şükela:  tümü | bugün
  • kendini; birbirimizin yerine koyarak, 21.yy'ın ilk onbeş yılında türkiye'de olup biten tüm aksaklıkları ve doğruları, öngörücü tüm gerçekliğiyle ortaya koyan rafine eserin adı.
  • muhtesem bir eser.

    ulkede ekonomik yalanlara aldanilmamasi icin farkindalik yaratmak isteyen ben ve bazi eksi yazari arkadaslarim, senelerdir durmadan veri toplayip burada entry kasiyorduk. yazarimiz, eksi sozluk olarak bizlerin yaptigi cikarimlari akademik bir dille ve cok saglam kaynaklarla tek bir kitapta toplamis (tabii onun bizim varligimizdan haberi yoktur*- aklin yolu bir diyelim). tek kelimeyle harika.

    eser diyorum ki gercekten oyle. ulkenin alti doldurulamadan ve halki kandirmaya yonelik verilerini cok ayrintili incelemis ve ulkenin gercek pozisyonunu ortaya koymus.

    ozeti:
    "dunyadaki su yukseliyor, biz de yukseliyoruz"
    fakat siyasetcilerimiz dunyada sadece turkiye yukseliyormus gibi gosteriyor. halbuki reel degerlerde ya yerimizde sayiyor, ya geri gidiyoruz.
    diger ulkeler ile turkiye'yi karsilastirinca geri kaldigimizi, ve nominal degerler ile halkin uyutuldugunu cok basarili anlatiyor.

    ekonomi o kadar basit bakilacak bir dal degildir. abd turk halkinin su an kandigi verilerle, uluslararasi sirketlerini kullanarak 20.yuzyilda bircok ulkeyi kandirip somurmustur. ekonomik veriler derinlemesine incelenmez ise boyle buyuk felaketler dogurur. biz ise bu yalanlara dis guclerin yardimi ile degil, kendi kendimize inaniyoruz.

    ulkenin kurtulusu dogal kaynaklara vesaire bagli degildir; egitim, adalet, hukuk ve inovasyona baglidir ve bunlarin hepsi birbiriyle ilintilidir.

    her vatandasin okumasi gereken bir kitap. gozumuzun acilmasi bakimindan siddetle tavsiye ediyorum.
  • mutlaka okunması gereken bir kitap. türkiye ile ilgili gerçekler bir bir, sağlam verilerle ortaya konmuş. adeta bir "egonomimiz çoh iyi" panzehiri.
  • "özgürlük, adalet falan bunlardan bize ne ya? bunlarla karın doyuyor mu?" diyen herkese okutulması gereken bir kitap. çatır çatır verilerle neden ekonomik refahın temelinin bunlarda yattığını anlatıyor. veriler o kadar açık ve net ki insanın berraklıktan gözü kamaşıyor. şimdi biraz bakayım derken 50 sayfasını okumuşum bile. tertemiz bir anlatım dili var. okuması yormuyor. ders kitabı gibi değil, ferah. neredeyse matrix'te kung-fu programını yükleme hızında özümsemek mümkün. tek içerlediğim bu tarz içeriğe 20 yıl önce sahip olmamış olmamız.
  • tüm ebeveynlere zorla okutulması gereken kitaplardan biri. en nazından bu şekilde aileler çocuklarının geleceği için bir şeylerin düzelmesini devletten beklemek yerine kendi yapabilecekleri şeylerin farkına varırlar. bilimsel ve felsefi düşünmek, özgür düşünmek, okumak, araştırmak ve fikir üretmek, bütün mesele bu.
  • dün bitirdim. ağır koyuyor. insan utana utana okuyor. verilerden kaçış yok. salt durum tespiti de değil, ortaya serdiği tüm problemlerin kökenindeki eğitimi düzeltebilmemiz için çözüm önerileri de barındırıyor. her sabah yüzünü soğuk suyla yıkamak yerine bu kitaptan aç rastgele bir sayfa oku o da aynı işi görüyor.
  • kitabı 3 saat gibi bir sürede bitirdim. akademik bir çalışma sergilenmiş. bol bol diğer ülkelerke karşılaştırılmalar yapılmış. deyim yerindeyse verilerle türkiye'nin resmi çekilmiş.

    --- spoiler ---

    üstüne basa basa söylediği şey; şu anda türkiye'nin orta gelir tuzağında olduğu gerçeği ve kişi başına düşen milli geliri 20 bin doların üzerine inşaatla ve tarımla çıkarılamayacağı. katma değeri yüksek ürünler üretmeden bunu başaramayacağımızı da yine üstüne basa basa söylüyor, selçuk şirin.

    katma değeri yüksek ürünler üretmenin yolunun eğitime önem vermekten geçtiğini, eğitimi düzeltmeden hiç bir şey yapamayacağımızın altını çiziyor.

    --- spoiler ---

    ancak bu kitabı okuyacak olan kesim yine bizleriz. yine durumu zaten üç aşağı beş yukarı bilen kesim bu kitabı okuyacak. verilmek istenen mesaj çok net olsa da alıcılar zaten mesajın farkında olan kitle.

    kitabın en büyük handikapı, okuması gereken kesimin bu kitabı okumayacağıdır. kendi içimizde yine bir şeyler için üzülüp, hayıflanıyoruz. daha da üzülüyoruz ülkemiz için ve gittiği yerleri gördükçe daha da kahroluyoruz. ama hepsini kendi içimizde yaşıyoruz. gittikçe izole bir şekilde daha da kendi kabuğumuza çekiliyoruz.

    ses çıkarması gereken, tepki vermesi gereken, kızgın olan taraf biz olmamıza rağmen, hiç bir şey yapmıyoruz. facetime'dan sokağa çıkın talimatıyla askerin elindeki silahı alıp, tankın önüne yatan bir kitle kadar cesaretimiz yok.

    geçen gün bir entry vardı debe'ye giren, kılıçdaroğlu daha neyi bekliyor diye soruyordu. katılıyorum. ancak sormamız gereken bir soru daha var:

    biz neyi bekliyoruz?