde o kadar kasıntı ve mimiksiz ki ben de izlerken gerildiğimi hissettim.
    "kozanlı" adında bir tekstil şirketleri var. şirkette o kadar başarı ve kusursuzluk odaklı bir yönetici konumunda ki, şirketin bekası için kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. herkesi işten çıkarıyor, başka şirketlerin batmasında bir beis görmüyor, hileyle hurdayla, tehditle de olsa bir şekilde ticari hayatta başarılı olmanın peşinde hayatını devam ettiriyor.
    fabrikadan çıkardığı işçilerden biri de emine. emine bir şekilde tepkisini göstermeye çalışıyor, arkasındaki 5 kişilik dev kadroyla her gün mazhar kozanlı arabasına binip giderken onu protesto etmeye geliyor. emine karakteri ile ezilen işçi sınıfı temsil ediliyor. emine'nin bir hasta oğlu ve annesi var. oğlunu tedavi ettirebilmesi içinse paraya-yani çalışmaya- ihtiyacı var. bu nedenle işten çıkarılmaya aşırı tepkili. işten çıktıktan sonra "nur'un gemisi" adlı bir kafede garson olarak çalışmaya başlıyor. (nur'un gemisi adındaki espri de her biri türünün son örneği olan çalışanlara sahip olması. biri vicdani retçi asker kaçağı, biri işten kovulan kör sahaf, diğerleri de koca şiddeti gören mağdur kadınlar ve emine)

    gelelim kozanlı ailesine.
    ailenin hayatı sadece iş ve başarı odaklı.
    mazhar kozanlı'nın proje ailesi o kadar kusursuz ki.
    her sahnede kadınların pırlanta küpelerinden, yüzüklerinden, kolyelerinden gözünüzü alamıyorsunuz. mazhar bey'in annesi firdevs hanım'ın broşları da gözümden kaçmadı. çok asil aile öyle böyle değil. bir de bütün aile fertleri apple kullanıyor. resmen fakirliğimi iliklerime kadar hissettim.
    para mevzuuna girmişken ilk defa volvo s90'ın içten nasıl bir şeye benzediğini görmüş oldum. mazhar bey'in film boyunca kullandığı araba volvo s90. hafiften de bir "volvo sağlam arabadır" propagandası yapılmış sanki. zira arabasıyla kaza yapan mazhar bey'e hastanede doktorunun söylediği bir cümle "arabanız sağlammış ucuz kurtuldunuz" minvalindeydi. neyse arabaya lafımız yok zaten.
    mazhar bey'in yaptığı kaza sonrası kaldırıldığı hastane de istanbul aydın üniversitesi hastanesi medical park liv concept(kodamanlara özel hizmet veren bölümü).
    filmin dönüm noktası (aynı zamanda mazhar kozanlı için de dönüm noktası) bu trafik kazası. bazen bir trafik magandası bile bütün hayatınızı değiştirebiliyor. filmin ilerleyen bölümlerinde mazhar bey'in kaza anında ölüme yakın deneyim (near death experience) yaşadığını anlıyoruz. kaza anında kalbi duruyor ve tünelin ucundaki ışık muhabbetini deneyimliyor. zaten kazanın arabayla bir "tünele girerken" gerçekleşmesi ile de "tünelin ucundaki ışık"a atıf yapılıyor.
    o anda insanların anlattığı "ruhun yükselmesi ve kendini görmek, o zamana kadar yaşadığın şeyin, iyi ya da kötü bir şekilde etkilediğin her insanın gözünün önüne gelmesi" gibi klasikleri mazhar kozanlı da deneyimliyor. ve ruhunun huzur içinde bir enerji ile yükseldiğini hissederken kötülük yaptığı insanların yüzleri ona "cehennem sıcağını" hissettiriyor. yani huzursuzluk ve pişmanlık duygusu içinde "bir şans daha" diliyor içinden. zaten hayata dönüyor da.

