şükela:  tümü | bugün
  • jack kerouac'in on the road adli kitabinin turkce'deki adi.
  • eşi hamileyken, kocası tarafından kullanılan bir "çocuğumuz olacak." konulu bir benzetmedir. başka da bir ulus yoktur zaten, bunu yol la özetleyecek..
  • (bkz: on the road)
  • on the road'un güzin özkan tarafından, adapte edilmişcesine, üslubu büyük ölçüde korunarak akıcı ve doğru bir türkçeyle yapılmış başarılı çevirisi.
  • ilk gösterimi 24 uluslararasi istanbul film festivali'nde yapilacak olan yol filminin erden kiral'li olan bölümünün yapil(ama)ma hikayesini konu alan erden kiral imzali film.
  • yol filmini başta erden kıralın çekmesi planlanırken bu görev ondan alınıp şerif gören e verilmişti.bu olayın erden kıral ın gözünden anlatıldığı yarı gerçek yarı kurgu türk filmi.yılmaz güney in eşi fatoş güney röportajlarında yılmaz güney i yanlış tanıttığı için filmi eleştirmektedir.
  • yoldayım…
    huzuru aramaya çoktan başladığım şehirden, huzuru bulmaya başka topraklara doğru,
    yollardayım…
    bu körfez böyle miydi eskiden? sanayi bacaları, petrol atıkları, zehir dumanlar, yaz vakitleri gözle görülebilecek kadar hava kirlilikleri…
    değişen dünyanın milyon kilometre kareleri içinde milimetrik kapladığımız uzay boşluğunda, karıncalar gibi yol almaktayım. karıncalar gibi hareketli, korkak, güçlü.
    çekil önümden dağ, tepe! körfezi görmek istiyorum. yıkıl karşımdaki ağaç, içinden geçeceğim tünel, karşılaştığım tüm engeller: yormayın beni.
    cennetin kapısını aralamaya gidiyorum. nevrotikliğimin son evresinde kaybettiğim kendimi bulmaya gidiyorum.
    tutunamayanların öyküsü üzerinde yol aldığım hattın ana fikri.
    saçlarım yağlı, göz altlarımda torbalar. yorgunluk yüzümün tek belirtisi son zamanlarda.
    çantamda şarap şişeleri, tekelci amcanın hediyesi bir ufak tirbüşon.
    bir keman konçertosu kulağımda bestecisini bilmediğim.
    ne çok istasyon!
    durmaksızın gitmek istiyorum halbuki: insanları yakmak için kullanacağım benzin, karbonmonoksit saçan tesisler…
    üşüyorum teknolojik ekipmanlar içinde.
    esniyorum üstüm başım uyku içinde.
    yoruluyorum çok.
    çünkü;
    aşk daha başlamadan kaybedilmiş bir savaştır.”
    beni hayata döndürmesini istediğim her şey kayıp gidiyor elimden.
    im a loser baby so why dont you kill me? (kaybedenler kulübü nerde acaba? istanbul’a dönüşte üye olmalıyım kesinlikle..)
    gecenin bu saatine yakışmayan parçalar kulağımda.. aslında bir dj olmalıydım. gecenin şu saatinde kim dinler beni diye düşünürken birileri bana küfretmeliydi..
    un’ emozione per sempre” diyor şimdiki parça. baştan sona palavra:
    sonsuza kadar süren şeyleri sıralıyorum da beynime, uzun bir kuyruk oluşuyor önümde; boşluklarla doldurulmuş.
    o kadar çabuk tükeniyor ki her şey, sonsuzluk yalnızca lafta kalalı asırlar oluyor.
    yaptıklarımdan pişman olmamak için başkalarını suçlamayı seçmişken, yargılanıyorum yüce mahkeme önünde.
    uyusam rüya görebilir miyim acaba?
    her gece aynı insanla uyumaktan sıkılmak istiyorum artık. izin vermiyor yüce mahkeme.
    sonsuzluk yalnızca lafta kalalı asırlar oluyor, biliyorum.