    kazadan kurtulup eve geldiğinde hayata daha farklı bakmaya başlıyor.
    yağan yağmurun tenine değmesi hoşuna gidiyor, bahçedeki ağaçların yosunlu taraflarının kuzeyi gösterdiğini, güneşin her mevsimde farklı ışıltılar saçarak battığını fark ediyor. eski ruhsuz mazhar gidiyor, yerine vicdanlı, merhametli ve empati yapabilen bir insan geliyor.
    dolayısı ile %60 hissesine sahip olduğu şirketle ilgili aldığı kararlar da değişiyor. şirketin kendi payına düşen hissesini tüm çalışanlara pay edeceğini ve aile üyelerine miras bırakılmayacağını, bir vakıf kurularak okul ve çalışanların çocuklarına kreş yapılacağını beyan ediyor. aile üyeleri bu olayı kabul etmiyor ve mazhar bey'i ikna etmeye çalışıyorlar.
    bu arada mazhar bey pılıyı pırtıyı toplayıp evi terk ediyor. "galatasaray lisesi"nden çocukluk arkadaşı altan(namı diğer kavanoz)'ın kapısını çalıyor. altan şiir, şarap ve aşk insanı. kişilik olarak mazhar'ın tam tersi. altan ağustos böceğiyse, mazhar karınca. ama altan hayatından çok memnun ve mutlu mesut yaşıyor. kendi deyimiyle her "an"ın tadını çıkarıyor.
    mazhar'ın okul zamanından kalma lakabı da frigidaire.
    filmde iki arkadaş okul yıllığını karıştırırken şevket altuğ'a da selam çakmışlar. (şevket altuğ galatasaray lisesi mezunudur.)
    mektebi sultanili olmak filmde bayağı vurgulanıyor. fransızca müzikler ve diyaloglar da var. iki arkadaş beraber yaşamaya başladıktan sonra mazhar bey'de gözle görülür bir değişim yaşanıyor. fotoğraflarda poz verirken bile gülümseyemeyen adamın yüz ifadesi ve kasları yumuşuyor. çünkü "an"ı yaşamaya odaklanıyor. beraber yemek pişiriyorlar, peynir-şarap gecesi düzenliyorlar, şiirler okuyorlar, güzel müzikler dinliyorlar. bu şiirlerden aklımda kalanlar robert frost'un the road not takenve jorge luis borges'in instantes şiirleri. ikisi de bu filmin ana temasını yansıtan şiirler bence.
    neyse, iki arkadaş bu şekilde yaşayıp giderken mazhar'ın aile fertleri olaya el koymaya kararlı. özellikle anne firdevs hanım oğlunu verdiği karardan caydırmak için elinden ne geliyorsa yapmaya hazır. sırf bu uğurda şirket bursu ile okuyan ve hakim olan murat karaman'ı arayıp oğlunu ikna etmesini "rica ediyor"(rahmetli erol taş'a benzettim kendisini nedense). mazhar'ı ikna etmek kolay değil. ikna olmayınca aile mecburen "hacir"(fiil ehliyetinin tamamen veya kısmen kaldırılması) kararı aldırmak istiyor. yani kazadan sonra ruh sağlığını yitirdiğini iddia ederek mazhar'ın tüm mal varlığına el koymak, şirket üzerindeki miras ve diğer haklarını korumak asıl amaç. mazhar bey zorla psikiyatri servisine yatırılıyor(body guard eşliğinde). burada da amaç zaten "tetkik yapmak" değil, ona hasta damgası vurarak ailesinin istediğini yaptırmaya "mahkum etmek".
    mazhar bey hastaneye yatmadan önce çok önemli gelişmeler yaşanıyor. öncelikle emine'yi iş çıkışı takip edip çalıştığı nur'un gemisi'nde oturup konuşuyor. emine önceleri kabul etmese de zamanla adamın iyi niyetli olduğunu anlıyor. mazhar bey kadının işe tekrar alınmasını ve çocuğunun beyin ameliyatı için gereken paranın verilmesi şartıyla hastaneye yatmayı kabul ediyor. bir gece kafenin sahibi nur hanım'ın doğum günü partisine katılan altan ve mazhar gülüp eğlenirken altan rahatsızlanıyor ve hastaneye kaldırılıyor. ( altan daha önce de evdeyken kalp rahatsızlığı geçiriyor çünkü dediğine göre kalp damarlarından birkaçı tıkalı)
    yoğun bakımda geçen 2-3 gün sonrasında altan vefat ediyor. son nefesini de jorge luis borges'in şiirinden birkaç dize ile veriyor.
    zavallım mazhar bey de hastaneye yatıyor yatmasına da edepsiz doktorun emine ile ilişkisi olduğunu ima etmesi üzerine dellenip doktora kafa göz dalıyor. bu durumunu daha da kötü yapıyor artık insanlara "deli" olduğuna inanmaları için bir koz vermiş oluyor.
    bir gün annesi firdevs hanım bir dergide "yılın iş adamı" ödülü aldığını ve hastaneden çıkıp kendisinin ödülü alması gerektiğini söylüyor. tabii ki aldığı kararları uygulamasına izin verilmemek şartıyla.
    filmin son sahnesi ile açılış sahnesi aynı. yani tıpkı bir şeyin sonunun başka bir şeyin başlangıcı olduğu gibi, aslında filmin başı da sonunun başlangıcı. biraz karışık gibi görünse de sonsuz bir değişim ve dönüşüm üzerine de göndermeler yer alıyor.
    dediğim gibi son sahnesinde(aynı zamanda ilk sahnede) mazhar bey ödülünü almak üzere geliyor ve konuşmasını yapmaya başlıyor. annesi konuşmanın gidişatını beğenmeyince ortamı terk ediyor. diğerleri de hayal kırıklığı ve şaşkınlık içinde olan biteni izliyor. mazhar bey "ben bu ödülü ya alırım ya buraya gömerim" gibi bir şey söylüyor. sonuçta alacağı karar hayatının bundan sonrasını etkileyecek. neyi seçtiğini filmin kapanışında işçi emine ile aynı yolda güzel ağaçlı bir yolda bisiklet sürdüğü sahneden anlıyoruz. (buradan emine ile evlendiği ya da ilişkiye başladığı değil, elitizmi seçmek yerine işçi sınıfını desteklediğini ve toplumsal eşitliğe ve adalete katkıda bulunmayı seçtiğini anladım) bisiklet mazhar'ın çocukluğuna duyduğu bir özlem çünkü babası küçükken bisiklet sürüp gezip tozacağı zamanlarda onu fabrikada çalışmaya zorluyor. bisikletini de kırıp atıyor. yıllar sonra annesi mazhar'ın bu olayı hala hatırladığını fark edince hayret ediyor.çünkü çocukluk yaralarının bir insanı ölene kadar terk etmeyeceğini bilmiyor.
    yani birilerinin bizi poh pohladığı, sırtımızı sıvazladığı bir hayattansa, doğru olduğuna inandığımız ve vicdanımızın rahat olduğu bir hayatı tercih etmek ve anı yaşamak belki de hepimiz için en iyisi.
    ömür geçiyor. şimdiye kadar aldığımız kararlarda belki bilinçli davrandık, belki birilerini mutlu etmek onların onayını almak için uğraştık ama en azından bundan sonrası için bazı şeyleri değiştirmek mümkün. çünkü hala yaşıyoruz, hayattayız. ve belki de sevgili mazhar kozanlı gibi bir ikinci şansa sahip olmadan bir trafik kazasında ya da maganda kurşunu kurbanı olarak öleceğiz. bu ülkede yaşanması zor şeyler değil bunlar.

    sonuç kısmına gelelim.
    film çok güzeldi.
    yanımdaki kıromagnonun ayakkabılarını çıkarıp koltuğa tünemesine rağmen güzeldi.
    izlerken hiç ağlamadım. filmin kalitesini birim alana düşen göz yaşı sayısı ile ilişkilendirenler bu filmi sevmeyebilir. nacizane fikrim ayla bu filmin yanından bile geçemez. leş gibi propaganda kokan bir filme iki göz boyayan ağlak sahne, bir tutam milliyetçilik katınca millet aowww oluyor nedense.
    gerçek sanatseverler bu filme gitmekte tereddüt etmesin efendim.

    son olarak o kadar bahsettikten sonra jorge luis borges şiirini eklemeden olmaz.(bkz: instantes) (bkz: anlar)

    eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
    ikincisinde, daha çok hata yapardım.
    kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
    neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
    çok az şeyi
    ciddiyetle yapardım.
    temizlik sorun bile olmazdı asla.
    daha çok riske girerdim.
    seyahat ederdim daha fazla.
    daha çok güneş doğuşu izler,
    daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
    görmediğim bir çok yere giderdim.
    dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
    gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
    yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
    yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
    farkında mısınız bilmem. yaşam budur zaten.
    anlar, sadece anlar. siz de anı yaşayın.
    hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
    gitmeyen insanlardandım ben.
    yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
    eğer yeniden başlayabilseydim,
    ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
    ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
    bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
    çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
    ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
    ölüyorum...
    --- spoiler ---
  • bilet parasını üstteki arkadaşa verelim. gitmiş kadar olduk.
  • 7 yıl sonra şener şen'in sinemaya dönüş yaptığı film. genel itibariyle güzel bir film olmasına rağmen 7 yıllık aradan sonra daha iyi, efsane bir film bekliyordum. maalesef yol ayrımı, eşkıya, muhsin bey gibi efsane bir film olamayacak.

    --- spoiler ---

    belki sinemada bir tekniktir bilemiyorum ama iç mekan çekimler hep loş ortamda çekilmiş ve bu izlerken beni çok yordu. oyuncunun yüzünü seçeceğim diye kör oldum, içim daraldı.