    şimdi sadece uyumak istiyorum oysaki.. rüya görmek istiyorum, çok zamandır rastlayamadığım mutlulukla dolu..
    ama…
    uyuyamıyorum.
    uykunun başını döndürdüğü insanların gürültüsü içime işliyor; uyuyamıyorum.
    kafatasımın içindeki yolculuklar bir an olsun yalnız bırakmıyor.
    uyumak unutmakla eşanlamlı.
    uyumak istiyorum
    unutmak
    is-ti-yo-rum…
  • her film bir cümle ile yola çıkar. sonrası bu cümlenin öznesini, tümlecini ve yüklemini yerli yerinde izleyiciye ulaştırmaktır.ancak kendine güvenen güçlü ve iyi yönetmenlerin devrik cümleler kurmaya hakkı vardır. mesala tarkovski gibi bir yönetmen özneyi cümlenin en sonuna koyarken "anlaşılmama/izlenmeme" gibi olumsuzluklardan korkmaz; konuştuğu dil devrik yani şiire hastır. ve peşinden azınlığın gelmesi/cümlesini azınlığın anlaması en başta istediğidir.tarkovski, sanki izleycisine bir "seçme" sınavı uygular. bu sınavı geçen çırakların o'nu dinlemeye hakkı vardır sanki. cümleleri uzatmadan bu filme gelirsek: yılmaz güney gibi derin bir özneden yola çıkılmış, ve öznenin ağırlığını omuzlarına yükleyecek, o özneye ait bir şeyler söyleyecek yüklem ise barındırmalıydı içinde bu coğrafyanın "di"li geçmiş zaman bir hikayesini. bu filme ait bütün eleştiriler, seyirciyi anlatmak istediği zamanın içine sokamaması ile başlıyor. oysa film tam ortasında durmak istediği zamanın. sanki yönetmenin elindeki sözcükler kısıtlı, bir cümle kurması için. ona verilen imkanlar dahilinde "elimden gelen budur!" diye bağırıyor sanki yönetmen. özneniz yılmaz güney olunca, sözcükler istifa ediyor ve bakışlar (sadece yılmaz güney'e ait olan ve bütün sözcüklerden güçlü olan) konuşmaya başlıyor. yollar, tarlalar boyunca, insanı en zemin katından en üst katına kadar özetleyen bakışlar. çünkü "neden?" sorusuna hayatı boyunca "bazı şeyleri anlamakta zordur; anlatmakta..." diye cevap veriyor bütün ömrünü bir bakışta özetleyen ozan. bu coğrafyada bir kürt olarak "yaban-otu" gibi inadına büyüyen ve anlaşılması en güç olan bir dönem türkiyesinin yılmaz ozanı. bir öğrenci olarak cebimdeki son parayı bu filme verdikten sonra, kısık bir sesle: "kötü" deyip; yarım bir adam gibi ayrılıyorum, o salondan. izlediği her filmin sonunda,filmden seçtiği bir kahramanı film çıkışı "5" dakikalığına oynayan o gerilerde bıraktığım çocuğa sorsanız : "yımaz güney öksüz!" derdi-ki en iyi eleştirmen o çocuk sanırım- bir şeyler eksikti. ama söz konusu "çirkin kral" ise, her eksik ve hatta her kusur bir fazlalık olarak halka geri dönüyordu. yine de "şans kapıyı kırınca", "g.o.r.a" gibi saçmalıklarla/masturbasyonlar ile kıyaslanmayacak kadar güzeldi. bu filme harcanan para diğerlerinden ne kadar kısıtlı olursa olsun; yukarıdaki beşbenzemez filmleri satın alcak güçtedir yine de. alt seviyenin üstüne "vasat" deniyor evet...vasat..ya da bu filmin diğer adı..
  • bir can yücel şiiri

    yoldayım aşkım yoldayız
    yola vurduk
    kanatlar açıyor ayaklarım
    yeni bitkiler ki görülmemiş
    kardelenler
    yeşillenerek herşeye
    yeşilleniyor dünya
    yoldayım aşkım yoldayız
    ne köyden kente
    ne de kentten köye
    artık anladım yolda olur devrim
    yolda başladı devrim
    mesafeler ki doğacak çocuklarımız
    ne varsa sakat devirin.