    --- spoiler ---
  • konusu guzel, islenisi guzel, biraz duragan ama asla sikmayan veeee rutkay aziz'li olanlari en keyifli sahneleri olan film. ayrica ne yalan diyeyim, ruhsar öcal yerine sermin hürmeriç'i aradi gozlerim.
  • henüz filmi izlememiş dostlara tavsiyem, borges'in anlar şiirini filmden önce mutlaka okumalarıdır.
    şener şen,rutkay aziz,nihal yalçın...
    orhan veli,hasan ali toptaş...
    allah şener şen'e de yavuz turgul'a da uzun ömür versin.
  • klişeler klişesi bir senaryo, hiçbir yere varmayan konuşmalar ve bitmek bilmeyen, yine de hiçbir şey anlatmayan uzun sahnelerle bezenmiş vasat altı bir film.

    bu filmde emeği geçenlere sesleniyorum: kardeşim azıcık şu küçük dünyalarınızdan çıkın da bir bakın dünyada neler oluyor. yönetmenler ve oyuncular hangi akımların peşinden koşuyor, bu sektörde son on yılda neler olmuş? arjantin'deki yeni nesil yönetmenler neler yapıyor, iran sinemasının geldiği son durum ne, ispanya'da millet neler deniyor, daha bunun fransası rusyası var... biraz kafanızı kumun altından çıkarın da beyninize oksijen gitsin. 2017 yılında yaptığınız filme bak, verdiğiniz kör göze parmak demodeler demodesi alt metne bak mına koyim ya. zalim patron-gariban işçi klişesinin ekmeğini yiye yiye bi bitiremediniz. cidden aklınıza gelen yeni hiçbir şey mi yok? insanda biraz utanma olur. süresi de 2,5 saat... pes!

    kısacası dostlarım, sinemada izlemeye değmez. zaten 2-3 ay sonra pazar akşamı tv8'de yayınlanır, reklam aralarında şöyle bi bakarsınız. o da genel kültür olsun diye. buralarda bu filmi öven herkesin de... neyse.
  • --- spoiler ---
    vicdan arapçada vecede kökünden gelir içinde bulunan demek kendileri insanın içinde bulunan demek. bunun üstüne kurulu bir hikaye, acımasız bir patron bir kırılma anı ile bir araba kazası sonucu ölümden dönmesiyle işte içinde bulunan bu vicdan ayyuka çıkacaktır ve film boyunca onun peşinden koşacaktır. yani kahramanımız mazha bey ve antogonistimiz ise yine mazhar beyin kendisi, bolca yeni hayat göndermelerinin içinde bulunduğumuz filmde mazhar bey bu yeni hayatında geçmiş günahların telafisi için bulduğu çözümün peşinden koşup durmaktadır.
    yeni hayat göndermeleri basitti olmamış ikinci göze çok sokulan şey ise bisiklet ama onu güzel yedirmişler hikayeye en başından beri vardır bisiklet takıntısı mazhar beyin travma öncesi ona nefreti vardır iş yerindeki bisikletli çalışanı istemez yolda ne zaman bisikletli biri görse gözlerini alamaz travma sonrası ise bu nefret bir özleme dönüşür tekrar oraya dönmek isteyen bir mazhar bey vardır belki de her şeyi onun için yapar hisselerinin tamamını o bisiklete yatırır mal varlığını o bisikleti almak için harcar ve sonunda kavuşur da bisikletine
    filmde diğer dikkat çeken şey ise mazhar bey dışındaki herkes tam bir klişe sanki arebesk filmine gönderme yapıyor yavuz turgul hele kötü anne karekteri yeşilçamın tüm kötü adam klişelerini döküyo ortaya
    neyse kötü çok şey varda yavuz turgul filmini bir kere izleyip hemen bu kadar eleştirmemek gerek.
    şener şen tabi ki çok iyi izlettiriyor kendini başlarda o soğuk havası bunaltıyo ama sonra biraz daha yeşillik serpiştiryo. neyse izleyin filmi bir yavuz turgul filmini izlememek ayıptır günahtır yakşamlar
    --- spoiler ---
  • yavuz turgul sadece şener şen için rol yazmıyor anlaşılan. mazhar'ın galatasaray lisesinden arkadaşı bohem ve şiir sevdalısı altan karakteri rutkay aziz için yazılmış gibi. müthiş bir performansla oynuyor her iki usta da.
  • filme ve (bkz: rutkay aziz) e sallayanlara aldırış etmeden gidin ustaları gönül gözüyle ve büyük bir keyifle izleyin. şiddetli tavsiyedir.
  • açılın ağır konuşacağım:

    öncelikle notum: 3 / 10. ayrıca muhsin bey en çok beğendiğim türk filmi olabilir (belki şimdi izlesem o kadar sevmem diye düşünüyorum bu filmden sonra, orası ayrı).

    --- spoiler ---

    - eğer yıl 2017 değil de 1957 olsaydı, bu konuların çok daha iyi işlendiği binlerce film yapılmamış olsaydı, 1941 yapımı citizen kane'i hiç izlememiş ve rosebud araklamasını (gönderme değil maalesef) hiç bilmemiş gibi yine de beğenebilirdim belki.
    - kaza sahneleri, mahalledeki çatışma sahnesi, ödül töreni vb. uzayan bir liste yapabilirim; hepsi o kadar sahte ve amatörce çekilmiş ki başkası adına utandım. (bkz: başkaları adına utanmak)
    - nasıl bir lens kullanımı varsa artık, dandik türk dizisi izliyormuşum gibi hissettim film boyunca.
    - film ortalama zeka altı insanlar için yazılmış herhalde çünkü her şeyin uzun uzun açıklanması izleyiciyi aptal yerine koymaktan başka bir şey değil.
    - semboller, ah o semboller: bisiklet, kolye, yeni hayat... sen citizen kane misin, the maltese falcon musun? olmuyor, olamıyor.
    - hele o tablolar...
    - volvo çok güvenli araç. tamam.
    - sinema ile tiyatro farklı şeylerdir. birinin bunu yavuz turgul başta olmak üzere oyunculara söylemesi gerek.
    - aile de olmamış. bu insanlar şimdiye kadar hiçbir şey konuşmamış da birdenbire mi her şey konuşuldu?
    - kimse babasıyla konuşurken saat 14'te buluşalım demez, hatta kimse saat 14 demez.
    - alkol problemi olan biri nedense iyi aile çocuğu izlenimi bıraktı bende.
    - kendisinden 2 yaş büyük kadını anne rolünde oynatmak izleyiciyi aptal yerine koymaktan başka bir şey değil.
    - anne rolündeki kadın çok kötü oynuyor. türk dizisi zengin ve kötü annesi olmuş tam.
    - besim karakterinin sinirlendiği sahne hiç inandırıcı değil, bir insan bu kadar sinirlenip bağırıp sonra hiçbir şey olmamış gibi fazla gittim demez. dese bile sesi, eli titrer. daha gerçekçi olur.
    - rutkay aziz, sen koca bir gereksizsin azizim. bir insan hep aynı karakteri oynamasından ölüm sahnesinin dandikliğine hiçbir şeyini sevmedim bu karakterin.
    - nur'un gemisi dünyanın en itici yeri olabilir herhalde. birden ayşecik çıkacak ve herkes hayat sevince güzel şarkısını söylerek dans edecekler sandım, öyle olmadı ama yine de dans ettiler, etmez olaydılar.
    bkz: https://www.youtube.com/watch?v=khpolb_zfew
    - kör adem, satılmış doktor, hakim aşırı inandırıcılıktan uzak, kötü yaratılmış karakterler.
    - filmde solculara, kürtlere, alevilere bir selam çakılmış ama konuyla pek alakası yok. derinlik de yok. olmamış.
    - filmin nerede durduğu belli değil, aslında filmle verilmek istenen mesaj da net değil. eğer parayı boşver, eşitliğe bak ise, neden bana besim karakterinin söyledikleri daha mantıklı geldi? bir şirketin çalışanları illa hissedar olmak ve yönetimde söz sahibi olmak zorunda mıdır? meritokrasi neden kötüdür? bunu yapıp çalışma koşullarını iyileştirince şirket daha sağlıklı finansallara sahip olacaksa aslında işçilere iyilik mi kötülük mü yapılmış olunur? kısacası ucuz fakir edebiyatı, geçiniz. kalitelisine canımız feda. (bkz: ladri di biciclette)
    - bu filmi izledikten sonra the irishman'i heyacanla beklemiyorum artık. kurtların kocayınca kuzulara maskara olması nedensiz değildir belki de. umarım yanılırım.
    - bu laflarım da şener şen'e:
    - kimse normal hayatta o şekilde türkçe konuşmaz.
    - 7 yıl beklediğin senaryo bu muydu?
    - sanırım normal yürümen bu şekilde ama hiç normal durmuyor. eğer robot gibi yürümek oyunculuksa, maalesef hiç olmamış.
    - nuri bilge ceylan filmlerini neden beğenmediğini şimdi çok iyi anlayabiliyorum.
    - yine de seni seviyorum ve her filmini izlerim. ama bu olmadı. 3 puanın biri sen, biri nihal yalçın, biri de mahcup için.

    --- spoiler ---
187 entry daha